şükela:  tümü | bugün soru sor
  • şair kocasına hatırlatma yapan ev hanımı.
  • karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar.
    güneş yalnız da olsa etrafına ışık saçar.
    üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık.
    kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar
  • yaşamak güzel şey doğrusu
    üstelik hava da güzelse
    hele gücün kuvvetin yerindeyse
    elin ekmek tutmuşsa bir de
    hele ''tertemizse gönlün''
    hele kar gibiyse alnın
    yani kendinden korkmuyorsan
    kimseden korkmuyorsan dünyada
    dostuna güveniyorsan
    iyi günler bekliyorsan hele
    iyi günlere inanıyorsan

    üstelik hava da güzelse
    yaşamak güzel şey
    çok güzel şey doğrusu.

    (bkz: melih cevdet anday)
  • yine doğdu bak güneş
    işe gidenler yollarda çilekeş
    artsın vergiler, gelsin zamlar
    boş geçme vatandaş, at şöyle üç beş.
  • sabah, yine sabah, yine sabah
    düştün yadıma, çektim bir ah
  • biz kuşlara emanet ettik yüreğimizi.
    kendi vicdanında özgür,
    kendi gökyüzünde göçebe,

    nazım hikmet ran
  • günaydın hayat
    bugün de gözlerimi açtığım işe gideceğim,
    güneşi açmışsın,
    yollar açık,
    hava güzel.
    ne kadar çok şey yapmışsın, hayranım sana.
    hep ol he mi.
    günaydın hayat.

    c.ç.
  • hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
    kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
    bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
    hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
    hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
    gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
    ne güzel komşumuzdun sen, fahriye abla!

    eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
    sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
    güneşin batmasına yakın saatlerde
    yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
    yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
    bahçende akasyalar açardı baharla.
    ne şirin komşumuzdun sen, fahriye abla!

    önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
    tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
    içini gıcıklardı bütün erkeklerin
    altın bileziklerle dolu bileklerin.
    açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
    açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
    ne çapkın komşumuzdun sen, fahriye abla!

    gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
    en sonunda varmışsın bir erzincanlıya.
    bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
    hâlâ dağları karlı erzincan’da mısın?
    bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
    hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
    ne vefalı komşumuzdun sen, fahriye abla!

    ahmet muhip dranas
  • güzel olan
    her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
    erimek yarını olmayan zamanlarda
    durdurmak bir yerde bütün saatleri
    bütün kuralları kırıp parçalamak
    sonra varmak o yerlere
    mevsimlere dur demek
    kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
    güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
    sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
    delicesine içmek
    ve unutabilmek her şeyi ansızın
    sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
    birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
    güzel olan
    sevmek seni tanrılar gibi
    seninle tanrılaşmak...

    bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
    ne bu şehir kalacak
    ne bu duygusuz sürü
    bu korkunç kalabalık
    her vapur seni getirecek bana
    bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
    kapılar sana açılacak
    senin için söylenecek şarkılar
    şiirler senin için yazılacak
    her evde bir resmin
    her meydanda bir heykelin olacak
    ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
    kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
    kopup ötelerden, ötelerden
    yalnız bana geleceksin
    bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

    ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
    sende buldum erişilmez hazları
    yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
    duyguların en ölmezini sende duydum
    susuzluğum dudaklarında dindi
    yalnızlığım ellerinde
    çoğu gün unuttum açlığımı
    sende doydum...

    ilk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
    anladım yaşadığımı her nefes alışta
    seninle geçtim bütün zamanlardan
    seninle var oldum
    eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

    boynunda bir yer vardır, ben bilirim
    ne zaman oradan öpsem,
    değişir gözlerinin rengi
    yanar dudakların, terler avuçların
    dökülür kapkara aydınlık gibi
    omuzlarına saçların
    gitgide artar kalbinin vuruşları
    bir musiki halinde dünyamı doldurur
    ansızın bütün sesler kesilir
    zaman durur
    bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
    her gün seninle yeniden var oluruz
    eriyip kaybolduğumuz yerde...

    sesini duymadığım gün
    yaşanmış değil
    açan çiçek değil
    öten kuş değil
    yüzünü görmediğim gün
    içimde yıldızlar sönük
    güneşler güneş değil
    seni sevmediğim gün
    seni anmadığım gün
    olacak iş değil...

    her günüm seninle geçsin
    o güneşe en yakın
    kimsenin varamayacağı bir dağ başında
    uçsuz bucaksız uzak denizlerde
    insan ayağı değmemiş ormanlarda
    uzaklarda, en uzaklarda
    o gemilerin uğramadığı limanlarda
    ışığım ol, alınyazım ol benim
    vatanım ol, evim ol
    yeter ki bir ömür boyu benim ol
    her günüm seninle geçsin...

    (bkz: ümit yaşar oğuzcan) *
  • ı
    bütün çocuklar
    yokluk bilmesinler
    et, şeker, süt bulsunlar
    giyimli, tok ve rahat
    gitsinler okullara
    sınıflarını geçsinler.

    büyükler biraz daha yorulsun
    onlar da büyüsünler
    onlar da mesut olsunlar
    geçti, kaç savaş ezikliği
    çocukları düşünsünler
    çocuklar iyi gün görsünler.

    behçet necatigil

    maalesef geçmedi eziklik usta, yıllar geçti çocuk olmak daha da zorlaştı bu topraklarda.