şükela:  tümü | bugün
  • şu şekilde savunuluyor :

    - sabah ezanı olmasın, sabahın köründe uyuyamıyoruz.
    - çan sesi hoşuna gider ama.
    - ne çanı? sabah diyorum, uyku diyorum.
    - çan sesinden rahatsız olmazsın ama göttaş.
    - ?
    - siktir git.

    tamam beyniniz hiç kullanılmamış belli, ama başlamak için hiç bir zaman geç değildir. valla diyorum bak.
  • amerika'da ogrenim goren biri olarak en cok ozledigim sey...
  • annemlerin mahalledeki cami ses sistemini yenilemiş. sabah ezanını okumaya hoca eve geldi sandım. babama söyledim, herkes rahatsız ama ezandan rahatsız oluyoruz dememek için kimse ağzını açmıyor diyor. ufacık bir meselede bile insanlar nasıl baskı altında kalıyor, anlamıyorum.
  • sabaha kadar içersin. sonra sabah ezanını dinlemek için balkona çıkarsın. hava genelde serin olur alkolün etkisiyle anlamazsın. biz genelde tolga (bkz: tolga mirmirik)'la hep sabah ezanını dinnerken ağlarız.

    gerçekten de, sabah ezanının hüznü apayrıdır. kaybedenlere kaybedilenleri hatırlatır...
  • korkunc bir kabustan uyandirdiginda allaam dedirten, usul usul dinlenilen ve sukur dedirten ibadet cagrisi.
  • 17 ağustos 1999

    hayatın bana boktan geldiği bir dönemdeydim. içimde, içime sığmayan bir sıkıntı, kafamda milyonlarca cevapsız soru vardı. gün bitmiş, gece çoktan olmuştu.. gecenin en karanlık, en buhranlı saatleriydi. her günüm, her gecem böylesine sancılıydı; fakat bu gece diğerlerinden daha sancılı geçecekti.

    saat 02.00

    uyku ile ruhum, o gece belki de alkolün etkisiyle kendi aralarında ufak çaplı barış imzalamışlardı. bünyem bu durumun tadını çıkarmak için milyonlarca boş soru barındıran kafamı yastığa koydu. uyku biraz uyku bütün isteğim buydu.. tatlı rüyalar supermen !!

    saat 03.02
    saat sıfır üç-sıfır iki... o felaketin gelişinin saatini ve dakikasını bir kaç gün sonra gazetelerden öğrenecektik. saati, saniyesi, salisesi her ney ise büyük ve tarifsiz bir uğultu ile gelmişti. neler olup bittiğine o an anlam veremiyordum. milyonlarca ruh odama doluşmuş çığlıklar atıyordu adeta. bu insanın beynini kemiren uğultunun ardından sarsıntı başladı. yan odadan annemin duaları, devrilen-yıkılan eşyaların sesini bastırıyordu. dua duyunca aklıma hep cenazeler gelir; ve annemin titrek sesiyle ağzından çıkan dualar beni daha da tedirgin ediyordu. bir kaç saat evvel hayatı anlamsız bulan, yaşamdan çok ölüme yakın olan ben, hayatta kalma endişesi ve ümidiyle çırpınıyordum. bitmiyor, bitmiyor ve bitmiyordu.

    saat 3.30

    nihayet kedimizi sokağa atabilmiştik. tahmin edilebileceği gibi bu kaçış, küçükken arkadaşlarımla top oynamak için dersimi yarım bırakıp kaçışlarımdan farklıydı. bu kaçış, ölümden kaçıştı. marmara'yı sadece gökyüzündeki yıldızlar aydınlatıyordu. sanki elimi uzatsam bir tanesi yakalayacakmışım kadar yakın ve çoklardı. o büyüleyici gökyüzü manzarasının ardından gözümü yeryüzüne çevirdiğimde ise durum içler acısıydı. herkes şaşkın, herkes dehşet içindeydi... herkes bir yerlere koşturuyor, birilerine ulaşmaya çalışıyordu.

    saat 5.00

    büyük sarsınıtının üzerinden iki saat geçmişti. izlerinin yok edilmesi içinse yıllar gerekecekti. hava daha da kararıyordu. ben gündüz olmasını, bu lanet gecenin bitmesini bu kadar aciz, bu kadar çaresiz bir halde beklerken hava daha da kararıyordu belki de yıldızlar bir bir sönüyordu. korkuyordum ve bu korku gün doğana kadar devam edecekti. hiç bitmeyecek gibi gelen o gecenin, o karanlığın verdiği ümitsizliği sabah ezanı yok edecekti. sabah ezanı okunacak akabinde gece aydınlancaktı. peki ya bu gece bitmezse ? ya sabah ezanı okunmazsa ???

    sabah ezanı

    bütün dinlere aynı uzak mesafede olan ben darağacında ölümü bekleyen mahkumun son isteği gibi ezanı duymak istiyordum. o vakitler hayatta olan dedemin elini tutuşum ve dakika başı "dede ne zaman okunacak" diye soruşum dün gibi aklımdadır hala. saat hızında geçen saniyelerin ardından sabah ezanı tam vaktinde okunmuştu. belki de hayatımda ilk kez günde 5 vakit okunan ezanı anlam yükleyerek dinlemiştim. ezana yaşamın anlamını yüklemiştim. 17 ağustos sabahı duyduğum ezan yaşadığıma dair işaretti.
    tam vaktinde okunan sabah ezanı, tam da inancımı yitirmek üzereyken o sesle gelen manevi huzur
    ve hayatımda ilk kez şükretmem; - yaşıyoruz çok şükür !
    akılda kalan ise o karanlık gecenin ardından doğan güneşe ithaf ettiğim bir nazım hikmet şiiri;

    "seviyorum seni, yaşıyoruz çok şükür der gibi"
  • her sabah tam karsidaki minareden okunup insani sicratan bir sey bu.

    sikayet edip db sinirlamasi ustunde olan sesini yasal limitlere indirttiginizde ise din elden gidiyor, sabah ezani istemeyenler siktirsin gitsin diyen, (bkz: bu ülkenin %99'u müslüman) cumlesine cani gonulden inanan bir takim beynine az oksijen giden zihniyetin cemkirmesiyle daha da yuksek seviyeye cikiyor ses.

    ayni guruh sabah aksam bogazda dolasip aha da saat 00:01 ve gurultu limitin 5db ustunde diye ceza kesiyor. aciklama olarak benim ogrencim dinlecenk, benim hastam uyuyacak diyor.

    ulan bizim evde de ogrenci var hasta var her hafta sesi kistirtip sonrasinda daha siddetli ses ile uyanip tekrar sikayet etmek zorunda miyim? eglence merkezlerine ceza var da bunlara neden yok?

    ozet gec picciler icin ozel: kisin lan sunun sesini.
  • artık sık sık uyumadan önce sabah ezanını duyuyorsanız, ya da dinliyorsanız; hayatınızda bir şeyler ters gidiyor demektir. bir kere, saati gelince yatağa giren, ya da yatınca uykuya hemen dalabilen insanlardan değilsinizdir. demek ki, sizin kafanız çok karışıktır. sabahlara kadar cevaplarını bulamadığınız sorular vardır. sabah ezanı, daha yarısını yapamadığınız sınavın "sınav bitti, kalemleri bırakın" anonsudur sizler(bizler) için.

    ikincisi, günün saatleri şaşmıştır sizin için. insanların öğle yemeği sizin için kahvaltı görevi görmektedir, işinden sıkılmış 30 yıllık memur tavırlarıyla. sizin de artık kahvaltı yapasınız yoktur zaten, uyuduğunuz bir kaç saat sizi yeni güne, eski dertler + bugünün getirdiklerine hazırlamaya yetmemiştir. gece olsun istersiniz, herkes ortalıktan çekilince bu gece çözmeyi umduğunuz dertlerinizle baş başa kalabilmek için.

    ve son olarak; insanlar tarafından çok yanlış yargılanırsınız. öğlenlere kadar yatan "uğursuz" bir insansınızdır. bu kadar uyumakla kimsenin "kendine bile" bir faydası olmaz. boşuna uğraşmayın. anlatamazsınız bu insanlara, aslında onlardan daha az uyuduğunuzu. kabul edin uğursuzluğunuzu. dün gece kabul ettiklerinizin yanında bu da bir şey mi?

    benim gibi sabah ezanıyla aslında hiçbir alakası olmayan nice insanın hayatında değişik roller üstlenmiştir "sabah ezanı". işte benim hayatımdaki yeri de budur. "bırak artık arkadaş. bitmiyor dibini sktigiminin dünyasında dert. vur kafayı yat sen. o günler de gelecektir elbet." der müezzin aslında her sabah, hiçbirimizin bilmediği bir dilde. hele ki bir de içinizde çocukluğunuzdan beri, ölümünüzün sabah ezanı okunurken gerçekleşeceğine dair bir his varsa, "en fazla ölürüz be!" der, götüne koyar yatarsınız, yeni güneşe uyanmak için.
  • usulu ile okunduğunda dinlemeye doyulmayan ( örneğin ankara hacıbayram'da ) , usul, makam bilmeyen ve kesinlikle ses sahibi olmayan birinin ağzında en basit anlamda kulak tırmalayabilen çağrı.

    ankara için konuşuyorum. bu şehirde yaklaşık 2 sene merkezi sistemde okundu tüm ezanlar. kocatepe'den yanılmıyorsam. işinin ehli müezzinler okudular beş vakit ezanı. insan çoğu kez dinlemeye doyamıyordu.

    sonra bir gün . ezan'lar değişti. yine yeni yeniden sesi çok da güzel olmayan müezzinler ve makam 'dan bi haber hacı amcaların sesleri duyulmaya başlandı. üşenmedim araştırdım. neden harika bir düzen varken yine eski usule dönüldü diye:

    söylenen ilk şey: merkezi ezan okununca diğer camilerdeki müezzinler ezan okuma pratiğini yitiriyorlarmış efem. rahatsızlıklarını iletmişler. inanmadım ve bir kaç imam'a özellikle sordum. en sonunda biri itiraf etti:

    efenim mahalle camilerinin cemaat'lerinin çoğunluğu oluşturan hacı amca ların çoğunluğunun hevesi ve zevki imiş ezan okumak. çoğu küçük cami'de ezan okumak cemaat'e devamlılık ile elde edilen bir tür paye/ hak'mış. bir tür bildiğiniz motivasyon.

    e merkezi sistemde ezan okununca beş vakit bu motivasyon tarih olmuş ve en sonunda da diyanet gerekli düzenlemeye gitmiş.

    hayat gerçekten ilginç.
  • nedense en huzur verici bulduğum ezandır. eminim ki başkaları da bana katılacaktır.