şükela:  tümü | bugün
  • ahmet batman'nın ikinci kitabının adıdır.
    (bkz: soğuk kahve)
  • kezbanların başucu eseridir. kabak tadı veriyor artık. herkesin elinde. yok soğuk kahve yok bilmem ne. hani okursun, hoşuna gider de dünya klasiği gibi elden ele dolaşması sinir bozucu. ne franz kafka okumuş ne de turgenyev.

    bugün sınıftan bir kız toplamış milleti bu kitaptan pasajlar okuyor. nispet olsun diye açtım ölü canlar' ı ben de mırıldanır gibi okudum. ilgi çekmedi onun kadar.

    zevk meselesi diye klişeye bağlayalım: önce babaları okumadan yırtık dondan çıkan senede 5-6 kitap yazan yazara yazar diyemem. bak tolstoy' a savaş ve barış' ı yazarken tek bir hatasında onlarca sayfayı yırtmış atmış, baştan yazmış. o zaman daktilo bile yok dikkatinizi çekerim. böyle deyince "ayy çok sıkıcı". e tabi sıkıcı gelir. kafanı vermiyorsun ki, hakkıyla okumuyorsun. popüler kültürün ürünleri kolay hazmedilir. anlamak için okuma yazma bilmek yeter.
  • elimde bu kitabın "ikinci 100.000" etiketli bir baskısı var. ve kendimi dağlara taşlara vurmak, yüksek yüksek tepelerden aşağılara salmak, derin denizlerin karanlık sularında boğmak istiyorum. zira bir kitap bu kadar mı "ortaokul öğrencisinin elinden çıkmış gibi" olur ve aynı zamanda bu kadar satar? aman tanrı'm!

    gerçekten de boşuna yaşıyoruz, boşuna yazıyoruz diye düşünüyorum şu niteliksiz, kalitesiz, içeriksiz ve hakikaten sığ bir zihin içeren sözde kitapların bu kadar popüler olduğunu gördükçe. içim içimi kemiriyor, kendimi içimde yaşayan bütün farklı duygularımla linç etmek istiyorum.

    şu cümleye bakalım mı mesela: "iyi de benim yaptığımdan bana ne yahu?" bu ne? nedir bu? neler okuyor bu insanlar, nasıl okuyor bu insanlar?!

    peki ya şu: "özlemedim, gözüme fotoğrafın kaçtı." aman tanrı'm! aman tanrı'm!.. aman tanrı'm sana geliyorum, al beni ışıklı yollarına!..

    tam şurada da zirve yapıyor zannedersem yazar (?) (!) arkadaş: "şimdi sana çarpan bu kalp, otomatik kapı değil ki ayakta duran yolcuya çarpsın." oy ben öleydim! canım çıkaydı! hangi belediye otobüslerinin altında kalaydım!

    bunlar sadece koskoca kitabın (?) içinde yer alan yüzlerce niteliksiz ifadeden sadece birkaçı. bu kadar niteliksiz ifadenin yanına yazar (?) bir de çalıntı ifadeler eklemiş: "sen şimdi öldün, topraktasın. yoksa toprak sen öldün diye mi bu kadar güzel kokuyor?" gibi...

    bir de özellikle dikkat çeken bir yönü var kitabın ve yazan arkadaşın: sürekli olarak, mesajlardan bahsetmiş. mesaj dediğim, kısa mesaj. sms. cep telefonundan gönderilen hani? misal demiş ki "bazen ayrılığı bir mesajdan öğrenirsin." sonra başka bir başlık altında "senden gelen mesajın sesi bile çok mutlu ediyor beni." bir başka yerde "bir mesaj alırsın, gülümsersin..." gibi bir ifade. koca kitabın otuz-kırk yerinde bu mesaj konusu var. ve aynı mesaj konusu gibi suyu çıkarılmış bir de kelimelerin harf sayılarına takıntılı bir tutum mevcut. "on üç harfi seviyorum." demiş mesela. sözde "seni seviyorum"dan bahsetmiş. "kalmak da gitmek de altı harfli, neden birisi ötekinden daha önemli?" falan yazmış mesela. vuhh müthiş bir tespit! "o üç harfi kullanmak bazen çok önemli..." demiş ve "kal"dan bahsetmiş yine sözde...

    yani bir kitap ancak bu kadar kötü olabilir ve bu kadar kötü bir kitap da ancak türkiye'de tutulabilir... kanımca bir toplumun kültürel ve entelektüel anlamda ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak için kitapçıların "en çok satanlar" listelerine bakmak gayet önemli bir eylem olabilir. ve bizim memleketimizin en çok satan kitaplarından birisi de bu niteliksiz ve son derece sığ eser... yazık...
  • hayatımda okuduğum en kötü kitaplardan birisi. başı çeker hatta. zirveye oynar. birincilik için yarışır. averajla ya kaybeder, ya kazanır.

    şöyle bir diyaloğun geçtiği bir sözde aşk kitabından ne bekleyebilir ki insan?

    "- sanırım ben sana aşık oldum aylin.
    - oha ne çabuk."

    ahaha sayın seyirciler. canım ülkemde şu kitap yüz binler satıyor... ne günlere kaldık arkadaş...
  • itiraf ediyorum sırf çok satanlar listesinde olduğu için aldım ama yarısında takılıp kaldım. devam edemiyorum. tamam biz de sevdik, terk edildik, üzüldük, aşk acısı çektik hatta belki de çekiyoruz ama bir yerden sonra dur diyebiliyoruz. kitap, sevilen kişiye yazılmış kısa yazılardan oluşuyor. sevdiği kişi ne yapmış olursa olsun onu kabullenebilecek, her ne yapmış olursa olsun onu sonsuza dek bekleyebilecek bir zihniyetten çıkmış gibi bu yazılar. bu kadarı da bayıyor ama. sanırım devamını getiremeyeceğim.
  • benim hanım da sosyal medyanın etkisinde kalıp gitmiş almış bu kitabı ve ekürisini. bana gülerek bişeyler okuyor ben de işi gücü bıraktım onu dinliyorum. lütfen sözlük dinleyin bak, bi' kaç yazı paylaşcam;

    -- özlemedim, gözüme fotoğrafın kaçtı,

    -- elma dersem çık, armut dersem çıkma. benimle elma lütfen,

    -- yediğim kazıkları toplamayı düşünüyorum, en azından matematiğim gelişir,

    -- eğer bir gün düşersem bir tekme de sen vurma, ayağın acır kıyamam,

    -- bazen cuma günü kadar seversin birini...

    bu ne lan? saçmalamaya çalış, böyle saçmalayamazsın.
  • ahmet batman'ın soguk kahveden sonra cıkarmıs oldugu kıtaptır.
  • şu rezil kitapları listelerine, reyonlarına koymaya tenezzül eden kitapevleri, yatacak yeriniz yok...
  • senin benim rezil diyerek, masayı yakmasın diye güvenip de çaydanlığın altına koymayacağımız bu kitapları instagram, twitterda "entelim ben, acaip çok kitap okurum, kahve içerim ve kitaplara aşığım" satır aralarıyla pazara çıkarıyorlar. hayır millet de yiyor, "o kız çok kitap okuyor, acaip" diye anlatıyor. ıslak odun nerdeydi?
  • sabah sabah ' sevdiğiniz adamın üzerine " bu benim yazın" ' bölümüyle beni güldürmüş çerez kitap.

    olacak iş mi cansular, edalar, buseler ??? hahahhaaha.