şükela:  tümü | bugün
  • seren yüce'nin 2. filminin adı. 2015'te çekilmiş. başrollerde songül öden, tolga tekin, tülay günal varmış.

    bu sene istanbul film festivali'nde yarışıyor. festivalde izlenebilir: http://film.iksv.org/tr/film/3119
  • çoğunluk'tan dolayı oluşan seren yüce beklentisinin altında kalsa da filmi beğendim. görece klişe ve tüketilmiş gibi görünen bir konuyu, teknolojinin getirdiği iletişimsizlik ve yapay dünyalarımız, olgun ve yaratıcı şekilde ele almış.

    sahnelere tek tek bakıldığında senaryo açısından sıkıntı yoktu fakat filmin öyküsü biraz yavandı. şakaların vurgulanmadan yapılması, aşırı hayattan ve daha önce işlenmemiş birçok detayın filmi kaplaması şaşırtıcı derecede iyiydi.

    oyunculuklar ise feciydi. çoğunluk filmini çoğunluk yapan şeylerden biri de oyunculuğun çarpıcı derecede doğal olmasıydı bence. bu film gözlemciliği ve detaycılığıyla yer yer o çarpıcılığı yakalasa da oyunculukların ritmsiz ve kopuk olması filmin etkisini çok azaltmıştı.

    yine de film türkiye ortalamasının üzerindeydi ve en önemlisi farklıydı. bu farklı ve saldırgan üslubuyla türkiye sineması'na renk getiren seren yüce'nin işlerini takip etmek gerekiyor.

    --- spoiler ---

    filmin başlarında kendimi handan'la ve korhan'la özdeşleştirmiştim. ve film -iyi anlamda- çok rahatsız edici şekilde ilerliyordu. korhan'ın külot koklama iğrençliği ve arkadaşının eşine asıldığı paranoyası tanıdık gelen şeylerdi, rahatsız etti (seren yüce'nin de bunu amaçladığını düşünüyorum). handan'ın bir şey üretme telaşı ve evde yemek bile 'üretemeyen' hali de tanıdıktı, rahatsız etti.

    fakat daha sonra şermin'in 'doğruluğu' ve 'dürüstlüğü' devreye girdi. birden şermin'le ve onun ilişkisiyle özdeşleşmeye başladım. çünkü hayatımda, arkadaşlarımın arasında handan ve korhan'a benden daha çok benzeyen birçok insan vardı. doğal olarak kaçma fırsatını bulunca hemen şermin oluverdim, ve handan'ın yerine o arkadaşlarımı koydum. film bu fırsatı vermese çok daha iyi etkileyici olabilirdi.

    oyunculuk olayına spoiler ibaresinin koruması altında tekrar dönecek olursak, serkan keskin serkan keskin'i oynuyordu. küçük çocukların oyunculukları fecaatti. songül öden hem iyi bir oyuncu olmasına hem de başrol olmasına rağmen çok kötüydü. diyaloglarda ve bazı şakalarda oyunculuk açısından ritmsizlik vardı. güzel şakaları etkisiz kılmıştı bu durum. kötü oyunculuğun nedeni yüksek ihtimal seren yüce'den kaynaklanıyordu. ya yeterli vakit ve nakit yoktu ya da yeterince önem atfetmemişti, bilmiyorum. ama çoğunluk gibi bir kült olma fırsatı oyunculukların yetersizliğinden dolayı kaçmış gibi duruyor.

    --- spoiler ---
  • bugün izlediğim yavan, çelimsiz film.
  • bu gece başka sinema sayesinde izleme şansı yakaladım. mevsim güzelleşti ama canım sıkkındı, gideyim de iyice içimi daraltayım diyerek rexx'in yolunu tuttum.

    ben seren yüce'yi her anlamda çok beğenirim. hatta biraz stalklıyor bile olabilirim. çünkü kendisi çoğunluk'ta takdirimi ve hayranlığımı kazanmakla birlikte, nasıl desem çok hoş bir beyefendi. (o son leffe'yi içmeyecektim)

    detaylara girmeden, oyuncu seçimi konusunda cast direktörünü tebrik etmek istiyorum.
    daha önce songül öden'i hiç izlememiş biri olarak, kendisine bu rolde hayran kaldım. (ayrıca nasıl muhteşem bir postürdür o, çok kıskandım)
    kel olduğunu sandığım ve yine daha önce hiç dikkatimi çekmemiş tolga tekin de gayet başarılıydı.( o penis gerçek miydi bu arada? çünkü salondaki hemcinslerim de woavv tepkisini verdi. maşallah)
    tülay günal'ı yakın zamanda "güneşin sofrasında - nâzım ile brecht” oyununda izlemiştim ve bayılmıştım. bu rolde sanki kendisini oynamış gibiydi. çok zorlanmamış olsa gerek.
    eraslan sağlam'ı duymuştum ama henüz hiç sahnede izlemedim. rolü gereği biraz silik bir karakter olduğu için çok yorum yapamayacağım.
    esme madra'nın minik ama tatlı rolü çok yakışmış. çoğunluk'tan sonra gözlerimiz kendisini arıyor. (kızım olsaydı adını esme koyacaktım. duyduğum en güzel isim. e biz de biraz salinger hayranıyız)

    --- spoiler ---

    küçük bir özenti burjuva ailesinin hikayesi bu. gayet dozunda eklenmiş mizah, filmde yer yer kahkaha atılmasına sebep oldu. evet bir cep salonunda izledim filmi ama gün ve saat itibariyle salon doluydu diyebilirim.
    handan, korhan ve aleyna'dan oluşan ailede kimse birbiriyle bağ kurmuyor. her konuda yüzeysellik had safhada. ailenin küçük kızı aleyna(isim bile özenti) kendini kesse şaşırmayız. kimse birbirine gerçekten sarılmıyor, dokunmuyor, öpmüyor. her şey maddi. ailenin evi dergilerdeki gibi, ruh yok. gösteriş için alınmış mobilyaların, alet edevatların, kıyafetlerin hiçbirinin sahibi yok aslında. kişiselleşmiyor. almış olmak için alınmış, bir kenara atılmış. tatmin olamayan insanların kendini mutlu etmek için yaptığı ve aslında asla bir işe yaramayan eylemdir bu. biliyorum, çünkü hepimiz yapıyoruz. izleyen herkes handan'la ve korhan'la dalga geçti ama film, tam olarak içimizdeki handan'ı nasıl da göremediğimizi gözümüze sokuyor.

    şermin ve kocası ise entelektüel çiftimiz. bu ailenin içine çok giremiyoruz. şermin bir roman yazmış, akıllı, kontrolleri elinde tutan, yeri geldiğinde lafı koyan ama genele baktığımızda mutsuz. "hangimiz değiliz ki" demek istiyor sanırım film. bu kadar baskın bir kadının kocası her zaman daha çekinik ve hatta kendine güvensiz olur. burada da öyle. (ne yalan söyleyeyim bir ara hesap isteme sahnesinde kendimi gördüm. lanet olsun bana, çok iticiymişim.)

    yüzeysellikte zirvede olan nalan ve korhan, şermin'in ettiği iki afilli lafa ağızları açık bakıyorlar. gerçek dünyada da bu aileler dost olamaz. birbirlerine dayanamaz. benim kafama yatmayan tek şey korhan gibi sığ ve şekilci bir adamın, şermin gibi akıllı ve güçlü bir kadında neyi çekici bulduğu? sonuçta karısı daha güzel ve daha genç. tanıdığım hiçbir korhan, şermin'i istemez. ama seren bey öyle diyorsa, öyledir.

    tabi içinde cinselliğin olmadığı bir evliliğin neye benzediğini de görüyoruz. yemin ederim bir ara içimdeki saldıray abi dile gelip "sizin sorununuz ne biliyor musunuz, siz sevişmiyorsunuz" dedi.
    ama o kısım biraz üstünkörü geçilmiş. neden sevişemiyorlar? ben o kısmı da anlayamadım serencim (of çok cıvıklaştım, pardon)

    --- spoiler ---

    tabi çoğunluk çok daha iyiydi benim için ama rüzgarda salınan nilüfer de izlediğim için memnun olduğum bir film. filmden sonra bir bara oturdum ve kendime leffe* söyledim. bu satırları da ordan yazıyorum.
    başka sinema'ya ulaşmanız kolaysa, filmi sinemada izlemenizi tavsiye ederim.
  • izlemeyi ne kadar merakla beklediğimi betimleyemiyorum. küresel ısınmaya bağlı olarak ortaya çıkan beşinci bir mevsimi, ya da john lennon'ın ölmeden kaydettiği ve hiç yayınlanmamış yeni bir albümü bekler gibi desem? belki.. fimin beyazperde.com'daki özeti (spoiler sayılmaz heralde?):

    "handan ve korhan orta yaşlarını süren, istanbul'un iyi semtlerinden birinde hayatlarını sürdüren bir çifttir. handan hayatını doldurabilmek için kendisine sürekli uğraşlar icat eder; ve her yeni girişiminde korhan´dan destek bekler. korhan, yıllar geçtikçe eşi handan´ın heveslerinin içi boş olduğunu fark etmiştir; artık onu fazla ciddiye almaz. korhan'dan umduğu desteği bulamayan handan, yazar arkadaşı şermin´e özenir ve yazarlığa kalkışır! fakat başta masumane olan bu arzusu zamanla kıskançlığa dönüşecek ve farklıı yollara sapacaktır. yönetmenliğini ve senaristliğini seren yüce'nin üstlendiği filmin müzikleri gökçe akçelik'e ait..."
  • ruhsuz ilişki nasıl yaşanır sorusunun cevabı ku kadar iyi verilebilirdi. yönetmen erkek olduğu halde kadın psikolojisini iyi analiz etmiş ve karakterlere aktarmış.seren yüce'nin bir şeylere böyle bağıra bağıra söylemesi harikulade geliyor bana. aklımda tasavvur ettiğim yönetmen, doğrucu davut , sürekli içinde bulunduğu durumu kritik eden ve yabancılaşma hastalığına yakalanmış bir yönetmen.

    çoğunluk ile kıyaslandığında üslup aynı fakat görüntü kalitesi ve çekim kalitesi bir hayli iyiydi, bu açıdan çok sevdim. çoğunluk efsane bir film olmasına rağmen, görüntü özellikleri flash tv'den hallice gibiydi.
    irite olduğum şey ise gereksiz bir nilüfer karakteri konması. kadının oyunculukta bir hayli kötüydü. sanırım o kadına döneceğini düşünmemizi istedi fakat ı-ıh. yahu zaten 2 dk gözüküyor denilebilir, ayrıntılar filmin gerçekliğini etkiler,bittabi.

    ve gelelim ;
    --- spoiler ---

    şermin'in handan'ın kitabını okuyup van'da yaşayan kadın kapıdan girer girmez dayak yiyince karakteri merak ediliyor dedi ve ben kendimi tutamadan defalarca güldüm. handan'ın o doğu hakkında hiç bir fikri olmadan ve ruhsuz olarak kitap yazmaya çalışmasını böyle vurgulamak güldürdü.
    --- spoiler ---

    edit: içseldevinimlerindışavurumu sayesinde öğrendim ki seren yüce erkekmiş. fakat inanılmaz bir şekilde kadınları çözümlemiş adeta kadın gibi hissetmiş?
    halbuki seren ismi ne kadar da kadın ismi değil mi?
    kabul edelim.
  • peygamber sabrı olan başarılı ve aklı başında yazar şermin, hayatta hiçbir işi gerçekleştirmekte tutunamayan, boş, mutsuz ve fakat kifayetsiz muhteris handan ile kocası cinsel ve duygusal hayatında mutsuz iş adamı korhan... seren yüce bunlardan üst orta sınıfları nefis anlatan bir film çıkarmış.
  • modernizmin içine teknoloji girdiğinden toplumun yapı taşının neye benzeyeceğini gösteren film.

    handan'ın kafamda bi kurbağa var, demesine rağmen kafasının üzerine bakmayı hiç akıl etmemesi, handan'ın kocasının iki yüzlülüğü ve fakat üzülesi çaresizliği, aleyna'nın ileride reklam ajansına girip 30lu yaşlarında kendinden genç tüm hemcinslerini kıskanacak olması (doyumsuzluğu) elimizde.

    geçmeden afiş tasarımı 10 puan, film ise 3/5.

    ---spoiler---

    iş hayatına girdiğimden beri filmdeki gibi iki yüzlü insanlarla karşılaşıyor ve hatta onlarla yaşıyorum. bile bile yalan söyleyen, mutsuz ve salt gösterişli olmak için çabalayan aslında yüzeysel olmayan insanlar. belki de filmdeki tüm karakterler üretme krizindeler. aleyna bile bir şeyler yapmaya çabalıyor ama bir yere kadar, annesinden ne gördüyse o oluyor sonrasında.

    korhan'ın sinem'i güzel bulmadığı için ondan kurtulmasını çok samimi buldum, en güzel noktalardan biriydi bence. gerçekten güzel veya çekici bulmadığından kaçtı yanından. bir de zaten asıl çift birbirini çok iyi tanıyor, free jazzdan bunalmaları ordan kaçmaları, kadının yatakta ve film sonunda ağlama krizine girmesi ve adamın bunu bir parça öngörmesi bunu gösteriyor. yani karısından daha güzel veya şermin gibi daha akıllı olması gerekiyordu o kadının. saçma sapan kahvaltılar ne öyle. korhan bir çeşit yoksunluk halinde, her açıdan hem de, bunu bastırmaya ve gidermeye çalışması yöntemi ne olursa olsun samimi.

    filmde iki yüzlü olmayan bir şermin'in kocası belki, onu da çok tanımadık zaten. şermin'in twitter'da handan'ın arkasından konuşması, korhan'la geçenleri sineye çekmesi, aslında handan'ın yazdıklarını beğenmemesine rağmen bunu kibarca dahi söylememesi bunu gösteriyor.

    gelelim handan'a, handan'ın sıkıntısı başta söylediğim üretmeme. üretecek zihinsel sakinliğe de sahip değil. durgunluk halinden çıkar mı, bilmiyoruz. filmin sonunu bu açıdan beğenmedim, hesaplaşma veya açık pencere olmadan bitti. çoğunluk'un sonunda filmden sonra ne olacağını ve olmayacağını görmüştük mesela. ama handan o evde sıkışmasına rağmen bunu keşfedemeyecek sanırım.

    modern dünyanın içine teknolojiler ile hapsolmuş bir çekirdek ailenin mutsuzluğunu izledik. aleyna'nın ipad'i ile anne-babasını onlar da başka birer teknolojik alet ile ilgilenirken çekmesi çok hoştu. kimse gülümsemedi bile. evde hiç kimse zihinsel durağanlığa sahip olmadığından birbirine gülümseyemiyor, durum bu derece vahim. hadi yat artık hadi yemek ye, olmaz et yemen lazımdan öte değil ilgi ve sevgi.

    filmde oyuncuları da sevmedim, gerçek ile gerçeküstü bir yere sıkışmıştı diyaloglar bile. telefon konuşmaları çok seriydi mesela, gerçeklikten koparttı izleyeni. kimi yerlerde ve özellikle çocuk karakterler text okuması yaptı. ama songül öden'in vücut bütünlüğüne bu denli hakim olması ve kendini yönetmesi muhteşemdi. ellerini kullanırken bile bir teknik uyguluyordu sanki. örneğin makyajını sildiği sahnede sahnenin anlamından çok oyuncunun hareketlerini merakla izledik. sanırım oyuncuları sevemedim dememin nedeni texte olan bağlılıktı, sanki yönetmen oyuncuları özgürleştirmemiş gibi geldi. eğer böyle değilse ve olması istenen buysa da bilgilenmek isterim, kamera arkası görüntüler yayımlanabilir bunun için .swh. nuri bilge ceylan'ın oyuncuları sahnede baskı ile özgürleştirme çalışması ve doğallığı ton ton yakalamış olduğunu gördükten sonra bu tip bir yorum yaptığımı düşünüyorum. oradaki burada göremeyince bazı yerler yavan kaldı.

    serkan kesin dünya üzerinde çekilen her filmde lütfen oynasın. onu görünce nasıl bir mutluluk oldu, hele sezin hanımlar double sürpriz oldu. ikisi de semaver kumpanyadan oyun arkadaşları zaten. sezin hanımların mimikleri zaten muhteşem..

    film hakkında daha ne düşünebilirim bilmiyorum. ben çekimser buldum, yerden yere vurmayan ve eleştirmeyen. biraz acıyıp sahiplenen belki. ne kavgalar çıkardı oysa, gerçi bu tip insanlar gerçekte kavga etmezler o da doğru.

    velhasılı kamera arkası görüntüleri beklemekteyiz.

    ---spoiler---