şükela:  tümü | bugün
  • temelleri sscb dönemine kadar uzanan köklü ilişkilerdir ve güçlü ekonomik boyutu da bulunmaktadır. rusya'nın suriye'ye yönelik tavırlarını değerlendirirken bu boyut gözden kaçmamalıdır. bu konuda sina kısacık imzalı güzel bir makale için; http://politikaakademisi.org/?p=2184
  • suudi arabistan'ın rusya'ya yönelik teklifleri sonrasında güncel bir değerlendirme; http://politikaakademisi.org/…-up-supporting-assad/
  • içsavaş sürecinde bu iki müttefik arasında askeri destek ve ticaret sürüyor. putin'in son verdiği 6 adet mig-31 savaş uçağı da buna bir örnek.

    http://www.ntv.com.tr/…derdi,n5cq3471qkqson0jv-porq
  • ayrıca soğuk savaş döneminde gerçekleştirilen devlet politikaları nedeniyle bu iki ülkeyi bağlayan en güçlü etkenlerden birisi de suriye'deki rus gelinlerdir. şimdi davutoğlu'nun "rus gelin" politikasının nedenleri anlaşılıyor.

    http://www.nytimes.com/…omplicated-by-marriage.html
  • rusya suriye’deki dengeleri değiştiriyor

    suriye krizi’nin başından bu yana esad yönetimine askeri, diplomatik ve siyasal destek veren rusya, geçtiğimiz hafta itibariyle, bu ülke özelinde suriye ordusu ile koordineli bir şekilde hava operasyonları düzenlemeye başlamıştır. bu durum, çok sayıda aktörün müdahil olduğu kriz çerçevesinde dengeleri değiştirebilecek önemli bir konjonktür yaratmıştır. zira rusya, suriye’yi aynı zamanda kendi doğu akdeniz-ortadoğu stratejisinin en önemli ayağı olarak görmektedir.

    rusya, suriye özelinde “ışid’e karşı operasyon” gerekçesiyle başlattığı operasyon öncesinde, gerek bm özelinde, gerekse de diğer ikili ve çok taraflı müzakereler bağlamında her daim esad yönetiminin yanında durmuştur. bunun en önemli nedeni, iki ülke arasında hafız esad döneminde kurgulanmış olan askeri/siyasal bağların devamlılığının moskova’nın ortadoğu-doğu akdeniz’deki nüfuzunu/varlığını yansıtabilme açısından önemli olması ve yine suriye topraklarında, tartus’ta, bir rus deniz üssünün yer almasıdır. tartus’taki üs, rusya’nın ortadoğu-doğu akdeniz coğrafyasındaki tek askeri varlığı olarak bilinmektedir. bu açıdan, moskova, buraya çok büyük bir önem atfetmektedir. rusya, tartus’taki deniz üssünün varlığının teminatı olarak da esad yönetiminin devamlılığını görmektedir. doğu akdeniz, gerek doğu-batı yönlü ticaret ve ulaştırma hatlarının üzerinde olması ve ortadoğu petrol/doğalgazının batı’ya ulaştırılması anlamında bir terminal işlevi göreceği için, tüm küresel/bölgesel aktörlerin kontrol altında tutmak istediği ya da etkin olmayı arzuladığı bir bölgeyi ifade etmektedir. üstelik bu bölge, kıbrıs ve israil açıklarında keşfedilen zengin doğalgaz sahalarından sonra (tamar-leviathan ve afrodit) daha da önem kazanmıştır. nitekim bu doğalgazın ab pazarına ulaştırılması anlamında kullanılabilecek muhtemel güzergâhlardan biri de suriye toprakları ya da suriye karasuları/kıta sahanlığıdır. işte, rusya, suriye’nin orta ve uzun vadede çok önemli bir ülke olacağını gördüğü için, bu ülke özelindeki askeri varlığını hem korumak ve güçlendirmek hem de ülke yönetiminin kendisi ile işbirliği içerisinde olacak bir ismin elinde olmasını istemektedir.

    rusya, hava operasyonlarına başlamadan hemen önce, tartus üssü’nü genişletmek ve rus donanmasına ait gemilerin yanaşabileceği bir altyapıya sahip kılmak amacıyla çalışmalara başlamıştır. bunun yanı sıra, aynı zamanda esad ailesi’nin memleketi olan lazkiye’de yer alan basil esad uluslararası havaalanı’nı rusya’ya ait bir hava üssüne çevirme yönünde harekete geçmiştir. rus askeri uzmanların yerleşeceği binalar, üssün koordine edileceği elektronik kontrol merkezinin kurulması ve askeri uçakların rahatlıkla inip kalkabileceği pistlerin oluşturulması, bu çerçevede başlatılan çalışmalar arasındadır. rusya’nın bu eylemliliğinin özellikle abd, türkiye ve batı dünyası’nda çok büyük bir rahatsızlık yarattığı anda, “suriye hükümeti’nin talebiyle”, moskova, ışid’e karşı mücadele çerçevesinde suriye özelinde hava operasyonları başlatmıştır.

    rusya, başlattığı operasyonu hukuki anlamda “geçerli” ve siyasal olarak da “meşru” gösterebilmek için, suriye hükümeti’nin (esad yönetimi) kendisinden resmen yardım istediğini belirtmektedir. tabii ki, bu bir bahanedir. zira rusya, kendi varlığını suriye özelinde “fiilen” ortaya koymanın vaktinin geldiğini düşünmüş ve bunun ardından da kendisini suriye hükümeti üzerinden, “ışid ile mücadele gerekçesiyle “davet ettirmiştir”. ışid’in suriye ve ırak özelindeki eylemliliğinin bütün dünyada rahatsızlık yaratan ve önlenmesi/bitirilmesi gereken bir sorun olarak görüldüğü ve zaten abd ile müttefiklerinin de bu örgütle mücadele çerçevesinde hava operasyonları yaptığı düşünüldüğünde, rusya’yı suriye’ye sokabilecek en uygun bahanenin “ışid ile mücadele” olduğu rusya, bu operasyonu başlatmadan önce, operasyon kapsamında hassasiyet gösterebilecek müslüman dünyasını etkileyebilmek ve özellikle rusya müslümanlarına mesaj verebilmek için, türkiye cumhurbaşkanı ve filistin otoritesi liderinin de katıldığı bir törenle, moskova’da büyük ve ihtişamlı bir cami açmıştır. bu, tamamıyla müslüman dünyadaki rusya algısını olumlu yönde etkileyebilmek için yapılmış bir gösteriydi. işte, bu hareketin hemen ardından ise suriye özelindeki hava operasyonunu başlatmış ve bu yönde de artık bir “nefret sembolü” haline gelmiş olan ışid ile mücadele gerçekliğine sığınmıştır. ne var ki, rusya’nın hava operasyonlarına göz attığımızda, gerek kapsam, gerekse de hedefler bağlamında “ışid ile mücadele anlayışının bir parçasını oluşturduğu”, ancak kürtler dışında, neredeyse tüm esad muhaliflerini kapsamına alan bir saldırı planının kurgulandığını görüyoruz. zira başta el kaide’nin suriye kolu olarak görülen el nusra, son dönemde idlib, cisr el şuğur, halep ekseninde etkinliğini arttıran ve suudi arabistan, türkiye ve katar’ın da desteklediği belirtilen “fetih ordusu” ve bileşenleri ile özgür suriye ordusu (öso)’nun da hava operasyonları kapsamında vurulduğunu görüyoruz. hava operasyonları hama, humus, halep kırsalı ile idlib ve cisr el şuğur gibi bölgeleri de hedef almaktadır. yani, moskova, kendisine suriye özelinde hava operasyonu düzenleme motivasyonu veren ışid’in yanı sıra, abd, türkiye, suudi arabistan ve katar’ın suriye özelinde destek verdiği (el nusra dışında) aktörleri de vurarak, esad yönetiminin elini kuvvetlendiren ve sahadaki durumu da tamamıyla muhalefetin aleyhine çevirecek bir girişimde bulunmaktadır. özgür suriye ordusu’nun hiçbir zaman çok güçlü ve etkin olmadığı ve uzayan savaşın da etkisiyle “muhalif” olarak görülen kesimlerin silah bıraktığı, mülteci olarak ülkeyi terk ettiği, hatta suriye yönetimiyle uzlaştığı düşünüldüğünde, rusya’nın bu manevrası ile muhalif kanattaki dağınıklığın artacağı ve hatta muhalif olarak adlandırılan grupların, yalnızca “selefilik” anlayışını içselleştirmiş, dünyanın birçok bölgesinden/ülkesinden gelmiş “yabancı” ve kendisini “cihatçı” olarak adlandıran aktörlere indirgenebileceği görülebilmektedir. hiç kuşkusuz, bu durum, esad’ın “ehven-i şer” olarak bütün dünya tarafından yeniden kabul edilmesini sağlayabilecek, rusya’nın prestijini arttırabilecek ve buna karşılık olarak da rus askeri unsurlarının suriye özelindeki varlığının güçlü, etkin ve meşru bir görünüme kavuşmasını sağlayabilecektir.

    görüldüğü üzere, rusya’nın bu hareketi, moskova’nın ortadoğu ve özellikle doğu akdeniz özelindeki gücünü ve görünürlüğünü arttıracak ve rus askeri unsurlarının yurtdışındaki varlığının altını çizerek, rusya’nın çok kutuplu bir sistemsel yapı arayışına destek olabilecek bir girişimdir. hiç şüphesiz, bu manevra suriye’deki gidişatı rusya ve esad yönetimi lehine çevirecek bir hamledir. bu minvalde, türkiye’nin de suriye’de değişen konjonktüre uygun bir hamlede bulunması gerekmektedir. nitekim ideolojik saplantılar ile hiçbir zaman başarı kazanamayacağı ortada olan grupları desteklemek, ön koşullar ileri sürerek rusya ve iran gibi aktörleri dışlamak, esad’ı görmezden gelmek ve pyd/ypg’yi “iç siyasal kaygılarla” değerlendirerek muhtemel bir müttefiki elinin tersiyle itmek türkiye için olumlu sonuçlar doğurmamıştır/doğurmayacaktır. üstelik izlenen politika, türkiye’yi “selefi” grupları “muhalif” adı altında kabul eden ve muhalefetin meşruiyetini de azaltan bir görünüm yaratmıştır/yaratmaktadır. türkiye, suriye stratejisini değiştirmediği takdirde, rusya’nın müdahalesiyle suriye topraklarından kaçmak ya da lojistik destek aramak zorunda kalacak olan “cihatçı” unsurların, türkiye’ye kaçmaları ve hatta türkiye’yi kendilerine askeri destek vermek için “bombalı saldırılar” ile terörize etmeleri dahi mümkündür. özellikle sınır hattındaki şehirler ve istanbul başta büyük şehirler bu tarz saldırılarla karşılaşabilir. türkiye’nin, suriye stratejisini değiştirmemesi halinde, bu ülkeden gelen “mültecilerin” sayısı da azalmayacak ve hatta artabilecektir. bu durumun, ülkemizde ne tür toplumsal, ekonomik ve siyasal tartışmalara yol açtığı da ortadadır. bu anlamda durumun daha da kötüye gitmesi söz konusu olabilecektir. suriye stratejisi değiştirilmediği takdirde, türkiye, her geçen gün bu ülkedeki gelişmeleri yönlendirme ya da bu ülkeye etki edebilme kapasitesini yitirecektir. üstelik suriye özelinde, rusya ile farklı kamplarda yer alındığı için, gelişmelerin daha da gerginleşmesi halinde, türkiye-rusya ilişkileri’nin de olumsuzluğa eklemlenmesi söz konusu olabilecektir. bu ülkeye olan enerji bağımlığı ve hatta türkiye’nin ilk nükleer santralini (mersin-akkuyu nükleer santrali) rusya’nın inşa ettiği değerlendirildiğinde, iki ülke ilişkilerinin suriye nedeniyle bozulmasının önemli yansımaları olabileceği ortadadır. bu bağlamda, türkiye’nin soğukkanlı ve duygulardan/ideolojilerden uzak bir şekilde, suriye politikasını reel bir değerlendirmeden geçirmesi ve hatta bu politikayı değiştirmesi gerekmektedir.

    yrd. doç. dr. göktürk tüysüzoğlu

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…ngeleri-degistiriyor/
  • sscb dönemi ve sonrasındaki kültürel-sanatsal ilişkiler üzerine; http://www.bbc.co.uk/programmes/p0343hcj
  • suriye sorununun yeni aşamasında tarafları neler bekliyor?

    bilindiği gibi, 30 eylül tarihinde rusya’nın suriye’de ışid ve diğer terörist ve radikal gruplara karşı hükümet güçleri ve iran ile ortak askeri operasyonlara başlaması, suriye çatışmasında yeni bir aşamaya geçişin yaşandığını göstermektedir. bu zamana kadar, bölge, abd ve müttefiklerinin üstün kontrolü altında idi. şimdi ise, onlar kendi askeri uçaklarının rusya jetleri ile yüz yüze gelmemesi için dikkatli davranıyorlar.

    washington’un açıklamalarına bakıldığında; öyle görünüyordu ki, abd ışid’le henüz on yıllar boyunca mücadele etmek fikrindedir. öyle ki, obama, bunu “nesillerin mücadelesi” adlandırmıştı (bkz: barack obama says fight against ısis will be ‘generational struggle’ / “the guardian”, 6 temmuz 2015). cıa eski direktörü leon panetta ise, abd toplumunu “30 yıllık savaş”a hazır olmaya çağırmıştı (bkz: panetta: ’30-year war’ and a leadership test for obama / “usa today”, 6 ekim 2014). ışid’in etkinliğinin suriye ve ırak’a toplam bir yıl boyunca vurduğu zararın boyutları tasavvur edildiğinde, bu durumun yıllarca devam etmesinin bölge için akıl almaz felaketlere sebep olacağı şüphesizdir. savaşın ve çatışmanın uzaması ise, batı’nın bölgede uzun vadeli amaçlarına ulaşmak için “yönetilen kaos” taktiğini hayata geçirmesine elverişli zemin oluşturacaktır.

    üstelik, bu süreçte ışid’in şahsında terörizmin afrika’nın içlerine, avrupa’ya ve asya’nın hassas bölgelerine nüfuz etmesinin olasılığı da yeteri kadar gerçek tehlikedir. hatırlatalım ki, ortadoğu’da terörün kol kanat açması işte afganistan’da sağlamlaştırılmış el-kaide’nin faaliyet alanını genişletmesi ile mümkün oldu. bu durumda, 2000’den fazla vatandaşı ışid’e ve bölgedeki diğer terörist gruplara katılan rusya devleti, terör dalgasının kendi sınırlarına da gelmesini beklemeden, sorunu yerinde çözmek yolunu seçti. rus uçaklarının bombalamaları sonucunda, her gün terörist grupların onlarca üssünün, biriminin ve çok sayıda canlı gücünün yok edilmesi, iran askerlerinin eşlik ettiği suriye ordusu’nun ise teröristlerin kontrolündeki kentlere doğru ilerlemesi haberleri yayılmaktadır. operasyonların devamının da başlangıcı gibi başarılı olması halinde, açık bir uluslararası destek olmazsa, ışid’in direncini uzun yıllar boyu sürdüreceği fikri inandırıcı görünmüyor.

    abd kamuoyunda yeterince gürültü doğuran husus ise, rusya’nın suriye’de askeri operasyonlara başlaması ve hazar’daki donanmasına ait uzak hedefli füze sistemlerinden 26 kanatlı roketin ışid’in tesislerine yönlendirerek sürprizinin abd yetkililerini ve istihbaratını tekrar şaşkın duruma sokmasıdır. kongre üyeleri, rus askerlerinin ani saldırıyla bir günün içerisinde kırım yarımadasını tutmasını da benzer bir olay olarak örnek vererek, istihbarat birimlerini işlerini düzgün yürütmemekle suçluyorlar. abd’nin rusya’daki eski büyükelçisi michael mcfaul ise, bu tür suçlamalara karşı bir görüş belirterek, putin’in beklenmedik adımlar atmayı hoşladığını söyledi. ona göre, abd istihbaratı bu adımları iki gün önceden haber alsaydı bile, bu hiçbir şeyi değiştirmeyecekti ve putin’in suriye’deki askeri operasyonlarının engellenmesi mümkün olmayacaktı. elçiye göre; bu tür durumların ortaya çıkması, amerikan istihbaratının çalışma yöntemleri ile ilgili bazı sorular oluşturur ve bu durumda belli sonuçların çıkarılacağı da istisna değildir (bkz: ?? ??????????? ?????? ? ?????? ? ???? ??????? / “??????????? ??????”, 9 ekim 2015).

    malumdur ki, hazar’dan füze saldırılarının yapılması, iran ve ırak’ın onayı üzerine gerçekleşti. bu olaydan sonra, washington, bağdat’tan hava alanını rusya askeri faaliyetleri için kapatmasını talep etti. bağdat’ın washington’un taleplerini bundan sonra ne derecede takip edeceği belli olmasa da, ırak’ın abd’nin etki alanından çıkmak niyeti son dönemde kendisini göstermektedir.

    analistler ise, rusya’nın askeri operasyonlarının bölgedeki jeopolitik duruma ve kuvvetler dengesine göstereceği etkiyle ilgili varsayımlar ve tahminler ortaya koyuyorlar. bu ortamda, abd’nin nasıl davranması gerektiğine dair batılı uzmanlar arasında ciddi fikir ayrılıkları mevcuttur. bazıları öyle düşünüyor ki; abd, herhangi bir şekilde sert adımlar atmak konusunda acele etmemelidir, çünkü rusya kendi kendisini zor duruma düşürecek ve suriye’de çatışma batağına düşecektir. onlar, abd’nin çeşitli bölgedelerdeki savaşlara katılımına dayanarak bildirirler ki; dış politikada aşırı müdahalecilik, hattı sınırlı müdahale politikası ile karşılaştırıldığında, abd’nin dünyadaki yerine daha çok darbe vurmuştur. tarihi tecrübeler göstermektedir ki, dış politikadaki savaşlar dönemi abd kamuoyunda çatışmalara müdahale politikasından sakınmak şeklinde bir ruh hali doğurur. abd’de 2016 yılı başkanlık seçimlerine hazırlık kampanyasının başlangıç dönemi göstermektedir ki, seçimler sırasında toplumda böyle bir ruh hali üstün olabilir (bkz: joseph s. nye. which way for us foreign policy? / “project syndicate”, 12 ekim 2015).

    bazılarına göre ise, aksine, dış politikada pasifliğe izin vermek olmaz. ıleri sürülen tekliflerden biri odur ki; suriye’de muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde -t.c. cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ın tampon bölge ve uçuşun yasaklandığı bölgelerin oluşturulması fikrine benzer biçimde- bölgeler yaratılsın ve bu alanlara suriyeli mülteciler yerleştirilsin. ayrıca, washington’un göstermesi gerekiyor ki; rusya, abd’nin desteklediği grupları ve güvenlik bölgelerini hedef aldığı takdirde, birleşik devletler kendi hava savaşında esat’ın güçlerine de saldıracaktır. tüm bunların ise, nato’nun bölgedeki, özellikle de türkiye-suriye sınırı boyunca konumlarının güçlendirilmesi arka planında olması gerekiyor (bkz: putin`s syria play demands a us response / “bloomberg”, 18 ekim 2015).

    çeşitli kaynaklardan öyle görünüyor ki, sık sık seslendirilen güvenlik bölgelerinin kurulması fikri, aslında, suriye topraklarının birkaç parçaya bölünmesi ihtimalini dışlamaz. aynı zamanda, analistler onu da itiraf ediyorlar ki; suriye’de hükümetin durgunluğu, muhtemelen soykırımına, daha birkaç milyon insanın evlerinden göç etmesine ve ışid’in şam’da “hilafet” yaratmasına neden olabilir (bkz: richard n. haass, testing putin in syria / “project syndicate”, 15 ekim 2015).

    rusya’nın çıkarları açısından yaklaşıldığında; suriye’deki askeri operasyonlar, ışid’in rusya’ya girmesini güçleştirmekle beraber, bu ülke için yeni silahların test edilmesi, askerleri savaş tecrübesinin arttırılması, nüfusunun dikkatinin ulusal sosyo-ekonomik sorunlardan saptırılması, uluslararası alanda kendisinin küresel ölçekte lider ülke olduğunu kanıtlaması ve ortadoğu’daki müttefiklerinden olan esat yönetiminin korunması açısından da önemlidir.

    suriye’deki askeri operasyonların etkisinin ölçeği ise, öncelikle, rusya’nın bölgedeki askeri faaliyetinin ne kadar süre devam edeceği ile ilişkilidir. moskova’nın beyanatları, rusya’nın askeri operasyonları uzun süre devam ettirme ve çatışmada daha fazla yer alma niyetinde olmadığını söylemeye esas verir. şu anda büyük şehirlerden olan, aynı zamanda önemli bir stratejik öneme sahip halep şehrinin teröristlerden geri alınması için, rusya’nın başını çektiği koalisyon havadan ve karadan saldırılar yapıyor. savaşlarda ışid’in kayıplar verdiği haberleri yayılıyor. batı ile rusya arasında bilgi savaşının bir süredir çok ileri gittiğini düşünürsek, halep’e saldırıların teröristlerden daha çok sivil halka zarar vermesi, yakında avrupa’nın daha büyük göçmen akınına maruz kalacağı ve ışid’in bölgedeki konumlarını güçlendireceği ile ilgili yayılan bilgilerin yayımının hangi amaca hizmet ettiği anlaşılır.

    savaşların kaynar zamanında, abd ve rusya arasında iki ülke pilotlarının suriye topraklarında herhangi bir karşılaşmadan çekinmeyi öngören anlaşma memorandumunun imzalanması, bölgede abd-rusya arasında doğrudan bir askeri çatışmasının oluşma ihtimalini azaltır. bununla birlikte, istisna değil ki, abd’nin silah ve mühimmatla desteklediği gruplaşmaların aracılığı ile dolaylı olarak meydana gelen bu çatışma, suriye ve bölge için herhangi bir zamanda beklenmedik sonuçlara yol açabilir.

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…flari-neler-bekliyor/