şükela:  tümü | bugün
  • yazarın, kürk mantolu madonna romanında dediği gibi “bir insan bir insan elbet yeterdi. fakat o da olmayınca.” birbirimize yeterdik biz.
  • götür tozlarımı burdan uzağa
    yarin çıplak ayağına sür beni

    --

    kitaplarını severek okudum.. çocuklar gibi'yi sezen aksu ile severek dinledim.. birçok başka eserini de aynı.. ama leylim ley de ayrı güzel be! iyi ki eliniz değmiş.. sağolun sayın sabahattin bey..
  • 22 nisan 1935

    çok sevgili aliye 'm,
    mektubunu ve resmini aldım. sana çok teşekkür ederim. resim fevkalade idi ve görülüyor ki sen, imkânlara malik olduğun zaman gayet güzel gülebileceksin. ben seni hayatın müddetince güldürmeyi vazife telakki ederim. sana almanca öğretmek benim de emelimdir. `müşterek bildiğimiz bir lisanda kitaplar okumayı ne kadar isterdim` . sana gönderdiğim resimdeki
    kitaplar maalesef hep almancadır , fakat bundan sonra her ay bir sürü de türkçe kitap alırız, beraber okuruz. yörük kıyafetindeki resme dikkat ettim, o kadar güzel ve tabii bir oturuşun, öyle harikulade bir gülüşün var ki
    derhal kollarımın arasına almak arzusuna kapıldım. sen eski fena günlerin bütün acı hatıralarını kafandan at, yalnız ileriye, gelecek günlere bak, yalnız onların güzel olmasını isteyelim, üst tarafı umurumuzda olmasın...
    kadıköy nikâh memurluğu hâlâ daha kâğıtları göndermemiş, yalnız bunları bekliyoruz. sonra üç tane de vesikalık fotoğraf gönderiniz. ben buradan izin kâğıtlarını alıp doğru ıstanbul'a hareket ederim.

    seni hasretle kucaklar, binlerce defa güzel dudaklarından öperim.

    (bkz: sabahattin ali)
  • sorular sordurtan yazar.
    sahi; “bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?”
  • aldırma gönül, ben gene sana vurgunum haricinde tanınmadığı halde şöhretini herkesin üzerinde konuştuğu, instagram hesabında paylaştığı, ayılıp bayıldığı ama okumadığı meşhuuur romanı kmm sayesinde yapan edebiyatçı. markopaşa sayesinde de bir şöhreti var ama onun sefasını sürmek aziz nesin'e nasip olmuş.
  • '..gözlerim yaşararak ve sesim titreyerek ona aramızdaki yakınlığı, iki insanın birbirini bulması bu kadar güç olan bu dünyada bizim böyle manasız sebeplerle ayrılmamızın imkansızlığını anlatıyordum..'

    insan hayatına yazıyla veya sözle dokunmayı başarmış, hayali karakterlerinin ruhsal çözümleme ve gözlemlerini bu denli kusursuza yakın aktarabilmiş bir avuç çok iyi yazardan biri. keşke daha fazla yazabilseymiş.
  • kendisi sevdiğim bir sanatçıdır. kadın peşinde koşmasını vs geçeceğim beni ilgilendirmez. romanlarını okuduğunuzda zaten o çapkın havasını seziyorsunuz.
    sadece şu şiir davasına takılıyorum. lafının arkasında durmak benim için önemli bir kriterdir. sevdiğim bir diğer sanatçı olan nazım hikmet gibi fikirlerini ceza almamak veya iş bulmak için satmıştır. atatürkçü biri olarak atatürk'ü sevmese de lafından bu şekilde dönmemesini isterdim. mustafa suphi gibi nihal atsız gibi son nefesine kadar davalarından çıkarları için vazgeçmeyen insanlara daha fazla saygı duyuyorum. herkesin fikirleri değişebilir elbette ama sırf hapse girmemek ya da iş bulmak için sözlerinin arkasında durmuyorsan karakter olarak sevdiğim biri olmazsın. mustafa suphi ve arkadaşları tüm tehditlere rağmen son nefeslerine kadar davalarını savunmuşlardır. neticesinde öldürüldüler. nihal atsız hapishanede çeşit çeşit yöntemlerle işkence gördü, elektrik verildi. özür dilersen affedilirsin denildiğinde gene dilemedi. sürekli sürgün edildi durdu. o ünlü şiirini vahdettin'e yazdığı söyleniyor fakat ne kadarı doğru onu da bilemem.

    sanatını ele alırsam çok kalitelidir. bazen vıcık vıcık aşk hikayelerinden bunalsam da karakterlerin yaşadığı duyguları ve çaresizliklerini öyle güzel tasvir eder ki kendiniz yaşıyormuşsunuz gibi hissedersiniz.
  • 1967/ocak papirüs'ün orhan veli özel sayısında sabahattin ali ile bir hatırası orhan veli'nin kendi kaleminden yayımlanmış. ilk ne zaman ve nerede yayımlandı maalesef bilmiyorum.

    "1945 yılının sonunda ankara'da bir basın toplantısı olmuştu. istanbul'dan ankara'ya giden gazetecilerin çoğu ankara palas'ta kalıyorlardı. eş dost otelin büyük salonunda kabul edilir, orada oturulur, konuşulurdu. bir gün yine o salonda sedat simavi, sabahattin ali, bir de ben* oturmuş konuşuyorduk. bir aralık masamıza istanbul valisi lütfi kırdar geldi. içimizden yalnız sedat simavi'yi tanıyordu. bir kaç lâf ettiler. ondan sonra sedat simavi kalktı, gitti. işin kötüsü, bizi valiye tanıtmamıştı. valiyle biz bir masada başbaşa kalınca ne yapacağımızı, ne konuşacağımızı şaşırdık. işi, bereket versin, lütfi kırdar halletti. sabahattin ali'ye sordu:

    - siz de gazeteci misiniz?

    sabahattin ali o sırada gazeteci değildi. istanbul'daki gazetesi taşlanmış, konservatuvardaki hocalıktan da vekâlet emrine alınmıştı. gelgelelim, vekâlet emrine alındığını pek söylemek istemiyordu. bir sual daha sordu. sağlı sollu suallerle sabahattin ali'yi enikonu sıkıştırmıştı. kurtuluş yolu olmadığını görünce söylemek zorunda kaldı.

    - efendim, dedi. ben de konservatuvarda hocaydım. vekâlet emrine alındım.
    vali şaşırdı:
    - ya! dedi, isminiz nedir?
    - sabahattin ali.

    lütfi kırdar, biraz durup düşündükten sonra, manalı manalı başını salladı:

    - anladım, dedi. sizin bir de nihal atsız adında bir arkadaşınız olacak."

    orhan veli kanık (hayatı, sanatı ve eserlerinden seçmeler) - bilge ercilasun, milli eğitim bakanlığı yayınları, 1994.
  • “hayatımın başka türlü olmasına imkan var mıydı? zannetmem. tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin. bunu sonuna kadar götüremediysen, kabahat senin değil... bana hakikaten yaşamak imkânını verdiğin birkaç ay için sana teşekkür ederim. böyle birkaç ay, birkaç ömür kıymetinde değil midir?..”
  • "tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin."

    sabahattin ali.