şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: nem)
  • 1979-1983 yıllarında izmir'i coşturan rock grubu.
    solo gitar ve vokal:zafer senkal
    klavye ve vokal: nuri şafak kevenoğlu*
    bas gitar ve vokal: erçin kırkar
    davul ve vokal: behçet türkekul
  • istanbul'un ilk akla gelen özelliklerinden biri olmamakla birlikte öyle olması gereken meret. yahya kemal'e sormuşlar ankara'nın en çok nesini seversin? diye, "istanbul'a dönüşünü" demiş adam. bence son derece yerinde bir cevap. ama istanbul hep sevdiren ve sevdiğine pişman ettiren bir şehirdir ya, daha kavuşma anında hemen yapacağını yapar. ankara'dan istanbul'a geldiğinizde vasıtadan indiğiniz an pis bir havuza girdiğinizi hissettiğiniz andır. yazın zor serinler, kışın zor ısınırsınız, rutubet her mevsim ilik gibi yakanıza yapışır.

    bir de bu var, eskilerden : kütürdet beni rutubet
  • rahmetli cenk koray'in vakt-i zamaninda derledigi fikra kitabina layik gordugu ad. miniminnacikken (takriben 15-18 sene oncesi) fikra kitaplarini (ara: dunyanin en komik*) cok seven ben, bir aralar da bu kitabi edinmistim. ya 80'lerin son senelerinde ya da 90'larin baslarinda cikmis olmasi lazim kitabin.

    ha nerden mi hatirliyorum bu kitabi?

    oncelikle icindeki fikralar kotu degildi. rahmetli yerli yersiz cok severdi fikra anlatmayi, ama kitapta topladiklari hakikaten tebessum ettirebilen cinsteydi (hatirlatma: ufagim lan daha, osursan guluyorum, o da var).

    ama asil hatirladigim, ufak bir anektod. hemen naksedeyim...

    efendim, malum turkiye'de, o zamanlar daha siklikla, yazili ve gorsel basinda sansur vardir. "fikra kitabinin neresi sansurlenebilir?" sorusunun cevabi "argo"dur dogal olarak.

    bendeniz ise tam bir apartman cocugu olarak buyudum. yaz aylarinda rahmetli dedemin hastaligi sebebiyle bir-birbucuk ay gecirdigim giresun'u saymazsak, apartmanlardan cikmayan, istanbul sokaklarinda bir kere bile top oynamamis bir gencim efendim.

    isin ozu, argo filan bilmezdim o zamanlar (simdi sor, kitabini yazayim sana, ama gerek yok, onun da yeri var, efendiligin de... efendilik cok onemli. misal efendi adam ozur dileyecegi zamani bilir, susacagi zamani bilir, edepsiz adam "ne var amugagoyim" der... cirkin bir kere... neyse hikayeye donuyorum, keyifli cunku). hatta argonautlar'i daha once ogrendim argodan... (yok lan, ne isim olur elin jason'uyla... cesim tahincioglu var bi de, ayri tabi... topluyorum neyse)

    efendim, cenk koray ise dusunmus tasinmis, argo yerine yalan dolan kelimeler kullanacagina - ki kendisi gote got diyen bir insandir - nokta ile sansurlemis kendi capinda... yani got diyecekse g.t yaziyor...

    lakin butun kitapta benim kafama takilan ve bir turlu cozemedigim tek bir sansur var... alti fikrada bir de karsima cikiyor birader...

    dusunsene sikintiyi arkadas... yahu fikranin en can alici kelimesi belli ki bu. cunku son satirda, asil koyucu laf baslamadan once bu sansurlu kelime var...

    gidip babama soruyorum...

    "baba, yahu burda bir kelime var, nedense boyle uc nokta ile kapatmislar ilk harften sonrasini, ne bu acaba, biliyor musun?" diyorum...

    babam, yillar sonra gercegini ogrendigim kelimeyi kendince degistirerek soyluyor bana ne oldugunu...

    "inek" diyor, "inek yazmamis, uc nokta koymus" diyor...

    ben o fikra kitabinin 1/6'sini ancak orta okula basladiktan sonra anlayabildim arkadas... ancak o zaman vardim gercek keyfine...
  • havanın ıslanması.
  • an itibarıyla bulunduğum odada her yeri kaplayan ıslanmış hava. hala havanın nasıl ıslandığını anlayamadım ama kültür mantarı yetiştirmeyi başardım. efenim çok basit: öncelikle odanızın duvarında rutubet kaynaklı mantarlar olacak. siz de aynı odada hem tez yazıp, hem sözlüğü karıştıracaksınız. bu nemli havanın taşıdığı kültür duvardaki mantara gark olacak. sonra onlar hemhal olunca ortaya da kültür mantarı çıkacak.
  • oturdugum apartman dairesinin duvarlarinin üst ve kö$e kisimlarinda kendini belirten ba$ belasi. hayir anlamiyorum durup dururken nereden geldi, ilk defa böyle $iddetli yagmur yagmadi ki buralara. bu son yagmurdan sonra ortaya cikmasinin sebebi ney $erefsizin?