şükela:  tümü | bugün
  • güzel insanların ülkesi.
    3 seneyi aştı rusya serüvenim, birçok rusun yaşamak için can attığı ülkenin kalbinde bana da yer açılmıştı.
    gelmeden önce her türk gibi araştırmaya başladım yaşayacağım toprakları.
    tek başınıza fazla dolaşmayın, metroya gece yalnız binmeyin, organ mafyası var uçkur sevdasına götü kestirmeyin gibi uyarılar doluydu. neyse lan macera dedik geldik.
    ilk zamanlar korkak olan adımlarımız zamanla cesurlaşmaya başladı çünkü bu insanlar aslında sanki kötü insanlar değil gibilerdi.
    sonra dil öğrenmeye başladık. 3-5 küçük muhabbet. aslında bu insanların gayet esprili insanlar olduklarını genel bi kanı olan soğuk suratlı tiplerin aslında 2 muhabbet sonrası sıcacık güldüğünü, hiç tanımadığın alekseyin sana barda içki ısmarladığını, iş arkadaşın sergeyin seni sırf istedin diye seni kendi arabasıyla havaalanına bıraktığına şahit oldun. bir kaç bayan arkadaşlarım oldu. güzel ilişkiler, bir türk kızından aslında çok da farklı bi kafada olmayan rus kızını tanıdım. onlar da trip atıyor onlar da gülüyordu. tamam biraz farklıydı ama kötü değildi. orospu hiç değildiler. türkiyede nasıl insanlarla muhattap oluyosam burada da aynı karakterli insanlar doluydu. ırkçılık yaşamadım en önemlisi. türk olduğumu öğrenince komik sorular sorarlardı. eğleniyorduk.
    ilk başlarda eski püskü gelen hayat stili zamanla tatlı gelmeye başladı.
    istanbulda senede 3 kez polis yolda durdurup gbt yaparken moskovada 3 senede 1 kez polis kontrolüne denk geldim.
    3 senede iş çevresi geliştirdik, dil öğrendik, para kazanmaya başladık, bir çoğumuz ruslarla evlendi ki...
    şimdi 80.000 türk olarak geri dönmenin seneryolarını oluşturmaya başladık.
    çünkü o kodumun uçağını düşürmekten başka bi seçenek yoktu. çünkü sanki bütün diplomatik ve siyasi yollar denenmişti de geriye kalan tek şey yapılmıştı. o kadar da başarılı sonuçlanmıştı ki iş düşen uçak bizim karamıza bile düşmemişti.
    serseri bi ülkeyiz. yazık herşeye.
  • erdogan rejimi ucaklarini dusurdugunden beri her aksam ana haber bulteninin ilk 45 dakikasi "turkiye".
    metroda giderken bakiyorum; insanlarin okuduklari her gazetenin her sayfasinda "turkiye".

    turkler ucaklarinin dusurulmesi gibi olaylari en fazla iki hafta sonra unuturken ruslar unutmayacaktir.
    cunku bizden farkli olarak olaya "super guc" psikolojisiyle yaklasiyorlar ve gururlari cok incindi.

    rus hukumeti "turk halkiyla problemimiz yok" seklinde aciklama yapmis da olsa yukarida yazdigim anti turkiye propagandasinin turklere karsi irkci saldirilari baslatacagini gormek icin kahin olmaya gerek yok.

    "terore destek veren hukumete yuzde elli oy veriyorlarsa onlar da terorun desteklenmesinden yanalar"
    rus halkinin turk halki icin dusundugu bu.

    burada yasayan 86.000 vatandasinin akibetini bir saniye bile dusunmemis olan erdogan rejimini hicbir zaman affetmeyecegim.
  • türk ordusu rusya ordusu'ndan güçlüdür şeklinde zırvalıklarla elestirilebilen bölgesel güç.

    bir de demiş yeni doktrin falan.

    doktrin dediği de sadece zayıf ordu ve militanlara karşı etkili olabilecek olan sihalar.

    nükleer silahın yok, kendi üretimin uçağın tankın yok, bir aydan uzun sürecek topyekün savaşı kaldırabilecek petrolün yok ama rusya ordusundan güçlüsün.

    yaramıyorsa içmeyin...
  • putin'e & rusya'ya kızmaya hakkımız yok

    öncellikle allah şehitlerimize rahmet eylesin, onların intikamını sonuna kadar almalıyız orası ayrı

    türkiye bugün 2011'den beri sahnede olan facia hatalı suriye iç savaşına desteğinin bedelini ödemektedir.

    türkiye 2011'de, yalancı tezgahtar amerika'nın trenine binmeyip, suriye iç savaşına destek vermeyip, muhalifleri silahlandırmayıp, hastanelerini muhalif savaşçılara açmasaydı, esad'ın yanında dursaydı, esad ayaklanmayı 2-3 haftada bastırırdı, bu kadar insan da ölmemiş olurdu

    şimdi biz suriye iç savaşına destek verdik, elimize ne geçti ?

    koca bi sıfır (o)

    ne kaybettik:

    = gelen göçten dolayı demografik/etnik yapımız bozuldu
    = milyarlarca dolar gitti ve gitmeye devam ediyor
    = suriye gibi ekonomik olarak bizim arka bahçemiz olmuş, beyaz eşyasından demir çeliğine kadar herşeyi türkiye'den satın alan bi ülkeyi kaybettik
    = suriye'nin kuzeyininde demografik yapı bozuldu, amerika boşluğu kürtlerle doldurmaya kalktı
    = pkk ile suriye'de de uğraşır olduk
    = geçmişte türkiye'ye düşmanlık yapmış olsa da, 2000'lerde ilişkilerimizin çok iyi olduğu komşumuz suriyeyi politik/diplomatik açıdan kaybetmiş olduk
    = israil, suriye'nin güçsüzlüğünü fırsat bilip golan tepelerine iyice çöktü, ilhak etti
    = suriye'nin arkasında duran, suriye'yi yönetir ve yönlendirir hale gelen rusya ve iran'a koz vermiş olduk, ve bugün o kozu bize karşı kullanıyorlar

    ve bu kadar şey yaşandı, bedeller ödendi, ödeniyor ve ödenmeye devam edecek, esad ve baas da hala yerinde duruyor

    peki ne kazandık ?

    soruyorum ne kazandık ??????

    ***

    gerçek ulusal çıkarlara dayanmayan, rasyonel olmayan, milli imkanları esas almayan, ideolojiyi öne çıkaran stratejiler, idlib’de de olduğu gibi sorunlara yol açar.

    edit: imla
  • aslında almanya kadar iyi bilmemiz gerekirken nedense çeşitli şehir efsaneleriyle olur olmadık şekilde tasvir ettiğimiz ülke. neden almanya kadar yakın bilmemiz gerekiyor derseniz çünkü bir kaç avrupa ülkesinden sonra en çok türk nüfusu bu ülkede ikamet ediyor. çünkü rus kadınlarıyla en çok evlenen milletler arasında türkler ilk sırada. buna mukabil suriyelileri saymazsak ülkemizde en çok ikamet izni alan insanlar ruslar. tatil bölgelerimizden rusya vatandaşlarının ev satın alabilme hakkı olduğunu da unutmayalım. yani iki ülke arasında birbirimizi tanımamız için şartlar gayet yeterli. gerçi onlar bizi biraz daha iyi tanıyorlar fakat biz neredeyse hiç bir şey bilmiyoruz onlar hakkında.

    o yüzden dedim ki belli başlı öğeleri örnekleriyle açıklayayım. zira internette rusya hakkında doğru düzgün belgesel bile bulmak zor. gelin biraz daha yakından tanıyalım bu ülkeyi. genel geçer bilgileri wikipedia'dan bile bulabilirsiniz o yüzden nüfusu şu kadar, resmi dini nedir gibi konuları geçerek bizim anlayacağımız şekilde kategorilerle anlatacağım.

    --- yaşam standartları ---

    gelir eşitsizliği ve yoksulluk, rus tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak bugünlere kadar gelmiş kronik bir sorundur. alım gücünün en iyi olduğu dönem 70'li yıllar olabilir. lakin o dönem eve maaşınızla bir ton patates doldurmanın hiç bir mantığı yoktu. bütün parasını verip araç almak için dahi sıraya girmeniz ve beklemeniz gerekiyordu ki ortalaması beş seneydi.

    günümüzde asgari ücret 250-300 dolar civarında. devletin resmi açıklamasına göre açlık sınırı 160 dolar civarında. tabi ki bu rakamlara köyde dahi zor yaşarsınız. o yüzden insanlar sürekli ek iş peşinde koşuyorlar. plakalı taksi sistemi olmadığı ve taksicilik serbest olduğu için işten sonra taksiye çıkan bir sürü insan görebilirsiniz. hala türkiye'den akın akın bavul ticareti yapılmasının sebeplerinden birisi budur.

    büyük şehirlerde (özellike moskova) yaşam oldukça pahalı. şehir dışına bir adım attığınızda ise paralel evrene geçiyorsunuz. sscb sonrası birlikten ayrılan bütün ülkeler büyük bir mülkiyet krizi yaşadılar. öncesinde kimsenin evi yoktu. ikamet etmesi için verilmiş evraklara sahiptiler. sonrasında kim hangi evde oturuyorsa ona sahip oldu. yalnız buradaki sorun şu ki bir çok insan eski konumunu kaybettiği için bu evleri kiraya vererek veya satarak farklı yerlere taşındılar.

    haliyle merkez bölgedeki evlerin fiyatları uçtu. bu binaları toprak tapusu devlette kat ve daire tapuları halkta olduğu için yıkamadılar. en fazla tadilat yapılarak bu evleri kullanmaya devam ettiler. bütün post sovyet ülkelerde hala sik gibi duran çirkin evlerin yıkılıp yerine yenilerinin yapılmama sebebi de budur.

    türkiye ile benzer bir dönemde rusya'da yeniden şehirleşme ve yapılanma sürecine girdi. lakin yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü merkezdeki binalar öyle kaldı. şehirleri dışarı doğru büyütmeye başladılar. örnek olarak istanbul'un avcılardan başlayarak genişleyen kısmı gibi düşünebilirsiniz. şunu diyeceğim hiç aklıma gelmezdi lakin bizim hede hödö rezidanslarımız ve aksak topal altyapımız rusların şehir projelerini sağlı sollu tokatlar.

    öyle boktan bir şehirleşme var ki counter strike haritası gibi semtler yaratıyorlar. bir ihale açılıyor. devlet veya özel firmalar ihaleye katılarak belli bir alana belli bir yaşam kompleksi kurmayı taahüt ediyor. sonrası allah kerim. özel firmaların büyük kısmı binaları tamamlamadan kaçıyor. devletin yaptıkları ise kimi zaman kendi kendine devriliyor kimi zaman kalitesizlik yüzünden daha çok zarara yol açıyor. türkiye'de 60x sonrası deniz kumuyla yapılmış binalar daha güvenli. öyle bir kalitesizlik söz konusu.

    normalde yeni kurulan bir alana kişi sayısına göre hastane, okul, çocuk parkı vb. gibi artık çok sıradan bir yapılanma planı hazırlanmak zorunda. sözde bunlar hazırlanıyor fakat sonuç hiç beklenildiği gibi olmuyor. evlerin materyal ve işçilik kalitesi öyle düşük oluyor ki bir kaç yıllık binalar çürüyor, yıkılıyor, altyapısı patlıyor. sovyet dönemindeki en kalitesiz evlerden daha berbat bir evlerde yaşıyor insanlar. altyapı olmadığı için en ufak yağışta her yeri su basıyor. kışın çamur deryaları, bozuk yollar ve yetersiz kanalizasyon yüzünden bok kokan sokaklarla başbaşa kalıyor insanlar.

    eski evler demişken onların da büyük kısmı içler acısı. vaktiyle çok insana dağıtabilmek için tek odalı o kadar çok ev yapmışlar ki ülkenin yarısı 20 metre kare içinde mutfak banyo tuvalet ve oda olan bir kutularda yaşıyor. hiç abartmıyorum, ülkenin yarısından fazlası şu dairelerde yaşıyor: https://youtu.be/8irvwfwzuha

    yeni yapılar ise eski kafayla inşa ediliyor. dikine 20-25 katlı enine her blokta yüzlerce daire olan evler düşünün. hatta düşünmeyin görselle destekleyeyim. yenisi bu: görsel eskisi bu: görsel

    halkın yeni yeni şikayetçi olduğu konu faturalar. türkiye ile kıyaslandığında hala ucuz. elektrik, doğalgaz ve sıcak/soğuk su faturaları hala bir çok şehirde gayet cazip. son zamanlarda arttığına dair şikayet ediliyor fakat onlara türkiye'de kışın ortalama bir daireye gaz gideri olarak 100 dolar ödediğinizi söylerseniz sakinleşiyorlar. çünkü 2+1 dairenin moskova'da fatura giderlerinin toplamı ancak o kadar ediyor. buna ev telefonu ve internet dahil.

    gıda konusunda moskova pahalı. diğer şehirlerde %15-20 daha aşağı. yine de bizimle yarışır fiyatları var. kırmızı etin kilosu 60 lira, süt 6-7 lira, sigara 10-15 lira, patates soğan 3-4 lira, domates 15-20 lira arasında değişiyor. bira ortalama 6-7 lira.

    vergi konusunda biraz daha insaflı bir devlete sahip oldukları için telefon, oyun konsolu vb. elektronik ıvır zıvır daha ucuz. internet ortalama 50 mbitten yukarı simetrik şekilde 40 liradan başlıyor. kiralar ise moskova'da el yakıyor. merkezde tek odalı tadilattan geçmiş bir dairenin kirası en az 6000 lira. şehir dışında 2-3 bin lira arasına bulunabilir. ufak bir şehirde bu kira 150 dolara kadar düşüyor.

    dışarı çıkarsanız ortalama bir kişilik yemek 30-40 liradan aşağı tutmaz. adam gibi bir mekanda alkol almak da türkiye kadar pahalı. ithal biraların şişesi mekanlarda 30 lira civarında. lokal biralar 20 liradan başlıyor. orta üst bir restoranda akşam yemeği en az 300 lira civarından başlar.

    o nedenle şehir merkezinde yaşayan insan sayısının beş katı şehir kenarındaki varoş semtlerde yaşıyor. bir çoğu kruşçev ve brejnev zamanından kalma evlerde veya yukarıda bahsettiğim rezalet yeni komün gettolarda yaşıyor. şahsen eski kokmuş evleri tercih ederim zira bu evler en azından düzgün ısınıyor ve duvarları ses geçirmiyor. yeni evlerde en büyük sorun kalitesizlik. bir de nefret ettiğim bir yönü varki bu evlerin hepsinde istisnasız duvar kağıdı var. nasıl bir hastalıksa banyoyu dahi kağıtla kaplayanları çıkıyor.

    --- yaşam standartları ---

    --- halkın kafa yapısı ---

    bu açıdan türkiye'ye oldukça benziyorlar. halkın yarısından biraz fazlası putin destekçisi. bir reyisçilik furyası orada da yaşanıyor. çünkü putin sallantıda devam eden yönetimlerden sonra masaya yumruğunu vuran adam figürünü çok iyi kullanıyor. dini kurumlara tekrar değer kazandıran, sokaklarda başı boş gezen alkolikleri tutuklayan, topluma tekrar düzen getiren bir kahraman olarak görülüyor bir kesim tarafından.

    ister inanın ister inanmayın hayvan gibi dış güçler bizi yıpratmak istiyor muhabbeti burada da var. üstüne üstlük burada bir de ex sovyet tribi var. atıyorum ukrayna rusya gölgesinden çıkmak mı istiyor. bunu saatlerce televizyonda tartışıyorlar. litvanya bir lenin heykeli mi kaldırdı. bu da günlerce tartışma konusu oluyor. nankör köpekler biz sizi zamanında nazilerden kurtarmadık mı? insan yediği kaba sıçar mı tartışmaları dönüyor.

    kardeşim esed/hayın esed muhabbetinin bir değişik tezahürü de geçmiş katliamlar üzerinden dönüyor. on yıl önce devlet televizyonu katyn diye bir şey yok diyordu. putin politika değiştirip suçu sscb dönemine yıkınca bu kez suç bizim değil hayin ismet.. pardon stalin demeye başladılar. yandaş medyanın kralı orada da dönüyor anlayacağınız. hatta megri megri siyasetine daha çok benziyor.

    bizden farklı bir avantajları var ki o da gençlerin yurtdışına bizden daha kolay çıkabilmesiyle ilgili. yeni nesil dozur dozur avrupa ülkelerine gidiyor. medeniyet gördükten sonra ülkeye dönüp haksızlıkları çatır çatır konuşuyorlar. onlar da askeri endüstri dışında ülkenin bir bok geliştirememesinden sıkıntılılar. olabildiğince kendilerini geliştirerek başka ülkelere kaçmaya çalışıyorlar. bizim samanı bilmem hangi ülkeden, pamuğu bilmem şuradan alıyoruz muhabbetinin aynısı var. biz domatesi neden türkiye'den alıyoruz muhabbetine çokça denk geldim.

    gavurun tabiriyle boomer veya old fart dediği sscb nesili ise çok farklı kafada. yol yaptı tadında hiç bir manası olmayan tezlerle putin savunuyorlar. bir kısmı nostalji kafasıyla sscb ne güzeldi, ekmek elden su gölden takılıyorduk diyor. bir kısmı iyi ki kurtulduk da levis pantul giydik götümüze modundalar. yalnız bunların ortak noktası; tamam putin gitsin de yerine kim gelecek? alexei navalny'de bir kere liderlik vasfı yok kesimi.

    putin rusya'nın başına 2000 yılında geldi. bu sene 20 senesini kutluyor. tıpkı bizdeki gibi putin'den başka yönetici görmemiş bir nesil var. bir de yeter diyen nüfusun en az 1/3'i olan bir kesim var. şuradaki videodan az çok reaksiyonlarını anlayabilirsiniz.
    https://youtu.be/9bqu2ukogkm

    bir asansöre putin portresi konuluyor ve insanların tepkileri ölçülüyor. videoyu hazırlayan özgürlük radyosunun kişilerin yüzlerini buzlamasından veya insanların kamerayı görerek sibirya şimdi soğuktur şeklinde hareket etmelerinden bize ne kadar çok benzediklerini anlayabilirsiniz.

    benim en sevdiğim kitle ise bu ülkenin elit kesimi. bizim ülkemizde malesef burjuva kesimi yok. günümüzde burjuva dediğimiz şey bir şehirde en az üç nesildir yaşayan ve çocukları yüksek eğitim almış kitleye verilen bir sıfattır. bizde adını sanını bildiğimiz bir kaç zengin aile sayılabilir. onların da ingiltere gibi siyaset üstü bir konumları yok. ruslarda ise gerçekten oligark bir tabaka var. bu insanların bir çoğu gerçek rusya'nın sahipleri. navalny gibi adamlar bu kitlenin ufak bir yansıması.

    amber yıllıkları serisinde çok güzel bir metafor vardır. bütün evrenler bir tür soğan gibi katlardan oluşur. yönetici olmak için ezoterik bir ritüelden geçilir ve bu geçilen yolda attığınız adımlar bir motif oluşturur. cücük tabir edebileceğimiz bir merkezde çizilen desen bütün katmanlarda genişleyerek devam eder. rusya'da da böyle bir etki var. siyaset üstü bir devlet aklı var ve bunu bu göremediğimiz katman idare ediyor. attıkları her adım genişleyerek bütün katmanlara yayılıyor.

    deli saçması gibi gelebilir lakin fark edeceksiniz ki çarlık döneminde elit olan, stalin döneminden sağ çıkan herkesin hala keyfinin yerinde olmasından anlayabilirsiniz. doymuş, doyurmuş, halka iki gram faydası dokunan bir kitle olması bende sempati yaratıyor. iade-i itibar alarak kendilerini tekrar toplamaları ve yeni dünyada ülkelerini kimse yem etmiyor olmalarına büyük saygı duyuyorum. imparatorluk döneminin bir tezahürü olarak devam ediyorlar. bir benzeri büyük britanya'da göze sokularak devam ediyor. bizde vizyonsuz köpeklerin ayakkabı kutuları, yaptım olducu müteahitleri bir yerlere getirmeleri, sanata gram değer vermeyen sonradan görme zenginler orduları yaratmaları gururuma dokunuyor.

    --- halkın kafa yapısı ---

    --- türklere bakış açısı ---

    ortalama bir rusun türkleri her hangi bir şekilde dert ettiğini hiç sanmıyorum. devletin yandaş medyaya fişteklediği uçak krizi dönemi haricinde türkler hakkında net bir fikri olan insan görmüş değilim. herkesin derdi kendisine büyük. halkın götüne yılan kaçmış, çıkaracak leylek ararken en son dertleri türkler olabilir. türkiye bir rus için yazın tatile gidilecek, ucuza tekstil ve inşaat materyali alınabilecek ülkelerden birisi. daha fazlası değil. bizim de kendi götümüze bakmaksızın x bir ülke hakkında fikirlerimiz neyse onların da türkiye hakkında görüşleri o kadar.

    atıyorum biz ürdün veya mısır hakkında ne düşünüyorsak onların da fikirleri o kadar. tabi ki türklerin rusya'ya türlü dokunuşları oldu. atıyorum yukarıda iki saat anlattığım inşaat sektöründe türk firmalarının bir repütasyonu var. eğer bir yaşam kompleksini türk firması yaptıysa değeri otomatik olarak x2 oluyor zira türk firmaları kaliteli malzeme ve düzgün işçilikle çalışıyorlar. o yüzden mimarisi olmasa da bina inşaatını yaptığımız bir sürü meşhur bina var rusya'da. bir benzeri gıda ve tekstil sektöründe cereyan ediyor. bütün rusya ve ex sovyet ülkelerde "türk malı" damgası önemlidir.

    türk malının değeri bu ülkede yüksektir. pencereden tutun da armatürden domatese kadar türk malı dediğiniz vakit müşteri tarafından tercih sebebidir. keza tatil ve turizm için de ruslar için cennet bir ülkedir türkiye. atıyorum novosibirsk gibi ebesinin fizanında bir şehirin köyünde yaşayan rus için türkiye'de tatil büyük bir onur meselesidir. türkiye'de bir görmemişin maldivlerde tatil yapması gibi bir durumdur. o açıdan ister istemez takdir ederler.

    yalnız yine yeni yeniden imajımızı sikip atan sebeplerin en başında bu ülkeye giden amele tayfası başta gelir. ucuz alkol, relaks hatunlar derken ayarları kaçar bunların. kadına çocuğa tecavüzden içeri giren türk pasaportlu tipleri görseniz kanınız donar. ben niceleriyle muhattap olmak zorunda kaldım. daha yaşadığı köyün bağlı olduğu şehiri görmemiş kekoları direkt moskova'ya salınca başımıza böyle şeyler geliyor. gerçi son yıllarda biraz akıllandı firmalar fakat bunların verdiği hasarı onarmak gerçekten çok zor.

    --- türklere bakış açısı ---

    --- kültürel öğeler ---

    rus kültürünün büyük bir kısmı kim ne derse desin tatarlardan sayesinde şekillenmiştir. tıpkı bizim ermenilerin asırlar boyu biriken greko-romen kültürünü almamıza benzer. yaşadıkları bölgede uzunca yıllar moğol-tatar hükümdarlığı altında kaldılar. bu da otomatik olarak cacık-cacıki kıvamında bir benzerliğine yol açtı. etkileşim isteş bir fiil olduğu için bittabi ki slav kültürü de diğer halklara nüfuz etti. totalinden ortaya çıkan ise günümüz rus kültürüdür.

    ruslar da tıpkı bizim gibi ne doğuya ne batıya ait bir toplum hüvviyetine büründüler. onlar da hala her doğulu toplum kadar tutucu her batılı toplum kadar gelişime açıklar. bunun en güzel örneğini tv programlarından idrak edebilirsiniz. atıyorum bir batılı için müge anlı ne kadar saçma bir program yürütüyorsa bir rus için o kadar doğaldır. hatta bazı konularda bizden daha bağnaz davranabilirler. bir dönem ülkenin en çok izlediği program "bitva ekstrasens" adında bir metafizik şovuydu. bir şaman bir rahip bir imam derken her dinden her inançtan insanları toplayıp cinayet davalarını çözmelerini, büyü bozmalarını veya kayıp insanları bulmalarını istediklerini düşünün. bu program yıllarca bizdeki survivor kadar tepede kaldı.

    yemek kültürü konusunda ise yakın tarihte komünizm ile şekillenmiş ülkeler arasında en kısırı olabilirler. tarım toplumu olmalarına rağmen iklim şartlarından ötürü çok kısıtlı bir ürün gamına sahip olmaları büyük etken. patates, lahana ve havucu alın rus mutfağı kendi başına çöker. soğuk iklimde toprak altında yetişen sebzeler öncelik. belli dönemlerde toprak üstünde yetişenler ise mutluluk sebebi bu ülkede. öyle ki kabak, baklajan, arbuz gibi dışarıdan geldiği bariz ürünler var mutfaklarında. bizim domatesi her yemeğe katmamıza benzer bir durum duhul etmiş.

    bugün ortalama bir türk gencine şunu sorabilirsiniz. japon veya fransız mutfağı hakkında ne biliyorsun? hangi yemekleri sayabilirsin? en kötü suşi veya fransızların unlu mamüllerinden birisini sayarlar. gel gelelim rus mutfağı hakkında sayılabilecek hiç bir ürün yok. global ölçekte fast fooda dönüşmüş bir tane ürünleri yok. bizim dahi döner gibi inanılmaz pratik bir ürünümüz var. ruslar da ise salata dışında sayabileceğiniz ne var ben bilmiyorum.

    bir rus restoranına giderseniz önünüze gelecek menüde başlangıç olarak borş ve sezonuna göre salyanka ve akroşka (okroşkoa) dışında bir şey gelmez. en fazla tavuk ve erişte çorbası alırsınız. bizim mantıya benzer pelmeni veya en fazla blini (krep) bulabilirsiniz. kalan bütün mutfak asya mutfağına aittir. mantıdan tutun da çiğ böreğe kadar hepsi aynı adla durur. şaşlık bittabi ki şişlik/şiş örneğidir. plov (pilav) gibi bir çok öğe yine tatar mutfağına aittir.

    sanat konusunda ise araya giren sovyet dönemi haricinde bizden fersah fersah önde oldukları su götürmez bir gerçektir. edebiyattan müziğe, baleden resime kadar her konuda dünya tarihine damga vurmuş sanatçılarla doludur rus tarihi. sovyet döneminde dahi dmitri şostakoviç gibi şahane besteciler çıkarmışlardır. tabi ki çarlık dönemi daha efsanedir. modest musorgski, nikolay rimski-korsakov, sergey rahmaninov ve tabi ki pyotr ılyich tchaikovsky. yazarlar konusuna girmeme dahi lüzum yok sanırım.

    --- kültürel öğeler ---

    --- eğreti durumlar ---

    rusya'ya gidecek, özellikle moskova'ya gidecek bir türk için en garip durum sanırım insanların ilgisizliği olsa gerek. gerçekten hissedilir seviyede ırkçılık da cabası. özellikle kış aylarında bir insana adres sorduğunuzda yanıt almanız çok zor. metroda dahi aksanınız yüzünden ırkçılığa uğrayabilirsiniz. hadi ben asya fenotipiyim, bir şekilde yoldaşlıktan yırtıyorum ama bir türkün moskova'da yaşayıp bu durumlara gark olmaması imkansız. karabaş da derler, terörist de derler. bir sürü kafatasıçı orospu çocuğuna denk gelirsiniz.

    tuvalet oldukça sıkıntı olur dışarıda. evde bir şekilde çözersiniz de bir çok mekanın tuvaleti gerçekten rezalettir. şehirler arası yollarda da sık sık başınıza gelir. bir benzeri çin'de de mevcuttur. tuvaletlerde ne su ne sabun ne de kağıt bulunur. tabiat ananın toprağına sıçmaktan tek farkı bir kabine sahip olmasıdır.

    yemekler daha önce bahsettiğim üzere ayrı bir sıkıntıdır. lahanadan içiniz dışınıza çıkar. kahvaltı kültürü neredeyse yoktur. en fazla samsa gibi içi etli peynirli milföy hamurundan mamül ürünler vardır. yeni yeni fransız veya avrupa usulü mekanklar açılıyor fakat bunları her yerde bulamazsınız.

    alkollü gecelerde illa ki güzel bir şeyler söylemenizi bekler insanlar. yarım yamalak bir rusça ile iyice işkenceye dönüşür. altı üstü 3-4 kişi kendi halinize parkta içiyor dahi olsanız illa ki kıl bir tip çıkar ve sizden iyi niyet dileklerinizi beyan etmenizi bekler. ben bir gün balatayı sıyırıp; kelebekler osurmaz, osursa da duyulmaz! demiştim. öyle dübüre böyle hıyar misali.

    alkol demişken sarhoşlardan uzak durun. sokakta para isteyeninden tutun da mekanda saçma sapan bir muhabbetten yakanıza yapışanına kadar her türlüsünü görebilirsiniz. cinsiyetinin hiç bir önemi yok. gönyede duramayan adam gördüğünüz anda topuklayın. diğer türlüsü çilelerden çile beğenme kategorisine giriyor. en son mevzu bir tanesinin ağzını burnunu kırmaya kadar gittiğinde tövbe ettim. siz o yola hiç girmeyin.

    çayka. namı diğer yedir içir dobro veçir durumları. durup dururken kiev yol nasihatları gibi olacak lakin bunu yazmazsam olmazdı. yol iz dil hiç bir şey bilmeyen adamın kimse kara kaşına kara gözüne yazılmaz a dostlar. fuara gidip gece kulübünde normalde sizin sikletinizin üç kademe üstü bir hatuna denk geldiyseniz ve hatun ilk dakikadan size yazılıyorsa orada bir kıllanmanız lazım. kıllanmadıysanız o sizin probleminiz. sabah böbrek avi mi olur yoksa gece siz aksiyon üstündeyken evi, siz kimin bacısınız sikiyorsunuz ulan tiratları ile kızın ağabeyleri olduğunu iddia eden kaslı maslı ivan drago gibi adamlar mı basar orasını bilemem.

    böyle hatunların çoğu ya size hesap geçirir kaçar ya da gece başka bir bokluk çıkar. selçuk erdem'in dümdüz labirent yolu çizilmiş deney faresi karikatürü gibi içinizden bir kesin pislik var düşüncesi geçmesi lazım. geçmiyorsa evrimin belli başlı genetik deneyimleri aktarmadığı türden bir insan olduğunuzu acıyla tecrübe edersiniz. kolay olan her şeyden kıllanmak bir türk adetidir arkadaşlar. bazen güzel bir fırsatı kaçırısınız lakin büyük oranda kestaneyi kurtarırsınız.

    yalan dolan konusunda ise malesef iki devlet tek millet mottosunun ne kadar kolpa olduğunu size kendi soydaşlarınız öğretir. azerisi, ahıska türkü derken ne kadar sizinle aynı dili konuşan insan varsa üzerinizden bir kere geçer. özellikle ahıska türklerinin yeni nesilini fadıl akgündüz tohumlamış. o kadar net bir tokat grafikleri var. hatta sscb sonrası bütün "bağımsız devletler topluluğu" (sng) arasında tokatçı allstar anketi yaparsanız size verecekleri yanıt istisnasız bu kandaşlarımız çıkacaktır.

    --- eğreti durumlar ---

    şimdilik bu kadarla bırakıyorum. ara ara buraya ekleme/çıkarma çalışmaları yapaciğim. hoşçakalın yoldaşlarım.
  • rus uzay programını yöneten dimitri rogozin, abd'nin ay'a geri dönüş üzerinde çalıştığı artemis programına katılmayı programın çok amerikan merkezli olduğu gerekçesiyle reddettiklerini açıklamış.

    head of russian space program calls for more international cooperation in nasa’s moon plans

    nasa teknolojileri geliştirmiş, amerikan firmaları ay'a gidip geri gelecek o roketleri tasarlamışlar. abd kongresi gereken trilyonlarca doları harcamayı kabul etmiş, elini taşın altına koymaya bile yeltenmemiş olan ülkelere işbirliği teklif edip kanada ve avrupa ülkelerinden olumlu yanıt almış. bu beyefendi ise projeyi çok amerikan merkezli bulduğu için protesto ediyor.

    bunları buraya niye mi taşıdım? rusya kırım'ı işgali sonrası abd'den ambargo yediğinde rus yetkililer, bizim roketlerimiz olmadan amerikalılar astronotlarını iss'e nasıl çıkaracaklar diye dalga geçmişlerdi. nedeni de uzay mekiklerinin emekli edilmesi sonrasında abd'nin elinde astronot taşımak için ucuz bir yol kalmamış olması, ve yeni roketler geliştirene kadar ruslara koltuk başına ücret ödemenin onlar için çok daha ucuza gelmesiydi. üzerinden teknoloji açısından ufak bir zaman geçti ve şu anda nasa aya geri dönüşünü, ve orada mars'a insan taşımak için ara nokta olacak kalıcı bir üs kurmayı planlıyor. rusların son 30 yılda uzay yarışına yaptıkları tek katkı ise, bir okurun yazmış olduğu gibi, uzaya göndereceği kozmonotlarını kameralar önünde piskoposlara kutsatmakla sınırlı.

    bir devlet düşünün, kullanmakta olduğu teknolojileri 55 yıl önce yaratmış. o zamanlar tum gücüyle, halkını aç bırakma pahasına bilime teknolojiye yatırım yapıp abd ile yarışmış. son 30 yılda ise önemli bir petrol, doğalgaz ihracatçısı olmasına rağmen o 55 yıl önce yarattığı teknolojinin üstüne yatıp ekmeğini yemiş. tek getirdiği yenilik tek adam rejimini halkın gözünde popüler tutabilmek için medya önünde dini şov yapmaktan ibaret (tanıdık geldi mi?).

    burada avrasyacıların bilimde, teknolojide üstün diyerek yere göğe koyamadıkları rusya'nın sahip olduğu roketler türkiye'nin 1970'lerin başında almış olduğu f-4 phantom jetleriyle, mcdonnel douglass dc 9 yolcu uçaklarıyla, zamanında ürettiği murat 124'lerle yaşıt. değil ay'a gidip geri dönmek, menzili iss'e ancak ulaşabiliyor. anlayacağınız, bilimden, teknolojiden uzaklaşıp dine sarıldığı için geriye düşen tek ülke biz değiliz. koskoca rusya bile tek adamların, din tüccarlarının elinde paçavraya döndü.
  • rostov'da 2 yıldır yaşayan ve çalışan biri olarak söylüyorum. hastaneleri de ambulansları da çalışıyor. hastanesini de ambulansını da kullandım. hatta ambulans evime tam 10 dakikada geldi. ayrıca hastane için travmatoloji bölümüne randevuyu aynı güne aldım ve hastanede sadece 15 dakika bekledim. doktor da hemşire de gayet ilgili ve güler yüzlüydü.

    eğer çocuğunuz varsa doktor çağırırsanız çocuk doktoru evinize geliyor. bu hizmeti de 2 defa kullandım.

    ayrıca her taraf çocuk kreşi ve kreşin aylığı 200 tl civarı. patronundan işçisine mühendisinden temizlik personeline herkesin çocuğu aynı kreşe gidiyor ve gayet güzel ve temiz kreşler. nereden mi biliyorum? çünkü çocuğumu rusya'da kreşe gönderdim. bu arada özel kreş diye bir kavram yok. çünkü gerek yok.
  • çok dikkatli olunması gereken ülke. azerbaycan ve ermenistan savaştı, rusya etki alanını arttırdı. rus askerleri 5 yıl süreyle orada ve 6 ay öncesinden iptal edilmezse otomatik olarak 5 yıllık süre yenilenecek.

    bakın yakın zamanda ne olmuştu:

    ukrayna'da iç savaş başladı, hop kırım rusyaya geçti.

    suriye'de iç savaş yaşandı, sayısız insan öldü ve tam esad düşüyor artık dendiği sırada rusya içeri girdi ve suriyeyi kendisine bağladı.

    gürcistan'da iç savaş başladı, rus tankları sınırdan içeri daldı ve ayrılıkçılara yardım etti, gürcistan pes etti ve cumhurbaşkanı canlı yayında kravatını yedi: https://www.youtube.com/watch?v=rz02mlvrcma

    yahu bakın adamlar avrup'yı böldü, ingiltere'deki brexit'çileri destekledi.

    rusya'dan korunmanın yolu tank tüfek bomba falan değil, siz ne kadarını yapabilirseniz yapın rusya 10 katını yapar. sizinki 5 kat iyidir belki ama bu 2 kat zayıf oluğunuz anlamı taşır. almanlara karşı savaşta silahtan çok askerle savaşıp, silahsız olanların ölenlerin elinden silahı alıp saldırdığı, ölünce de silahı başka bir silahsızın aldığı bir milletten bahsediyoruz burada.

    f-35'miş, s-400'müş bunlar hikaye.

    rusya'ya karşı işleyen tek şey iç huzur. kürt türk ermeni demeden herkesin devletten memnun olmasını sağlıyorsun rusya da ayrılıkçılara destek veremiyor çünkü ayrılıkçı diye bir şey olmamış oluyor.

    azerbaycan'ın zaferi üzerine 10 seneye kalmaz iran'ın da bir kısmı azerbaycan'a katılacak diyen var. haklı olabilirler ama dikkat etmek lazım türkiye'nin bir kısmı da başka ülkelere katılmasın. azerbaycan'ın zaferi ile birlikte rus güçleri o bölgeye konuşlanmış oldu.
  • coğrafyasının kaderi olduğu ülke. çözülemeyen bir coğrafyaya sahiptir; zira kendisine hem avantajlar hem de dezavantajlar sağlar. toprak ananın sana çılgınca petrol ve doğalgaz vermesi güzel, kaldı ki sibirya'da keşfedilmemiş ne cevherler vardır, fakat rusya'nın sahip olduğu bu devasa coğrafyanın tarih boyunca ülkeyi kara kara düşündürtmüş olduğundan kimse şüphe edemez.

    norveç'ten kuzey kore'ye kadar sınırı var bu ülkenin. kendi içinde 11 farklı zaman dilimi mevcut; en doğusu ile en batısı arasında 10 saat fark var. bu şekilde konumlanmış bir coğrafyanın ülkeye karşı çıkardığı problemler, rusya ile aynı enlemlerde bulunan diğer ülkelerin (finlandiya, isveç, norveç, izlanda ve kanada) kişi başı milli gelirlerini rusya ile karşılaştırdıktan sonra anında ortaya çıkıyor. ülkenin coğrafyasının problemli olduğu belli. üstelik sibirya'nın hayvani koşulları nedeniyle de nüfus ülkeye homojen bir şekilde dağılamamış. (bu noktada sovyet'lerin ülkenin en ayak basılamamış bölüme; en balta girmemiş ormana bile istahdam sağlama çabasını takdir etmeden geçmemek gerekir.) ülkenin orta ve doğu kısmındaki nüfus daha seyrek. rusya'nın tüm nüfusunun yüzde 75'i ülkenin batı çeyreğinde yaşıyor; bu durum da ülke savunmasının moskova ve diğer batı bölgeleri üzerinde yoğunlaşmasını vazgeçilmez kılıyor.

    ülkelerin coğrafik konumlarının başarılı olmaları hususundaki en önemli etkenlerden biri olduğu yadsınamaz bir gerçek. coğrafyanın doğal bir savunma işlevi gördüğü ülkeler medeniyet yarışına bir adım önde başlıyor. amerika'yı ele alalım; amerika'yı işgal etmek isteyen birliklerin bir okyanus aşması gerek. (abd'yi işgal etmeye yeltenecek birliklerin yalnızca uzak doğu ve avrupa'dan çıkabileceğini varsaydım burada.) ingiltere'de de durum benzer. isviçre'nin alpleri var. fransa'nın kuzeyi, batısı ve güneyi deniz ve okyanusla kapalı. ispanya kesişimi pirene dağları ile bir miktar güvende. güney batısında alpler uzanıyor. onun üstünde ren nehri var. ülkenin coğrafik olarak doğal savunma sisteminin bulunmadığı tek yer almanya sınırı; ne hikmettir ki her iki dünya savaşında da almanlardan tokat yediği yerler de burası.

    benzer bir şekilde rusya'nın, daha doğrusu moskova'nın, coğrafik bazda sahip olduğu doğal savunma sistemine bakalım. bu bölgenin doğu kısmı rahat; çünkü hiçbir işgalci birlik sibirya üzerinden moskava'yı tehdit edemez. sibirya kışı adamı öttürür. napolyon ve hitler'in bile boyun eğmek zorunda kaldığı kışı -ki bu kış sibirya kışından daha hafiftir- modern zamanlarda bile alt etmek oldukça zor. bunu başarmayı kafaya koyanların bir de ural dağları'nı geçmesi gerek. çok ciddi kaynak ve tedarik hattına ihtiyaç var. belki moskova'yı almak bile bu işgal için harcadığın masrafa değmeyecek; astarı yüzünden daha pahalı olacak operasyon 82 moskova 83 petersburg'un.

    tarihin tozlu sayfalarında bir gezintiye çıkarsak, donanma gücünün ülke gücüyle doğru orantılı olduğunu görebiliriz. ada devleti olan ingiltere'nin 19. yüzyılda süper güç olmasının nedenlerinden biridir donanma gücü. buhar makinelerinin ortaya çıkardığı seri üretim gücünü ada dışına çıkarmak, bu gücü pazarlamak ve kolonileşmek için güçlü bir donanma elbette ki gerekli.

    denize açılabilmiş ülkelerin refah seviyesi hızlı bir biçimde artmış. peki rusya gibi 37 bin kilometrelik kıyı şeridine sahip bir ülkenin refah seviyesi niçin batılılar kadar değil? çünkü rusya'nın okyanusa bağlantılı olan ve donmayan bir sıcak denizi (ortaokulda sıcak denizler üzerinden konuyu anlatmaya rağmen sıcak denizlerin ne olduğuna dair öğrencinin kafasında hiçbir ışık yakmama sorunsalı) yok denilebilir. var olanlar da oldukça kısıtlı. rusya'nın karadeniz'deki, baltık denizi'ndeki ve pasifikteki kıyılarında donma sorunu çok yok. bu kıyılardaki engeller, ilgili denizlerin kıyı şeridi yaptığı diğer ülkelerle ilgili. karadeniz'e bakalım. rusya karadeniz üzerinden okyanuslara açılmak isterse boğazlardan geçmek zorunda. boğazlar türkiye'nin kontrolünde ve türkiye bir nato üyesi. baltık kıyısına geçelim. st. petersburg'dan yola çıkan gemiler danimarka'nın kapattığı dar boğazdan geçmek zorunda. danimarka da nato üyesi. aynı durum pasifik kıyısında da mevcut; pasifik kıyılarından -vladivostok'tan- gemileri çayıra salmak istesen önünde kocaman bir japonya var; keza kendisi de sağlam bir nato müttefikidir. yani rusya herhangi bir nato ülkesine saldırmak istese sahip olduğu donanma gücünü şimdiden unutmaya başlaması gerek.

    rusya'nın doğal savunma avantaj ve dezavantajlarına dönelim. sibirya kısmının geçilemez olduğunu belirtmiştik. fakat doğu avrupa'daki düz ovalar bir ordu birliğini rusya'ya kadar ilerletmeye oldukça müsait. stalin, abd veya avrupa müttefiklerinin moskova'ya karşı olası saldırısı durumunda rusya ile avrupa arasında bir tampon bölge olması gerektiğine inanmış. sovyetlerin çöküşünden sonra da stalin'in bu görüşü devlet adamları tarafından kabul görmüş. belarus ve ukrayna'yı cis* ülkeleri olarak tanıtmış, kaliningrad'ı da kendi sınırları içine almış. böylece doğu avrupa'nın ordu yürüten ovalarının büyük kısmını ya kontrolüne almış ya da bu kısımlara tampon bölgeler serpiştirmiş. rusya'nın bu politikasının ne kadar önemli olduğunu ukrayna'nın avrupa birliğine yanlamaya başladığında zaten görmüştük; bu yanlama kırım'ın rusya tarafından işgali ile sonuçlanmıştı. ab'ye yanlayan ukrayna'nın rusları sivastopol limanı'ndan kovma düşüncesi bile bu işgal için geçerli bir sebepti putin için.

    rusya'nın coğrafik dezavantajlarını nötrleyen en önemli iki faktör ise petrol ve doğalgaz. avrupa gazın yüzde 40'ını rusya'dan alıyor. kimi ülkeler rusya doğalgazına neredeyse yüzde 100 oranında bağlı. rusya vanayı kapattığı anda hapı yutacak birçok ülke mevcut. bu nedenle abd, sıvılaştırılmış doğal gazını tankerlerle avrupa'ya taşımadığı sürece rusya üzerine koyulacak herhangi bir ambargo için avrupa devletlerine kolay kolay baskı kuramayacak. yani rusya'nın politik gücü hiçbir zaman ihmal edilebilir düzeyine inmeyecek.

    debe editi: okuyucuyu boş göndermek olmaz, şöyle birkaç batı karadeniz manzarası paylaşalım: 1 2 3
  • bu ülkenin garip bir tren kültürü var. bildiğin kendine has farklı bir atmosferi var tren hayatının. ülke büyük olunca düşük gelirli vatandaş haliyle üç günlük yol için treni tercih ediyor. moskovadan başlayıp kazakistan'ın en güneyine oradan çin'e doğru yol alan bir hat var. kafadan on gün tren yolculuğu yapıyorsunuz. eski trenlerde sadece raylara sıçabildiğiniz delikler ve yemek vagonu var. sıcak havalarda inanılmaz kötü kokuyor. duşu bıra adam gibi lavabo bile yok. bir haftalık yolda hiç yıkanmadan aynı yerde yatan, orda bilmem kaç günlük yiyeceklerini çıkartıp yiyen insanlar olduğu için normal tabi. en azından peynir gibi çok kokan yiyecekler almamaya dikkat ediyorlar. dört kişilik kompartımanda gitmek ise ağır işkence. hiç tanımadığınız üç insanın ayak kokusunu, osuruğunu koklayarak günlerce yol gidiyorsunuz.

    tek güzel tarafı insanların çok eğlenceli ve pervasız olması. merhaba ben geldim diyerek içkisine ortak olabilirsiniz insanların. sigara içerken tanıştığınız bir kızla o dört kişinin olduğu daracık alanda utanmadan sıkılmadan cima edebilirsiniz. çok ses çıkartırsanız yaşlılar çemkirebiliyor. paranız varsa biletçiden boş kompartıman tutabilirsiniz. kafa dengi gençlere denk gelirseniz vagonlarda sanki birisini arıyormuş gibi nerede güzel kız olduğunu saptama gezisi filan yapabilirsiniz. vakit bol olduğu için bir sürü insanla tanışıp dost oluyorsunuz. kendi anlamadığı için torunları aracılığıyla bana sürekli mail atan yetmişli yaşlarda bir teyze var mesela. geçenlerde istanbul'a kızı ve torunlarını geldi. bildiğin hediye kutusu yapmış göndermiş sadece iki gün tanıdığı bir insana. evde misafir ettim ailesini. mail gönderen torun dövmeci olmak istiyormuş. çocuğu yazın yanıma gönderecekler, dövme kurusuna yazdıracağım. durup dururken akraba olucam adamlarla. ashjaskhjkfs.

    neyse. bir resim bin kelimeye yeğdir diyerek şunları paylaşayım:

    moskova - st.petersburg treni

    i got big balls

    rusların donla gezme sevdası

    sere serpe

    büyük vagon

    eski moskova hattı

    eski sscb hattının yeni vagonlarından

    üçüncü günün şafağı

    selfie

    babushka