şükela:  tümü | bugün
  • kemal sunal'in cevirdigi filmlerin en kotulerinden biri... kemal sunal yine her zaman oldugu gibi filmin basinda aptal ama sonunda birden zekilesip mesaj verip filmi bitiriyor .
  • başrolünü dustin hoffman'ın oynadığı tootsie adlı orijinalinden zannederim birebir olarak araklanmış film.
  • halveti tarikatının bir koludur.
  • filmin icindeki film setinde gecen sahnelerin o donemin film cekme anlayısını cok iyi yansıttıgı ironik film.ironik cunku kartla tibet'inde gozuktugu o sahnelerde tiye aldıkları seyleri,filmde kendileri yapıyolar.ya kotu bi film cektiklerinin farkındalar,ya da o donemki ve gecmisde cekilen nayır nolamazli filmleri tiye almak yerine,ciddi ciddi cekmisler o sahneleri.ikiside kotu gerci.
  • kartal tibet ile filmde rol alacak sabaniye unsurunu iceren eşsiz yapıt.
    reji:
    hazır mısınız kartal bey?

    kartal tibet:
    nnnazırım!

    reji(şabaniye'ye dönerek):
    peki ya siz şabaniyaanım?

    şabaniye:
    ben de "nazırım".
  • sabaniye cok unlu olmustur,barda kendisinden imza isteyen hayraninin elini imzaladiktan sonra
    hayran:bu imzayi omrum boyu silmicem
    sabaniye:ay kokarsin kiz
  • "varsın ölüm senden gelsin be gülüm, biz onu şerbet der içeriz" arabesk diyaloğuyla alkış tutmak istediğim yüce insan kemal sunal'ın adilem'le çevirdiği bir film.
  • hani bir kapıcılar kralı bir çöpçüler kralının naif duygusallığında ve kaliteli gerçekçiliğinde değil, bir düttürü dünya gibi tatlı-acı bir başyapıt değil, bir hababam sınıfı gibi bir klasik değil belki ama kemal sunal'ın o dönem ard arda çevirdiği ve hep izlendiğinde belli bir tadı veren eğlenceli ama bayağı olmayan filmlerden biri, katmadeğer şaban gibi, şu at yarışı oynadığı şiki şiki baba filmi gibi bunun da kendine özgü bir güzel yanı var, ne zaman çıksa seyredeceğim bir başka kemal sunal filmidir bu. hani şu 70lerdeki hepsi birbirinin aynı olan ama yine de seyretmesi garip bir keyif veren türkan şoray'lı, filiz akın'lı, hülya koçyiğit'li melodramlar gibi aynen.

    bence sunal sinemasında ilginç bir güldürüdür. genel kavram olarak amerikalı versiyonlarını andırsa da, bizden öğeleri güzel kullanmasıyla, adile naşit'in aliye rona'nın ve erdal özyağcıların güçlü oyunculuklarıyla kendini keyifle izlettirebilen, zannedersem esas konusu bu kadın kılığına girmek olan çekilmiş ilk ve tek türk filmi olarak da öne çıkan, iyi kotarılmış bir filmdir. ayrıca çiğdem tunçun bütün güzelliğiyle arz-ı endam eylediği, beni zamanında kendisine aşık ettiği filmdir de. olsa da seyretsek şimdi.
  • siradan bir izleyici olmanin disinda turk sinemasi tarihinden anlamam ama bana oyle geliyor ki sabaniye 80li yillarda turk sinemasinin icinde bulundugu darbogazi cok guzel simgeliyor, belki bir cikis yoklama denemesi.

    80li yillar diyorum, boyle yimsak koltuklu, dolby stereo ses duzenli sinema salonlari yoktu o zamanlar. hatta sinema salonu da bugun buyuk sehirlerde her kosebasinda mantar gibi bitmis cep sinemalari dikkate alinirsa yok denecek kadar azdi. o zamanlar babamin elimizden tutup bir et’ye, bir rockye goturdugunu hatirliyorum ama orduevi sinemasi disinda turk filmi oynatan yer var miydi acaba ankara’da, onu hatirlamiyorum. girgir’dan anlayabildigim kadariyla bir video furyasi vardi ve insanlar turk filmlerini videoda izliyordu. ve simdi geriye bakinca farkina variyorum ki o yillarda yesilcam’in o kara gozlumlu, kezban paristeli romantik turk sinemasi tukenmis artik: zengin kizla fakir oglanin* askindan daha kac film yapabilirlerdi ki?

    guzel olmadigim kadar da kustahim, nnevet, insanlari biktirmis bu romantizm, bu mutlu sonlar. 80li yillarin, darbe sonrasi ortamlarindan, gercek hayatin igrencliginden kacis icin ya “bana bir masal anlat baba, ama benim hayatima o kadar yabanci olsun ki inanmayayim da hani bana hani bana diye kahrolmayayim” diyerek rocky’e, ya “hayat bizi becerdi, biz de becerenleri izleyelim” diyerek iki film pespese miki filmlere yonelmis olmalilar insanlar. yesilcam’dan ise bunyeler ancak gulmek icin suluzirtlak komedileri ya da sular seller gibi aglamak icin arabeskcilerin klip tadindaki filmleri kabul edebilir duruma gelmis. benim cocuk algilarim ve hafizamdan kalanlari bugun yorumlayisim bu sekilde.

    sabaniye’nin bu cocuk algisina hedef olusu ise “diyarbakir’dan gelip ankara istikametinde yol alan oz diyarbakir seyahatin sayin yolculari”ndan biri oldugum zamana denk gelir. (otobusun tavanina bir sekilde monte edilmis kucuk boy tv ve video ikilisine katkilarindan dolayi tesekkur ederim.) filme emegi gecenler “otobuste yolcularin kafalarini gerekirse koridora dogru uzatarak izleyecekleri bir film yapalim. eglenceli olsun-seyirciyi baglasin, hafif olsun-yorgun beyinler zorlanmasin.” niyetiyle yola cikmis gibiler bu filmde. ama bir de ustune “seyirci zorlanmasin diye bizden bir meseleyi (kan davasi) alip, absurdlestirelim, olaganustu hale getirelim, ne edelim? ne edelim? hah, bak tootsie iyi voli vurdu, bizim kemal’i* kadin edelim” de demis olabilirler. artik ne dedilerse bir sekilde bu fantastik film ortaya cikmis.

    bu absurdlestirme isini yaparken –hani biraz zaz ekibi filmlerindeki gibi- bir durum olusmus, bilincli yapildigina inaniyorum. o doneme kadarki, artik oeh dedirten turk filmi kliseleriyle bir guzel dalga gecilmis. mesela kiraladigi adamlari kizin ustune salip sonra onlari dovup kizi kurtarma cabasi, mesela pavyon sahneleri. kartallar yuksek ucar tipi hanimaga bile filmde karsiligini bulmustur.* saban(iye)-kan dusmani-kan dusmaninin kizkardesi arasindaki ask ucgeni(dortgeni?) cercevesindeki romantik sahneler ise… hmm… agaclar arasinda gunbatimina karsi yakalamaca oynayan, sonra dusup otlarin arasinda yan yana uzanan sevgili sahnelerine gondermedir. sabaniye’nin olursem kabrime gelme‘yi soyleyerek pavyonda sigara saticiligindan assolistlige yaptigi sicrayis teknik ve artistik puanlarda full cekmistir, o sahneye ozellikle hastayimdir.

    daha uzatirim ben bu bahsi, ama ozet geceyim. bana gore -imho diyeyim ustune basa basa- sabaniye yesilcam’in 80li yillarda icine yuvarlandigi kara kuyudan eskilerin uzerine basa basa yukselerek ve hollywood’un tutacak bir el uzattigini umarak cikma cabasidir. kemal sunal’in kisisinde ozdeslesmis komiklik de her adimda kuyunun duvarlarina gecirilen tirnaklar olsa gerek.