şükela:  tümü | bugün
  • the wire dizisinde avon barksdale'in sag kolu, consiglieri'lerin en zencisi ve en karizmasi. idris elba tarafından canlandırılmıştır.
  • spoiler vermek üzereyken tuttum kendimi bell hakkında. avon barksdale gangsterken bell işadamıydı. kirli parayı yöneten, gayrımenkul alımlarını halleden, politikacılarla ilişkilere sahip olan bell dir. cok ihiyatlıdır cok sakindir. uyuşturucudan daha cok kazanmak icin pazarlama stratejilerini geliştirmek icin kurslara bile gider. sonu ne olmuştur diyenler diziyi izlemeye devam etmelidir.
  • --- spoiler ---
    son sozleri "get on with it motherfuckers!" olmus, daha cumlesini bitiremeden omar littlein shotguni brother mouzoneun revolveriyla ayni anda hareket gecmistir.
    --- spoiler ---
  • akıllı adamdır, ibnelikleri çoktur, ama ona göre bunlar "business"ın gereğidir. kendi içinde tutarlı bir adamdır en azından. barksdale ortaklığının beyin kısmıdır, avon kardeşiyle geçinir giderler.

    --- spoiler ---

    amma fakat velakin bir zaman sonra yolları ayrılır avon'la.. uzun uzun spoilera girmeye gerek yok, ama bir sahne var ki yazmadan geçmek ayıp olur: stringer avon'un üs olarak kullandığı yerin adresini polise vermiş, avon da stringer'ı arayan omar-mouzone ikilisine onun yerini söylemiştir. kardeşten öte olan bu ikili birbirini satmıştır yani, ikisi de kendisini bunun "business" gereği olduğu konusunda ikna etmeye çalışır. olaylar patlamadan önce son kez ikili klasik bir buluşma noktasında bir araya gelir, eskilerden konuşur, ikisi de diğerinin de kendisini ispiyonladığından habersiz, kendi pişmanlığı içindedir; seyirci olarak biz "vay amına koyim" deriz. amma uzadı spoiler.. iyi adamdır, ama bağlama kurban gitmiştir.

    --- spoiler ---
  • cok soguk kanli, cok planli, seytani zekaya sahip bir karakter, hayvan gibi yakisikli olmasi da cabasi. insan ne yazikki imrenmeden edemiyor kendisine. bu dizide aslinda hicbir karakter idealize edilmemis, cok insani birakilmis. ama sanki stringer'a kiyak yapilmis gibi... idealize edilmemis bircok kahramanin karsisina koyulmus cok ideal bir anti-kahraman. bence zaten bu garip denklem bu diziyi son derece enteresan ve izlenesi kiliyor.
  • the wire dizisinin en karizmatik karakteri.
  • the wire gibi mukemmel otesi bir diziden bile, bir sure sonra neredeyse "akilda kalan tek isim" oluyor. ne denli basarili bi is cikarmis var dusun.
  • muhteşem bir dizinin muhteşem bir karakteri.

    --- spoiler ---

    ayrıca kendisi yaratılırken freakonomics'te geçen j.t. adlı gangsterden feci şekilde esinlenildiğini düşünüyorum.

    kitabı okuyanlar bilirler, hindistan kökenli bir genç; sosyoloji alanında doktora tezini vermek için chicago'daki sosyal konutlara*, şehirdeki fakir zenci nüfusla onların yaşam koşulları hakkında anket yapmaya gider. fakat olaylar istediği şekilde gelişmez, o sırada zenci mahallelerinde bir çete savaşı vardır ve gencimiz ne idüğü belirsiz tipinden dolayı kendini kafasına bir silah dayalı halde buluverir. sonra zencilerin lideri j.t. gelir ve bunun yaşamını bağışlar, kendi denetimi altında gencin zenci çeteleriyle ilgili bilgi toplamasına izin verir. gencimiz artık uzun bir süre için zenci mahallesinde yaşamaya başlar.

    burada ilginç olan mevzubahis uyuşturucu çetesinin işleyişidir. kitapta bu işleyiş mcdonald's'ın iş modeline feci halde benzetilir. bir şekilde gencimizin eline geçen tutanak defterleri bunun belgesidir. chicago'daki o çete de franchiselardan sadece biridir. j.t. dediğimiz adam da bu franchise'ın genel müdürüdür. kendisi işletme mezunudur, tıpkı stringer bell'in community college'da işletme okuluna devam etmesi gibi. her ay alt düzey yöneticilerle genel değerlendirme toplantıları düzenler, stringer bell'in düzenlediği konferanslar gibi. j.t. de stringer bell gibi pahalıya patlayan sokak savaşlarından mümkün oldukça kaçınmaya çalışır, kalın kafalı ve silahlı çatışmalarda kendini göstermek isteyen çete üyeleri ikisinin de planlarını bozar. ikisi de ihtiyatlı davranıp uyuşturucunun ve silahın yanına yaklaşmaz. üstüne üstlük ikisi de uzun boylu yakışıklı adamlardır falan filan. sonunda stringer bell çevirdiği entrikaların sonucu öldürülür, j.t de hapse girer.

    stringer bell'in ölmeden önce yaşadıklarıysa özellikle düşündürücüdür. uyuşturucu parasını aklamak ve meşru yollardan para kazanmak için çırpınan stringer bell'e gangsta zihniyetini aşamamış avon barksdale destek çıkmamış, köstek olmuştur. string'in kendi menfaati için her şeyi yapabilecek ibnenin teki olduğu doğrudur ama bu avon'un "ya bak özge benim sokaktaki itibarım her şeyden önce gelir taam mı?" çapsızlığına mazeret değildir. işleri büyütmek için önüne gelen her fırsatı elinin tersiyle itmiştir avon. bence avon'un zihniyeti zencilerin suç dünyasındaki ve bunun temsil ettiği gibi toplumdaki yerini açıklamaktadır. yunan, rus, italyan suçlular devletin önemli kademelerine sızmış, eline kir değmeden paraları götürürken zenciler bunların piyonları olarak çalışır. çete kavgalarında ölenler de zencidir, uyuşturucuyla zehirlenenler de ama yetmiş iki millet bu işten para kazanır. oyunun içindeki çoğu zenci erken yaşta fakir olarak ölür. uyuşturucu işinin kaymağını yiyen zenci de toplumuna veya işine yatırım yapmaktansa arabaya yeni jant taktırıp dişlerini altın kaplatır.

    --- spoiler ---
  • the wire izlerken yaklaşık olarak bütün karakterlere hasta olmakla birlikte kendisinin boy göstermesiyle ayrı bir heyecanlandığım karakterdir. bunu hem karakterinin derinliğine hem de oyunculuğunun güzelliğine bağladım en sonunda.

    o nasıl bir oynayıştır, nasıl bir yürüyüş, nasıl bir duruş, nasıl ufaktan ufaktan kendini ekrana yerleştiriştir?! idris elba ya şimdiye kadar gördüğüm en iyi zenci oyuncu ya da bizzat stringer'ın kendisi.

    --- spoiler ---

    dünyada iki çeşit insan vardır: işadamları ve askerler. stringer'ın o kadar askerin arasına kendisini bir işadamı olarak yerleştirmesi başından bir kahramanlık hareketiydi aslında. sonra "ne de olsa paranın geldiği yer önemli değildir" mantığıyla daha büyük çapta oynamaya çalışması, kendi geldiği yerden kurtulma uğraşı vermesi ve bu uğraşı verdiğinin, daha doğrusu bir çaba içinde olduğunun ancak başarısız olduğunda anlaşılması şiir gibi bir anlatımın olduğunu gösteriyor.
    ne de olsa hep havalıydı stringer. o bir şey için çabalamazdı. ellerini arkasında birleştirir, emin adımlarla yürür, espri yapsa bile bunu son derece ciddi bir havayla yapar, yüzünde en ufak bir değişim gözlenmezdi. onun ölümü de her ne kadar yaptığı ibneliğin sonucu olsa da aslında kahramanca değil miydi? bütün kötülüklerini her defasında unutmadık mı onun asil duruşunu izlerken? başarısızlığın dibine vurmuş havalı bir adamdı o.

    stringer bir trajedi kahramanı değil de nedir? o öldükten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
    --- spoiler ---