şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 1912'de selanikten gelen babaannemdir.
    30larda bulgaristan dan gelen anneannem ve mandolinle tuna valsleri çalan dedemdir.
    buraya gelirken evinden bir avuç toprağı anı olarak mendile koyup getiren anneannemin annesi ruziyedir..
  • balkan harbinden sonra gitgide artan baskılardan bunalıp çareyi anavatana gitmekte bulmuş, çeşitli zamanlarda çeşitli sebeplerle ve ceşitli yollarla türkiye'ye gelip yine birbirlerini bulmuş insan topluluğu. neden birbirlerini bulmuşlar? niye başkalarıyla biraraya gelip evlenmemişler?

    şöyle ki, benim bildiğim akrabalarım içinde muhacir olmayan yok. tüm dayılarım, teyzelerim, halalarım da hep muhacirlerle evlenmişler. huyunu suyunu daha bir bildiğinden midir? yoksa içi boş bir gelenek midir bilmem. daha yeni yeni, bizimkilerin izmir'e yerleşmesinden (1960) 45 yıl sonra benim kuşağımdan çıktı muhacir olmayanlarla evlenenler.

    bu biraz da orada çektikleri sıkıntıların sonucu oluşan kenetlenme duygusunun eseri sanırım. babamdan dinlerim, orada ilkokul üçe kadar okumuş. okulda söylettikleri şarkılarda dahi, bariz türk ayrımcılığı varmış.

    ...........tu turko andras,
    ehi kayikya, ehi vapori,
    dentelo manam, dentelo
    rumya yenitika, rumya petano

    kızım seni şu türk’e vereyim mi?
    bak hem kayıkları hem gemileri var.
    verme anneciğim, verme,
    rum doğdum, rum öleceğim.

    daha 8-9 yaşındayken bu tarz bir dışlanmışlıkla yaşamak, sanırım insanları derinden etkilemiştir.

    muhacirlerin, özellikle de benim ailemin göç hikayesini etraflıca düşündüğümde, ortaya çıkan manzara şudur:

    batı trakya’nın bir köyünde, kendi evlerinde oturup, kendi tarlasını süren, pazara çıkıp, kendi ürününü satıp geçinen bir köylü iken, “ehh yeter bre” diyip tası tarağı toplayıp sapı samanı satıp savıp, daha önceden hiç bilmediğin bir yere yola çıkmak, geldiğin yerde sana verilen (ucuza satılan) bir arsaya derme çatma evini yapıp, fabrikalarda çalışmaya başlamak. bu yüzden hiç bir çocuğun okuyamaması, az kazanıp, geçinmeye çalışmak, ama hep çalışkan, hep dürüst ve temiz yaşamak...

    ben tüm bunları yazarken bir yandan da şu anki halimizi düşünüyorum. türkiye’de yıllardır dışlanmış yaşayan insanları. benim akrabalarım içinde kızı bir kürt ile evlendi diye yıllarca kızıyla konuşmayan babalar var, tüm hakları bir kenara bırakalım, bu tek örnek bile insanların çektiklerini ne çabuk unuttuklarına güzel bir örnek.

    peki insanlar, bilgisi görgüsü geleneği kendinden farklı diye mi yapıyor tüm bu ayrımcılığı? altta yatan sebep ne? yıllarca kapı komşusu olan ve çok iyi geçinen bir kürt ile bir muhacir, çocukları evlenmeye kalkınca niye bu kadar gürültü çıkarıyor?

    acaba başka ülkelerde de bizdeki kadar farklı isimlerle anılıyor mu, insanlar? laz, kürt, çerkes, azeri, abaza, pomak, arnavut, alevi, ve hatta muhacirler bile ayrılmış durumda, bulgaristan, yunanistan, girit, rodos vs.

    niye insanlar tanıştığı insana ilk on dakika içinde “nerelisin?” diye soruyorlar ?

    ya da tüm soruları bir kenara bırakıp soralım

    neden birbirimizi sevemiyoruz?
  • birbirlerini gördükleri anda hiç tanışmasalar bile karşılıklı sıcaklık duyabilenlerdir.. anneannesinden, babaannesinden, dedelerinden, annelerinden ve babalarından kalan özlemleri taa içlerinde hisseden, o toprakları hiç bilmeseler bile -yeniden- görmek isteyenlerdir.. kanlarında olan neşelerinin yanında derin hüzünlerin de sahibi insanlardır.
  • başka bir görgünün insanlarıdır.

    tembeli, çalışkanı, alkoliği, dincisi, milliyetçisi, demokratıyla farklı farklı (iyi ve kötü) da olsalar kendilerine yapılan bir yanlışa uçan tekme ya da kafa atarak cevap vermek akıllarının ucundan geçmeyen insanlardır.

    buraya, bu topraklara ait olduklarını düşündükleri için gelmişler. ama bu topraklara da az biraz yabancı kalmışlardır. *** *
  • benim de dahil olduğum insanlar topluluğu. daha ben küçücük minnacıkken babaannem ile dedem ne zaman sesini yükseltse konuştukları lisan birden değişirdi... nolurdu anlamazdım... bunun sebebini de yıllar sonra anlamış bulunmamla köken araştırmasına girmem aynı zamanlara denk gelir... velhasıl gereken herşey (bkz: pomak) başlığı altında incelenmiştir... birgün de oralarda bir sözlük zirvesi olsa da kalksak gitsek be sözlük olmaz mı, hee?!?!
  • bir kısmı kendi istekleriyle gelmiş, bi kısmı ise göçe zorlanmış insanlardır.kendi istekleri ile gelenler bıraktıkları ülkeden herhangi bir hak talep edemezler fakat 1989 yılında gelen kesim çoktan avrupa birliği vatandaşı olmuştur.

    sıcak kanlı insanlardır. zaten hemen tanırlar birbirlerini.şahsen ben hiç yanılmadım tahminlerimde. düğünleri fazlaca abartmaları dışında ilkel adetleri, gelenek, görenekleri yoktur. hemen hemen hepsi içki konusunda sünger kıvamındadır. son 23-30 yıl içinde göç eden 35 yaş üstündekiler sscb döneminde eğitim aldıkları için disiplin nedir gayet iyi bilirler. erkekleri yetenekeli ve yakışıklı, kızları ise hem güzel hem de beceriklidir. göç edip geldikten sonra türkiye'deki eli yüzü dügün insan sayısı bariz artmıştır.
  • (bkz: rumelili)
  • (bkz: rusçuk)
  • hiç görmediğim selanik'in, langaza'nın ve priştina'nın kırık dökük arnavut kaldırımlarına özlem duyan insanlardır. anneanemin, babaannemin, dedelerimin hikayeleri. senelerce yaşadıkları bahçeleri, orada kalan hayvanlarını özlediler. o özlem benim içime bile doldu zaman zaman. annesini tanımadan yaşayan birinin ona olan özlemi gibi. başkalarına anlamsız görünen bir hicran yarası. sürüklenmeden arta ve arda kalan duygular. ne zaman bir rumeli türküsü duysam, ne gün bir kadın mare diye seslense, onların orda kalan yarılarını özlerim. gemilerle ülkenin her tarafına savruldukları anda, burada duran ve orada kalan yarılarının hep birşeylerden pişman, hem mutlu hem hüzünlü türküleri başlar. vatan neresidir? gurbet ne yana düşer? yoksul bir rum ailesinin kızı dido satiriu dan benden selam söyle anadoluya'yı, ayvalık’tan midilli’ye göç eden illias venezis, söke’den sisam’a göçeden elsa hiou’nun “izmirli nine” romanlarını, kozmas politis ’in karşıyaka’yı anlattığı “yitik kentin kırk yılı” romanını; kemal yalçın’ın “emanet çeyiz” adlı romanını, ayvalıklı tarihçi ahmet yorulmaz’ın “hasanakî’nin trajedisini” anlattığı savaşın çocukları adlı kitabını, sotiriu’nun kitabına karşılık ertuğrul erol ergir'in, “giritli mustafa” ile “sen de benden selam söyle hanya’ya, kandiya’ya, resmo’ya” romanlarını ve benim bilmediğim birçok mübadele öyküsünü okuyanlar dedelerinden, anneannelerinden, babaannelerinden miras nice ikilem acısını miras aldıklarını göreceklerdir.
    .