şükela:  tümü | bugün soru sor
692 entry daha
  • içinde bir mesih figürünün yapı sökümünü bulunduran nokta atışı bir eser saatleri ayarlama enstitüsü.

    --- spoiler ---

    kitabın ilk yarısında, halit ayarcı o kadar enfes bir biçimde anlatılıyor ki onu bir kurtarıcı olarak görüyorsunuz. kurtarıcı lafıma takılmayın. kitapta bir savaş döndüğü yok. kurtarıcıdan kastım kusursuz önder figürüdür. ikinci yarıya geçtiğimizde ise, ayarcı'nın ne kadar laf cambazı, düzenbaz, yalancı birisi olduğuna, özünde diğer insanlardan farkı olmayan, iradesinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlıyorsunuz. bunun sebebi kitabın başında irdal'ın, olayları üstün körü hatırladığı için mazideki ayarcı karakterini çok iyiymiş gibi okuyucuya sunarken, üzerinde düşündüğünde, daha ayrıntılı bir anlatıma geçtiğinde ise gerçeğin ortaya çıkmasıdır. aslında tanpınar, kitabın ana karakteri yani hayri irdal ile ''zavallı insan'' portresini çizdikten sonra hikayenin sonunda, ayarcı'yı irdal'ın seviyesine çekerek, bir nevi başkalarını ilahlaştırmayın demek istiyor. bir başka şey, tanpınar kitaba, tepeden tırnağa her şeye karıştığı halde, insanın içindeki ''alışılmış insanı'' değiştiremeyen bir figürü koyması da, bana kalırsa atatürk/cumhuriyet devri eleştirisi olarak okunabilir.
    --- spoiler ---

    tabi elbette yazarın diğer tüm eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de bolca kafa açıcı aforizma çıkarmak mümkündür. bazıları sae'ye tanpınar'ın en iyi eseri diyor. ama bana kalırsa tanpınar'ın magnum opus'u huzur'dur. sae ondan sonra gelmektedir.

    ''belki de şahsiyet dediğimiz şey bu, yani hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbiriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.''

    ''çirkin, diyorsunuz, binaenaleyh bugünün telakkilerine göre sempatik demektir. sesi kötü, diyorsunuz, şu halde dokunaklı ve bazı havalara elverişli demektir. kabiliyetsiz diyorsunuz, o halde muhakkak orjinaldir.''
  • madem öyle, ben de halit ayarcı'nın tabiri caizse bittiği anı süsleyen anlamlı diyaloğu paylaşayım.

    --- spoiler ---
    (anlatan: hayri irdal)

    - nasıl olur? diyordu, nasıl olur? dünyanın en modern müessesesinde, en mükemmel ve yeni şartlar altında ve bu kadar yenilik içinde çalışan bu insanlar bu işi nasıl anlamazlar? o hâlde enstitüde ne işleri var? niçin yeni binayı alkışladılar? niçin bizi tebrik ettiler? demek yalan söylüyorlar!..

    ben halit ayarcı’ya vaziyeti anlatmağa çalışıyordum.

    - hayır, yalan söylemiyorlar, diyordum. ikisinde de samimî idiler. yeniliği kendilerine ucu dokunmamak şartıyla seviyorlardı. hâlâ da o şartla severler. fakat hayatlarında emniyetli ve sağlam olmayı tercih ediyorlar.

    - böyle şey olur mu? bir insan iki türlü düşünür mü? iki türlü mantık bir kafada bulunur mu?
    halit ayarcı hakikaten meyustu.

    - tabiî bulunur. daha doğrusu menfaatler istikametini değiştirirse mantık da değişir.
    - ben anlamıyorum doğrusu bunu!.. bütün eserim yıkıldı. bu müessese artık benim değil!

    şakaklarından ter akıyordu. hiçbir zaman onu bu hâlde görmemiştim. karşısındaki kalabalıktan daha çetinlerine, çok büyüklerine laf anlatmıştı. burada, hepsi kendisinin yetiştirmesi bir avuç insan onu şaşırtmıştı. bir rüyada gibi etrafına
    bakınıyordu.

    - hiç boks maçına gitmediniz mi? ilk önce bakamayız bile! sonra birdenbire heyecanlanırız, bir tarafı tutarız. bir an evvel, kâfi derecede kuvvetli olmamasına kızarız, haykırırız. haydi! deriz, daha kuvvetli! daha müthiş! deriz ve öyle olmadığı için üzülürüz. fakat hangimiz o esnada o adamın yerinde bulunmayı isteriz? hiçbirimiz, değil mi? bunlar da öyle işte... mücadeleyi bizim tarafımızdan seyrettiler. ve bizi alkışladılar. o anda çok samimî idiler. fakat şimdi siz, “ringe buyurun!” deyince iş değişti. burada kendi menfaatleri, kendi emniyetleri var!
    --- spoiler ---