şükela:  tümü | bugün
  • tanrının evreni altı günde yaratıp, yedinci gün dinlendiği düşüncesinden doğan kutsal gün.
    avni özgürel 16 ekim 2005 tarihli radikal gazetesi'nde anlatmış:

    "... 'şabat', yani, cumartesileri tam bir cendere! tanrı'nın evreni altı günde yaratıp yedinci gün dinlendiği düşüncesinin ürünü olan şabat'ta çalışma manasına gelecek her türlü hareket, iş ve eylem 'günah' sayılıyor. yıkanmak, krem, losyon, koku sürmek, deri ayakkabı giymek, cinsel ilişkiyle başlıyor yasaklar... araba kullanmak, telefonla konuşmak, elektrik düğmesine basmak, ateş yakmak, asansöre binmekle devam ediyor... israil'de özel 'şabat asansörleri' var. kapıları daima açık olan bu asansörler her katta duracak şekilde ayarlanmış. bunların dışında bozdolabı, fırın, çamaşır makinesi gibi bütün elektrikli ev aletlerinin kullanılması da yasak. şabat günü belediye hizmetleri de durur.

    ancak 'şabat' her şeye rağmen 'es geçilebilir' nitelikte. örneğin 'laik yahudiler'in araba kullanmalarına ses çıkarılmıyor. tabii dindarların toplu yaşadıkları mahallelere girmedikleri sürece. bu öyle laftan ibaret bir yasak değil. mahallelerin girişlerinde yabancılar için uyarı yazıları var. 'buraya mahalle sakinlerini rencide edecek kıyafetlerle girmeyin' türünden. bu uyarı kadınlara dönük olarak, kol, bacak açık girmeyin manasına geliyor. cumartesi günleri buralara araçların girmemesi sadece tabelalara emanet edilip geçilmiş de sanmayın. girişlerde 'yabancıların' sızma girişimlerini önlemekle görevli polisler var. buna rağmen bir şekilde girenleri bekleyen akıbet taşlanmak...

    yom kipur'da hiçbir gevşeklik olmaz. o gün israil'de hayat duruyor. havaalanları, telefonlar, hatta internet şebekesi, tv yayınları... bazı dindar mahallelerde, ölmek için bile şabat ve yom kipur ters günler. çünkü cenaze de bekletiliyor.

    yeni evli dindar bir çift bir gün alt katta oturan ve yahudi olmayan komşusunun kapısını çalıyor, zile basmak günah sayıldığı için elbette elle. genç adam, kapıyı açan komşu genç kızın yüzüne bakmadan bir şeyler söylüyor. onun ne dediğini anlamayan kızcağız ibranice bilen ve tesadüfen evinde olan misafirini çağırıyor ve onun tercümanlığıyla 'nasıl yardım edebilirim' diye soruyor. adam 'bir sorunumuz var' diyor ama sorunun ne olduğunu açıklamadan merdivenlere yönelip yukarı çıkıyor. meraklanan alt kattakiler de peşinden gidiyorlar. genç adam evine girer girmez yatak odasına yürüyor. yahudi inancına göre şabat'ta birisinden, kendi yapamadığı bir şeyi talep etmenin yasak ve günah olduğunu bilen alt kat misafiri durumu dönüp arkadaşına anlatıyor: "bir şey yok. sadece yatak odasında yanan ışığı kapatmak için düğmeye basma sıkıntıları var."
    hastanede görev yapan dindar bir doktorun, kutsal günde telefon kullanması bile ancak hahamın (rav) izniyle mümkün. ama odasının ışığını, klimasını kendisi kapatamıyor. bunu onun yerine varsa 'goy', yani yahudi olmayan, bir arkadaşı yapıyor.

    hastaneden söz edince ilginç bir örnek var: iki çocuk doğurduktan sonra yine hamile kalan bir kadının kocası eşinin kan grubunun az bulunan türden olması nedeniyle önceki doğumlarda hayli sıkıntı yaşadığını gördüğü için tedbir olarak doğumdan epey zaman önce karısının kanını aldırıp bunları evinde buzdolabında saklıyor. bunu yapmakta ne kadar isabetli davrandığı bebeğin bu defa sezaryenle alınması ihtiyacı çıkınca anlaşılıyor. ameliyat için kan gerekiyor. ama kan torbaları evde buzdolabında ve günlerden şabat olunca kâbusa dönüyor müdahale... koca eve gidip kapıyı açmak, buzdolabının kapağını açmak, bütün bunları arabaya binerek gidip gelmek suretiyle yapmak durumunda... adam 'günaha girmeyi' reddediyor, hastane personeli de, kan gelmeden ameliyat yapmayı... dindar bir yahudi'nin, bir başka yahudi'den yardım istemesi de yasak ve günah. yani kendisi gitse, dinen günahkâr duruma düşecek, bir başkasından istese, onu suçlu ve günahkâr konumuna düşürecek. bu durumda bir arap bulunuyor. o arabasıyla adamı götürüyor (arabanın kapısını açmak, kapamak arap'a düşüyor haliyle) evin kapısını, buzdolabını da o açıyor, sonuçta kan yetiştiriliyor da kadın kurtuluyor.

    başka yom kipur/şabat kısıtlamaları: dindar yahudi aileler 'kutsal günde' hangi odada oturacaklar, hangi odada dua edilecekse, o odanın ışığını bir gün önceden açık bırakıyorlar. bunu yapmadıkları takdirde karanlıkta kalmaya rıza göstermekten başka seçenekleri olmaz. o günlerde ateş yakmadıkları, ocak, fırın kullanamadıkları için yahudilerin buldukları formül, önceden hazırladıkları yiyeceği mahalledeki ekmek fırınına gönderip onun fırının kendi ısısıyla pişmesini ve az-çok sıcaklığını koruduğu için şabat günü almak.

    evde pişirilmiş yemek için de kalın bir mumu bir gün önceden tencerenin altına koyup onun sınırlı ateşiyle içindekinin sıcaklığını korumasını sağlamak. bize garip gelse de bir yahudi için örneğin mahalledeki bir arabanın alarmı bozulmuşsa ve günlerden şabat ya da yom kipur'sa o gürültüyü vakit dolana kadar çekmek doğal davranış. "
  • aslında bilinen en eski işçi haklarından biridir.

    yapılmaması gereken 40 kadar iş vardır. bunlardan biri de ateş yakmamaktır.

    işte kimi yahudilerin asansör düğmesi hassasiyeti buradan geliyor. saniyenin bilmem kaçta biri kadar süre içerisinde, anahtarın içerisinde ark oluşuyormuş. yani ateş. halbuki bir çok musevi çot diye düğmeye basar.

    şimdi ismini hatırlamadığım bir sitede, yapılmaması gereken işler çok basit bir şekilde özetlenmişti: iyileştirmeyeceksin.

    yani 3 tl değerindeki yünü örerek 10 tl değerindeki kazak haline getirmeyeceksin, 2 tl değerindeki fasülyeyi pişirerek, porsiyonu 8 tl'den satılan zeytinyağlı fasülye haline getirmeyeceksin.

    iş dönüp dolaşıp şu noktaya geliyor: hayatta nerede duruyorsun?

    aynı yahudi popülasyonu içerisinden emek, değer üretimi ve üretilen değerin paylaşımı üzerine kafa patlatan ekonomist de çıkıyor, "asansörde dirseğim düğmeye çarptı acaba günaha girdim mi" diye düşünen dinci de.

    hiç musevilere gülmemek lazım. alasını türkiye'deki müslümanlar yaşıyor. yaşar nuri'nin aslında sürekli olarak dikkat çekmek istediği nokta bu. ortada bir islam felsefesi var; ancak diyanete gelen sorular, haydar dümen soruları düzeyinde, islam çok dar bir çevçeveye hapsediliyor ve yozlaşma yaşıyor gibi gibi.
  • doğrusu "şabbat"tır. şabat ne be. yerli malı soğuk çay markası gibi.

    gördüğüm kadarıyla her inanış kendine bir şabbat yapmış lakin bilinmelidir ki şabbatların tillahı ortaçağ'da almanya civarlarında yaşayan cadıların şabbatıdır. diğerleri sıkıcı sıkıcı oruç tutsun, kadınlar şabbatlarında cadı merhemi sürüp yeri geliyor görünmez oluyorlar ve yeri geliyor süpürgeleri üzerinde hop on hop off şehir turu yapıyolarmış.

    dünyanın en ruhsuz dönemine denk geldim yemin ederim ya. bu saçlarım ve patetik kedi sevgimle aranan bi cadı olabilecekken şimdi metroda biri kalksa da otursam diye yamyam gibi fırsat bekliyorum. puh.
  • sabat'in belki de en guzel kismi cuma aksami yemegidir. butun ailenin bir arada yemek yedigi cuma aksami, sabat, ailedeki kadinlarin mum yakmasiyla baslar. daha sonra bazi aileler sarki soyler, mesela shalom aleichem gibi, bazilari direk dualara gecer. sefardik yahudilerin geleneklerinden biri de cocuklarina dua etmeleridir. bir de askenazi yahudileri sabata sabos derler. bugunluk bu kadar.
  • "yorulan bir tanrı, ilginç" dedirten olay.
  • museviler için cuma güneş batımından cumartesi güneş batmına kadar geçen süredir. çalışmak değil herhangi bir şey üretmek yasaktır. enerji bile üretmemek için ışık bile açamazlar ya da asansör düğmesine bile basamazlar. israilde bu durum için teknolojik çözümler bulunmuştur netekim.
  • ibranicede diger gunlerin isimlerinin anlami birinci, ikinci, ucuncu.. iken sadece 7. gun olan sabat in farkli bir anlami vardir. ve bizim anladigimiz anlamda 7. gun yani pazar olmayip, cumartesidir. bir kisim yahudiler sabat gunu belli sayida adimdan fazla (1400 civari sanirim) yol gidemezler. eee, dinlenmekse tam dinlenmeli insan degil mi?
  • "dolunayın gerçekleştiği güne, ay'ın ne büyüdüğü ne de küçüldüğü güne, babilliler 'yürek dinlencesi' anlamına gelen şabat adını vermişlerdi. bu günlerde ay tanrıçasının, babil'de bilinen adıyla ay'daki kadın iştar'ın âdet gördüğüne inanılırdı; çünkü neredeyse her eski ve ilkel toplumda olduğu gibi babil'de de çok eski zamanlardan beri bir kadının aybaşı kanaması geçirirken çalışması, yemek pişirmesi ya da yolculuk etmesi tabu sayılırdı. bildiğimiz sebt gününün kökeni olan şabat'ta erkekler de kadınlar gibi dinlenmek zorundaydı; çünkü ay âdet görürken tabu herkes için geçerliydi. başlangıçta (doğal olarak) ayda bir kez gözlemlenen sebt, daha sonra hıristiyanlar tarafından yaratılış mitleriyle birleştirilip işe yarar bir şekilde haftalık hale getirildi. böylelikle günümüzde sert adaleli, sert kasketli, sert zihinli erkekler, âdet görmeye ilişkin arketip psikolojik bir tepki sayesinde pazar günleri işe gitmekten kurtulmuşlardır." *
  • cuma gunu gunes battiktan ve gokte ilk uc yildizin gozukmesinden sonra baslar. calismak yasak olsa da sevismek cok sevaptir.
  • haftanin dini inanclara bagli olarak calisilmayan gunu. yahudiler icin cumartesi, hiristiyanlar icin pazardir..