şükela:  tümü | bugün
  • gürsel korat bu kez kapadokya'dan değil konstantinopolis'ten sesleniyor. yaklaşık olarak, zaman yeli'nden yüzyıl önce, güvercine ağıt'ndan yüzelli yıl önce bizans soylularının arasındayız romanda. aşina olduğumuz dervişler, keşişler, yoksullar yoklar. tabii ki korat bu romanı sadece zaman ve mekanda değişiklik olsun diye yazmadı. ama böyle okunmasında da mahzur yok. bizans romanları kitaplığına önemli bir katkı. kozanoğlu* okusa çok sevinirdi.
  • rüya körü üzerine bir diyalog: http://fabilog.com/…rsel-korat-uzerine-bir-diyalog/
  • birbirine yaklaşınca biri yakın diğeri uzak geleceği gören iki erkeğin hikayesi, gürsel korat romanı. sonunda uzak gelecek habercisi bilgisayarı bundan yaklaşık 500 yıl evvelinden anlamaya çalışıyordu, bence orada bir kez daha düşünmek lazım. velhasılkelam güzel bir roman
  • gürsel korat iyi bir yazar ama kötü bir yolda ilerliyor. bulduğu konu da çok güzel ve çoğu zaman yoldan çıksa da insan merakla okuyor. kitap bittiğinde büyük bir imkânın olması gerektiği gibi değerlendirilemediğini görüp üzüldüm. postmodern roman yazmak bir kötülük aslında. bir de kitaptaki kadınlar kadın değil de kukla gibi, ruhsuz, kendilerini oraya buraya atıyorlar ama hep havada kalan duygularıyla yaşıyorlar, sahici değiller. romanın bütünlüğünü bozan geleceğe ilişkin tasvirler (günümüzle ilgili olanlar, evet talihsiz bir nostradamus havası katıyor ama okura da kitabın ilerleyişine de hiçbir katkısı yok) ayrıca son bölümde çorbaya dönmüş iç içe geçen zamanlar ve diğer laf salataları çok gereksiz. kitabın editörü olsaydım bu kısımları ayrık otu gibi ayıklardım. maalesef artık editörler raymond carver gibi yazarlarla çalışamıyor, kutsal kitap sözleriymiş gibi kimse bir kelimesine bile dokunulmasını istemiyor. basiretli yazarlarımız ise çok az. onlar da zaten ya nobel alıyor ya da bir kenarda kimseye karışmadan sessizce yaşayıp gidiyor. böylece edebiyatımız içinden çıkılmaz yarı uykulu bir halde ilkel yaşantısına devam ediyor.

    rüya körü'ne geri gelirsek tarihsel doku için biraz mika waltari biraz ildefonso falcones, rüya-geçmiş-gelecek zamanlar için biraz haruki murakami sezgisi ve bilgisi olsa ortaya dünya edebiyatının bir şaheseri çıkabilirdi. geçmiş olsun.
  • gürsel korat'ın en iyi romanı olabilecek malzemeye sahip olmasına karşın, romanın içeriğindeki zaman mefhumunun yetersiz kullanılması sebebiyle amaçsız bir sonla biten kitabı olmuştur.
    kahramanlardan birinin geleceği* diğerinin geçmişi görebilmesi meselesi, şimdiki zaman mefhumunun iyi bir şekilde işlenememesi sebebiyle ortaya sıradanlaştırılmış bir eserin çıktığı görülmektedir. gürsel korat gibi çalışkan bir yazara yakışmayacak derecede, sarsak bir roman ortaya çıkmış oluyor böylece. öte yandan, bu kitabı içerik bakımından, hasan ali toptaş'ın gölgesizler kitabına da benzediğini düşünmekteyim.
  • gürsel korat'ın okuduğum 3. romani (öncekiler ay şarkısı ve zaman yeli). yazarın bir özgün konu bulma sorunu olduğunu düşünmüyorum ancak günümüz türk edebiyatının en büyük sorunu bence yazarların kendilerini eleştirecek ve geliştirecek bir editörle çalışmamaları. zira kitabın konu olarak kayda değer bir özgünlüğe sahipken, vasat bir roman olarak kalmış olmasını başka bir şeye bağlayamıyorum.

    "talihin gözü kör olsa da, şüphenin gözü daima uyanıktır." (s. 70)
  • 1143-1177 yılları arasında geçen tarihi bir roman. konusu güzel, 20-30 sayfa kısa olsaydı daha iyiydi.

    "zorla güzellik olmaz vasilef. sevmek bize kalmıştır ama sevilmek talihtir. o talih bende yoktu."

    "kader, yaşayacaklarımız değil, yaşadıklarımızıdır."

    "olayları geçmiş ışığında anlamak başkadır, geçmişte anlamak başkadır. çünkü bir şeyi geçmiş zamanda anlayan kişinin, gelecekte anlamasına gerek kalmaz."

    "evlenmek için aşık olman gerekmiyor, dua et de aşık olduğun kadın başkasını sevmesin."

    - neşeli günün oldu mu hiç?
    stefanos ellerini kenetledi ve parmaklarına bakarak konuştu:
    - sonrayı göremeyen insanlar içindir neşe.

    "ne mutlu size" diyordu, "geleceği bilememek ne güzel şey!"