şükela:  tümü | bugün
  • muz cumhuriyetine evrilmiş memleketimde dönen rüşvet ve yolsuzluk çarkının not edildiği günlükten birkaç sayfa, mideniz bulanmayacaksa buyrunuz efendim:

    adam kamuda çalışan/çalıştırılan taşeron işçi, daha doğrusu inşaat teknikeri. maaşı da 1750 lira. adı da hk. hk o işe me isimli milletvekili vasıtasıyla giriyor. hk ve me belki akraba belki aynı köylü belki de eskiden birbirini tanıyan iki arkadaş, iki dost. o kısmını tam bilmiiyoruz. hk bir şekilde me vasıtasıyla, me referansıyla taşeron firma adı altında kamu görevinde istihdam ediliyor.

    hk tam bir pak parti fanatiği ya da fanatik görünen pak parti yalakası. hk'nin başkan te ile çekilmiş bir kaç tane fotoğrafı bile var. her mitinginde en önde hk, sürekli fırsat kolluyor başkan te ile görünüp, fotoğraflanmak için. ve bu amacına da ulaşıyor. facebook hesabındaki ve watsapp hesabındaki profil resmi başkan te ile bir şekilde aynı karede göründüğü o fotoğraf. masasında ve masasının arkasındaki duvarda da bu fotoğraf var. sırıtan bir başkan te ve yine sırıtan bir hk. tiksinç bir fotoğraf.

    hk iki çocuk babası, 35'li yaşlarında yağız bir anadolu delikanlısı. sözde anadolu delikanlısı ama işinde pek de öyle değil. işine geç giden, bazen gitmeyen, gidiyormuş gibi yapan, yerine imzalar attıran, çevresine nüfuzu vasıtasıyla baskı yapan, iş arkadaşlarının bu konuda sürekli susmasını sağlayan bir eleman olup çıkmış nüfuzunun verdiği erk ile. güç budalası olup çıkmış ve bu budalalık karakterine de sirayet etmiş. iğrenç bir tip olup çıkmış siyasete bulaşınca, çamurluk, çirkeflik vb. her şey üzerine yapışıp kalmış, bu da reddetmemiş bunu. kabul etmiş ve sevmiş bu yeni özelliklerini. iyice ileri gitmiş zamanla. vatandaşla ve firmalarla çıkar ilişkilerine girmiş. rüşvet almış(20 bin lira ve belgeli), başka çıkarlar da sağlamış kendine. bildiğin ufak çaplı bir hükümdarlık kurmuş çevresinde. 3 ordan 5 burdan, başkasından evine erzak, diğerinden arabasına yakıt, öbüründen de beyaz eşya, dev ekran lcd felan. bayağı bir pisliğin içine batmış ama herkes göz yumuyor. kimse demiyor: aga bu ne? ne yapıyorsun sen? bu yaptığın yanlış. bunları demeye, sormaya yeltenenleri ise bir şekilde susturuyor, bastırıyor hk. kimse de bunları sorma meraklısı değil zaten. ülkenin mevcut siyasi ve idari olarak çalkantılı durumunun da katkısı yok değil bu umursamazlıklarda. iftirayla, yalanla-dolanla, gözünün üstünde kaşın var bahanesiyle insanlar hapse atılırken, görevden el çektirilirken, sürgün gibi memleketlere göreve gönderilirken kimin haddine pak partili, vekil dayısı olan ve başkan te ile fotoğrafı olan birine akıl vermek, onun işlerine taş koymak, onu şikayet etmek? "otur oturduğun yerde, neme lazım, ne bok yerse yesin, ülkeyi ben mi düzelteceğim" mantığı hakim herkeste.

    hk'nin iş arkadaşı sayılabilecek bir tane cengaver şoför durumu içine sindiremez. şoför işte, asgari ücretli ve emekli bir amca. iki çocuğunu üniversitede okuttuğundan dolayı mecbur kalmış ve emekli olmasına rağmen ek olarak hk'nin görev yaptığı birime şöför olarak işe girmiş. şoförün gözüne batmış hk'nin yediği haltlar, çevirdiği pislikler. hk sürekli bir rant peşinde, nerde çıkarı var orada. görevmiş, meslekmiş, devlet onuruymuş felan yok adamın fikrinde. varsa yoksa kendisi, üç kuruş daha fazla nasıl kazanç sağlarımın peşinde hk. şoför amca bunu birkaç ay izler. izler derken hafiye gibi değil, öyle, bir iş arkadaşı gibi, aynı katta görevli iki memur gibi. özel bir izleme değil, sadece gördüğünde daha fazla dikkat kesilir, adının geçtiği yerlerde kulak kabartır, bununla işi olduğunda iki kere düşünür o işi. izleme dediğim bu, sadece dikkat kesilme aslında. şoför amca bunu çözer fazla zaman geçmeden. çözülmeyecek gibi de değildir zaten, o kadar aleni, o kadar ortadadır her şey. hk zaten bu adamı birimin şoförü olmasına rağmen tamamen kendi özel şoförüymüş gibi kullanmaktadır. kimse buna da söz etmez, sesini çıkarmaz. şoför buraya, şoför şuraya şeklinde şoförü de emrine almıştır hk. şoför de ihtiyar ve ihtiyaç sahibi ya, yüklenir de yüklenir şoföre. sürekli kullanır bunu. her işinde şoför vardır. bütün işlerini bu arabayla görür.

    böyle aleniyken her şey neden kimsenin dikkatini çekmez peki? neden sadece bu şoför amcanın dikkatini çeker, gözüne batar?

    şimdi bu hk kendine güvenen, nüfuzu olduğu bilinen biri. bunu göstermek için de sürekli bir çaba içinde. başkanım lafı ağzından düşmez hiç, vekilin şeceresini döker ortaya, pezevenk sanki vekilin oğlu. o kadar biliyor, o kadar yakın anlatıyor kendisini ona. bir de oraya bunların vasıtasıyla gelmemiş mi? tamam işte, bu adam bildiğin dayısı vekil, vekil ile içli dışlı, gerektiğinde başkan te'ye bile ulaşabilecek kadar nüfuzlu. herkesde oluşan algı bu. bir de bu algının üzerine alenen çevirdiği işler. herkes biliyor ama kimse konuşmuyor, dillendirmiyor ve işlem yapmıyor. bu da ayrı bir baskı oluşturuyor kişilerin üzerinde. millet bu adamın bu aleni iş yapmasını görünce şunu düşünüyor: bu adam herkesin gözü önünde bu işleri çeviriyorsa ve bunu ben dahil herkes biliyorsa, amiri, müdürü gıkını çıkarmıyorsa demek ki bu adam harbiden taşşaklı, ya da çok taşşaklı tanıdıkları var. böyle düşünüp uzak duruyor herkes.

    neyse, dönelim esas mevzuya. şoför amca direkt müdürüne gider. müdürüne şikayet eder hk'yi. bunları yapıyor, şunları yapıyor, burdan bunu yiyor, şuradan da bunu alıyor diye detaylı bir şekilde içini döker müdürüne. müdürü ise durumu hayretle dinlemekle birlikte aslında olaydan evvelden haberdardır ama koltuk davasına, mevkimi kaybederim korkusuna görmezden gelmektedir olayı. müdür bey şoföre "peki bunları gözlerinle gördün mü? bu anlattıklarını gerekirse müfettiş ve savcı önünde de anlatabilir misin? anlatıklarının birkaç tanesini belgeleyebilir misin ya da en azından başka şahit de gösterebilir misin?" diye sorar. bunu sormasındaki maksat aslında şoförü yıldırmak, alttan alta baskı uygulayıp gözünü korkutmaktır. şoför savcı, müfettiş lafını duyunca kekeler, ne diyeceğini şaşırır. müdürü kendisine "iftiranın kötü bir şey olduğundan, insanları delilsiz, şahitsiz hırsızlık ve rüşvetle suçlamanın çok büyük vebali olduğundan, hk'nin aslında iyi biri olduğundan, pak partinin en güvendiği adamlarından olduğundan, bir suç isnat edilecekse dikkatli olunması gerektiğinden, but ür şikayetlerin yazılı yapılması gerektiğinden, delil ve detaylarıyla isim-imzayla başvurulması gerektiğinden, sözlü ithamların dikkate alınamayacağından" bahseder. biraz korkutmak biraz da olayı örtpas etmek biraz da şoför amcayı yatıştırmaktır amacı. başarılı da olur bu amacında müdür bey.

    şoför amca işine döner. ama içi içini yemektedir. sindiremez olayları, soygunu, hırsızlığı, çıkarcılığı, devletin düştüğü hali. ama eli mahkum çalışmaya devam eder. devam eder ama devam ederken de sürekli defterine notlar alır. tarih tarih, gün gün, saat saat herşeyi not eder. bugün bunu yaptı(k), bunu aldı(k), buna bunu dedi, şuna şunu dedi. her şeyi not eder. alınanı, verileni, alanı, vereni, isim isim, numara numara kaydeder defterine. burada bunu yedi, buradan bunu aldı gibi her türlü pislik not edilir. kimse de anlamaz durumu. defter de gizlidir zaten. belki akşam evinde yapmaktadır bu not alma işlerini. belki de arabasında beklerken. bilinmez.

    birkaç ay sonra müdür beyin tayini çıkar, sınıf atlamıştır, terfi almıştır ve daha büyük bir şehre, daha yüksek bir makama layık(?) görülür ve daireden ayrılır bu maksatla. yerine de başka bir müdür gelir. şoför amca bunu fırsat bilir, belki bu müdür önceki gibi değildir, belki biraz onuru, vicdanı vardır diye ümit eder. ama tedbiri de elden bırakmaz. defterinin fotokobisini çekerek bir dilekçe ile daireye sunar. dilekçe bir şekilde kayda girer, sisteme işlenir. dilekçe müdürün önüne düşer. müdür şok olur, ne yapacağını şaşırır. şoförü çağırır önce. şoför önceki müdürle konuşmalarını, hk'nin çevirdiği haltları felan anlatır dilinin döndüğünce. müdür ise yazılı, isimli-imzalı ve delilli iddialar karşısında pek de bir şey diyemez şoföre. yapacak bir şey yoktur. topu* kendinden atmak için yazıyı bir üst makama havale eder.

    hk ise kükrer durum karşısında. müdüre ayrı fırça atar, şoföre ayrı. tehditlerin bini bir para. en alt kademe taşeron işçisinden hiç beklenemeyecek cesaret gösterir. sürmekten, süründürmekten bahseder. bu işin burada bitmeyeceğinden, bunun bedelini ödeteceğinden, oturduğu koltuğa kendisi sayesinde oturduğundan, isterse o koltuktan kaldırtabileceğinden, o şoförü işten attırabileceğinden, bir daha da hiç bir işte çalışamayabileceğinden bahseder. zannedersin başkan te, onun kadar etkin ve yetkin. müdür tutuşur bu tehditler karşısında, olayı üst makama havale etmek zorunda kaldığından, kendisinin yapabileceği bir şey olmadığından, dilekçeye cevap vermek zorunda olduğundan felan bahseder.

    sabahında bu olaylar cereyan ederken şoför amcanın telefonu çalar. arayan sayın vekil me'dir. adam basar fırçayı me. hk'yi yerlere göklere sığdıramaz, hk'nin pak parti'nin en güvenilir, en sadık üyesi olduğundan, hk'yi oğlu kadar sevdiğinden, ona o kadar güvendiğinden bahseder, hk'ye iftira atmaya nasıl cesaret ettiğini, kimin uşağı olduğunu felan sorar sinirle. şoför amca konuşmaya bile cesaret edemez yüksek ses karşısında, fırsatı da olmaz zaten konuşmaya. daha telefonun kapanmasından saat bile geçmeden amiri tarafından çağırılarak işinden kovulur.

    müdürü ise ertesi günü görevden alınırak başka bir şubeye gönderilir, yerine de başka bir müdür gönderilir. üst makama giden dilekçe ise değerlendirilir, herhangi bir soruşturmaya gerek olmadığına, araştırma ve tetkikler neticesinde iddiaların asılsız olduğuna kanaat getirilir, "gereği yapıldı" işareti ile arşive kaldırılır. bütün bunlar cereyan ederken hk yeni müdürün odasında bol köpüklü kahvesini içmektedir.

    yarasın memleketime, afiyet olsun.

    gg edit: türkiye'nin bu karanlık ve puslu vadisinde yaşananları anlattığımız bu entry'deki kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.

    evet, o şoför amca kadar cesur değilim maalesef. birçoğumuz da böyleyiz. ben içime sindiremediğimden, belki bu pislikten midesi bulanan birkaç pak partili yolundan döner diye ümid ediyorum, bu amaçla burada paylaşıyorum bunları da.