şükela:  tümü | bugün
  • insanlığın en büyük sırrı nedir? medeniyeti predatorler mi getirdi? alien'lar gerçekten var mı? mısır piramitlerindeki tuğlaların antarktika'dan getirildiği doğru mu? sokrates genç oğlanlarla birlikte oldu mu? fatih sultan mehmet'in avrupa tarafından keşfedilmemiş amerika'dan patates getirttiği doğru mu? gibi türlü insanlık sırlarından önce gelen sır bana göre sabah alarm sesiyle birlikte zuhur eden aydınlanmanın kökenidir.

    niye diye soracak olursanız, -daha önce sözlükte işlenip işlenmediğini bilmiyorum maalesef sözlük-içi arama fonksiyonelliği 1999 yılında kaldığından uygun başlıkları bulamadım, dahası biri beni izlese nasıl komik duruma düştüğümü de görür sabah sabah gülme krizine kapılırdı. "alarm* ötmesi* uyan*", "alarm* çalm* zeka*" falan vesaire ne aramalar yaptım zaten yoktular. bu başlık bu yüzden böyle açıldı- şöyle derim malumunuzdur, sabahın kuşluk vaktine kurulmuş alarm ötmeye başlar daha ilk civk'te hemen açarsınız gözleri ve aydınlanma anı başlar, az önce af buyrun danaların danası gibi uyumakta olan kafa hemen telefonu eline alır alarmı öteler. yalan olmasın valla üç aşağı beş yukarı şunlar geçer akıldan: "10 dakika... o bile yeter... bir rüya görsem yeter... zaten okuduklarıma göre insan rüya görmek için uyuyormuş... rüyamı görürüm gün-boyu ayakta olurum... yok yok yetmez 20 dakika... ya oğlum boşver 20 dakika uyuyan yarım saat de uyur... sen en iyisi şunu 1 saat yap, mecidiyeköy'de iner metroya binersin.... lan oğlum manyadın mı, 1 saat seni kesmez, 1 buçuk saat yap şunu metroya binmezsin taksi tutarsın üç kuruşluk yol... lan lan bak lan diyorum, ha oradan taksiye binmişin ha buradan, yat uyu 2 buçuk saat buradan taksiye atladığın gibi beş dakikada iştesin/okuldasın, hem patron/hoca da gecikebilir, bu ara mıymıntılığı üzerinde... lan saat daha 6 ahahahahahah ayarla 9'a, baktın için rahat etmiyor mu zaten uyumayacağın varsa arada kalkarsın, insan bazen yataktan soğuyor, sen de soğursun, o yüzden kur 9'a, kalkamazsan zaten yukarıda saydığım sebeplerden ötürü b, c, ç, d planların hazır, kalkarsan da erken gitmiş olursun..." bunlar alabildiğine çok-katmanlı ve çok-yönlü düşüncelerdir. birbirini izler ve çoğu kere bağlaşıktır.

    evet bu bir aydınlanmadır, o mahmur kafa nasıl oluyor da saniyeler içinde hem "uykum kaçmasın", hem de "gecikirsem yandığımın resmidir" mantalitesi içinde türlü b, c planları uydurabiliyor? 90 dakikalık periyotta rijkaard'ın bile b planı yokken, o mahmur kafa saniyeler içinde yaşadığı aydınlanma neticesinde, gece alarmı kurarken tahayyül edemediği nice kurtuluş çarelerini o ilk civk!'ten itibaren üretmeye başlar. klâsik olmuş "insan aklının yüzde ikisini kullanıyormuş abi, yüzde yüzünü kullansa duvardan falan geçermiş" geyiği (adama bakar mısınız "aklımı fulltime çalıştırırım, kitaplarla, bilgilerle doldururum içini" demiyor da duvarlardan geçerim diyor, böylesinin amacı gizlice kızların soyunma odasına tünemektir, bu mantalite geçerli olacaksa ben yüzde ikilik potansiyele razıyım dostlar) gibi son dönemde moda olan "insanın aklı yatmadan hemen önce ve sonra çok çalışıyormuş abi, dahilerin çoğu bunu keşfetmiş, o yüzden dahi olmuşlar" deyişini de bu başlıkla değerlendirmek olasıdır. az şey değil, sakın küçümsemeyin. bir adam tutacaksınız, tam sabahın kuşluk vaktinde alarm çaldığı an dayayacaksınız fizik problemini, dil-bilim teorilerini bak nasıl çözüyor "onu öyle, şunu şöyle yapalım, onu buraya, şunu şuraya koy..."

    vay vay vay, sabah oldu açıldı zihin, parım parım parladı. yaşanan gün ışımasının etkisiyle zuhur eden aydınlanma, dinlenmiş zihnin üstüne su serpti adeta. vay vay vay, haco hanım vay, fena halde leman, yanlış kadınlar yanlış erkekler... alarma kalmış uyanmalar. artık kendi bio-ritmimiz, toplumun kitlesel bio-ritmine endeksli. patron kızar, hoca döver, otobüs beklemez, vapur kaçar, metrobüs tıkanır, minibüs şişer, ofistekiler laf eder, kantinde kaave kuyruğu uzar. gece yatmasını, sabah da kalkmasını beceremez hale gelen modern insanın son yüzyıldaki bu zıptırık durumuna ilişkin bu kadarlık tespit yeter. şimdi hemen anton çehov'un bir öyküsünün kısaltılmış haliyle sizleri başbaşa bırakıyorum, sizler bu satırları okurken ben çoktan binayı terk etmiş olacağım. öpüyorum güzel gözlerinizden, çenenize alttan çıp çıp diye hafifçe vuruyorum, elinizi sıkıyorum ve yol alıyorum, volta alıyorum. mümkünse günün ilerleyen saatlerinde votkamı da almak istiyorum.

    şimdi bir müdür varmış, altında çalışan adamlara kötü davranıyormuş, onlarla karşılaşınca "sen" diye hitap ediyormuş, laflarını dinlemiyormuş, kafasını çeviriyormuş, karısının kızının yanında onları hor görüyormuş. o adamlar birgün ayaklanmak istemişler "ondokuzuncu yüzyılda bu çektiğimiz çile değil, kölelere bile böyle davranılmazdı be" demişler. içlerinden dezdemenov'u elçi tayin etmişler, "sen gidip konuşacaksın müdürle, yoksa bırakırız işi" demişler. dezdemenov ilkin mırınkırın etmişse de sonradan kabul etmiş bu ulvî görevi. kapıya dadanmış, tıktık vurmuş, "gelllll!" sesiyle içeri girmiş. bir heyecanlanmış bir heyecanlanmış ki sormayın. hık mık etmeye başlamış, müdürün "ne var lan konuşsana... ne istiyorsun sabah sabah öküzzz boku!!!" demesi üzerine silkinmiş "şey.... sizin karınız ayy pardon eşinizz, şeyy... şeyy bilet satıyormuş galiba... şeyy... araba piyangosu için..." "evet ne olmuş?" demiş patron da "alacak mısın yoksa? senin paran var mı lan göçük beyinli!!!" diye de eklemiş. "şeyy bir kısmını şimdi, gerisini şeyy sonra..." "tamam al hadi bileti... ulan bana bak iki gün içinde paranın tamamını getirmezsen, karşılığında karını alırım ona göre! anladın mı beni şerefsiz!! ben senin müdürünüm! hadi yaylan şimdi!" "şeyy... rahatsız ettiğim için özür diler... im.. oy...tammam en yakın zamanda... paranın tamamını şey edicem..." sonra dezdemenov müdürn odasından çıkmış, dışarıda bekleyen arkadaşlarına ağlamaya başlamış "ulan ben bu parayı nasıl bulacam??? off!" çehov hikâyenin sonunda şöyle der: "başkaldırmaktan sakınmalı!"
  • muhtemelen beyin fonksiyonlarının yerinde olduğunu gösteriyordur. bu durumda kendimi fonksiyonsuz yerine koymuş olabilirim, bunu istemezdim fakat zuhur etme süresinde, olması gereken çevikliği kendimde bulamadığım için de sabahın şu saatinde aşağılık duygulara kapıldım.

    standart nedir?

    -alarmaaa...
    -la bomba (erteliyor)
    -allarmaaaaa...
    -cèlebra belisima (uykudan uyanınca saçmalamak)

    şimdi yol önümde ikiye ayrılıyor. ama ikisinde de aydınlanma emaresi yok. birinci yol birden ''hasiktir kalkmalıyım galiba'' diyip fijjjt* diye yataktan çıkma maksadındayken paldır küldür halıya yuvarlanmak. bu yola girebilirsem ufak bir hasarla kalkabiliyorum. ikinci yol ise erteleme tuşu yerine kapama tuşuna basmak. takriben 2 saat sonra kendiliğimden uyanıp bu kez bir h harfi eksik telafuzuyla ''asiktir geç kaldım galiba'' diyip adam akıllı işe gitmek. bu sefer de geç kalmanın prosedürleri filan...

    e hani aydınlanma? yok işte, hala mal gibisin, seme!

    (bkz: hafta sonu alarmı açık unutan zavallı)
hesabın var mı? giriş yap