şükela:  tümü | bugün
  • orjinal adı 'ungeduld des herzens' olan, dilimize uzun yıllar önce burhan arpad'ın 'acımak' adıyla çevirdiği ,ilk kez 1938 yılında yayınlanmış stefan zweig romanının can yayınlarındaki yeni adı.
  • (bkz: beware of pity)
    (bkz: acimak)
    (bkz: aci duygular)
    (bkz: tehlikeli merhamet)

    hepsi ayni kapiya cikar ama sanirim bu mukemmel romana en cok yakisan iki isim "beware of pity" ve "acimak"tir.
  • bol psikolojik çözümlemeli; zweig'in konu seçiminde goethe'nin (bkz: die leiden des jungen werther) 'inden esinlendiği kitaptır. *

    --- spoiler

    genç werther'in acılarını okuyanlar edith ve werther arasında benzerlik bulacaklardır. ıkisi de büyük aşklarının karşılığını bulamayarak hayatlarına son vermiş karakterler. goethe'de hikayeyi aşık olan ve acınan taraftan okuyoruz; zweig'de ise aşık olunan ve acıma duygusu ile karşısındaki aşkı idare etmeye çalışan ve sonra sıvayan.

    --- spoiler ---
  • stefan zweig'ın tek uzun romanı.

    iki tür acıma duygusu vardır; birincisi, mantıktan uzak ve sadece empatiden hareketle biçimlenmiş bir başkasının yaşadığı acı verici deneyimlerden kaynaklanan hüzünden bir an önce kaçmaya çalışan yüreğin sabırsızlığıdır. bu, gerçek anlamda, mağdur kişinin acısına ortak olma hali değildir; kendini başkasının acısı karşısında korumaktır. kayda değer olan diğer merhamet biçimi ise duygusal değil, yaratıcı olandır. kendinden emin; sabırla, gücünün son noktasına kadar hatta daha da ötesine kadar katlanmaya ve direnmeye kararlı bir insanın merhamet duygusudur.

    --- spoiler ---
    o zamana kadar genç ve deneyimsiz biri olarak karşılıksız aşk arzusunun kalbin olabilecek en kötü ıstırabı olduğunu düşünüyordum. ancak o gün aşk ve arzu duymaktan belki de çok daha kötü bir işkence olduğunu sezdim; bu size gösterilen tutkuya karşı kendinizi çekerken istemeden sevilmekti. yanında birisinin tutku ateşiyle yandığını görmek ve çaresiz, onu ateşten çekip alacak gücü bulamamak çok daha kötüydü. eğer kendiniz mtsuzca aşıksanız tutkunuzu belki dizginleyebilirsiniz çünkü kendi mutsuzluğunuzun sebebi de yaratıcısı da sizsinizdir. eğer bir aşık tutkusunu kontrol edemiyorsa çektiği acıdan sadece o suçludur. ancak sevilen ama sevmeyen birisinin yapabileceği bir şey yoktur çünkü kendisine duyulan aşkın boyutunu ve sınırlarını belirlemek onun gücünün ötesindedir. o sevmiyor olsa da hiç kimseyi kendisini sevmekten alıkoyamaz. böylesi bir ilişkinin gebe olduğu umutsuzluğu bütünüyle hisseden sadece bir erkek olabilir belki de çünkü erkek bir aşkı rddettiği için sadece acı duymaz, bir şekilde suçluluk da duyar.

    kadınsa istenmeyen bir tutkuya karşı kendini korurken, içgüdüsel olarak, sadece iki cins arasındaki ilişkinin kurallarına uyuyordur. doğrusunu söylemek gerekirse bütün yakınlaşma çabalarını başından reddetmek her kadında bulunan ilkel bir dürtüdür. kendisine bu reddetme avantajı bağışlanmış olan kadın en ateşli tutkuyu geri çevirdiğinde bile kimse onu zalimlikle suçlayamaz. ancak kader terazinin dengelerini değiştirdiğinde ve bir kadın yaradılıştan getirdiği suskunluğu bozarak karşılığı olup olmadığını bilmeden bir erkeğe aşkını itiraf edince felaket gerçekleşir. hele ki kadının tutkusunun nesnesi erkek soğuk ve tepkisiz kalıyosa! işin bu gerçeği, bu asla çözülemeyecek bir düğümdür çünkü bir kadının istediği şeyi reddetmek, onun gururunu incitmek ve utandırmak demektir. kadının kendisine duyduğu tutkuyu geri çeviren bir erkek ondaki tüm narin hisleri yaralar. erkek ne kadar kibarca geri çekilmeye çalışırsa çalışsın, istediği kadar zarif kelimelerle konuşmaya uğraşsın bir yararı olmaz. sadece arkadaş olma teklifi de tüm hassasiyetini gözler önüne sermiş bir kadını küçük düşürür.

    erkeğin yapacağı bütün reddedişler kadın açısından zalimce gözükür ve kadının ona olan aşkı karşılıksızsa, suçu olmamasına rağmen suçlu hisseder. bu korkunç bir prangadır ve çözülemez. özgür olduğunu, kendine ait olduğunu ve kimseye bir şey borçlu olmadığını düşünürken aniden avlanmış, köşeye sıkıştırılmıssınızdır. bir başkasının istenmeyen arzusunun avı. derinden yaralanmış halde birisinin, bir kadının, bir yabancının seni beklediğini,seni düşündüğünü, seni arzuladığını ve özlediğini bilirsin! seni ister, bedeninin tüm bütün hücreleriyle bütün varlığıyla seni çağırır. ellerini, saçlarını, dudaklarını ve bedenini ister. senin geceni, gündüzünü, duygularını, cinsel arzunu, düşüncelerini ve rüyalarını ister. seninle her şeyi paylaşmak ister, her şeyi senden alıp içine çekmek... gece gündüz, ister uyu ister uyanık ol artık bu dünyada seni beklerken arzuyla yanan biri vardır. seni sözeten ve hayalini kuran biri. o sürekli seni düşünüyor olsa da sen onu düşünmeyi istemezsin ama faydası olmaz. kaçmanın da faydası yoktur çünkü artık sen sadece kendinin değil aynı zamanda onun da bir parçasısındır. bir yabancı içinde seni taşıyordur artık; senin görüntünü hapsetmiş yürüyen bir ayna gibi. seni çoktan kendi kanına katmıştır. içinde hep seni taşır, nerede olursan ol gittiği yere seni de götürür. bir başkasının daimi esirisindir. kendine değil bir başkasına aitsindir. özgür ve masum değil, avlanmış ve bir yükümlülük altındasındır. onun sürekli seni dşündüğünü hissedersin. sanki sürekli yanan bir ateştir. nefret ve dehşetle senin yokluğundan dolayı acı çeken bu yabancının arzusuna katlanmak zorundasındır.

    bir erkeğin katlanabileceği en manasız ama en kaçınılmaz talihsizliğin kendi iradesi dışında sevilmek olduğunu biliyorum işkencelerin en kötüsüdür. ne kadar masum olursa olsun bu ona suçluluk hissettirir.

    --- spoiler ---
  • acıma duygusu ile birlikte hareket etmenin karşı taraftaki acınılan insana fayda değil bilakis çok yüksek derecede zarar verdiğini veya vereceğini ve bunun bir iyilik olmadığını anlatan stefan zweig kitabı. kendi vicdanını rahatlatmaya çalışırken karşı taraftaki insanın duygularını alt üst eden bir teğmenin hikayesi.
  • zweig’in incecik kitaplarının aksine daha hacimli ve az bilinen romanı.
    kitap zweig’ın insan psikolojisinin derinliklerine nasıl hakim olduğunu gösteren çok etkileyici bir yapıt. kitabın ismi eserin ağırlığı ve anlamı karşısında yetersiz kalmış. daha önce “acımak” adıyla da yayınlanan bu kitaba acımak ya da merhamet daha yakışan isimler olurmuş.
  • can yayınevi’nin çiğdem öztekin çevirisi ile okuduğum stefan sweig romanı.
    stefan zweig’ın mekan ve duygu betimlemeleri onun en sevdiğim karakteristik özelliklerinden. kişilerin hissettiği duyguları o kadar iyi hissettiriyor ki kitabı okurken biraz zorlandım.
    sabırsız yürek: acımak olgusunu, acıyan ve acınan açılarından yarattığı çıkmazları anlattığı başarılı bir roman. acınanın acındığı için duyduğu öfke, diğer yandan da karşısındakinin acıma duygusunu sömürerek onun üzerinde kurduğu tahakküm çok güzel betimlemelerle anlatılmış.
    acıyanın, acıdığı kişiye duyduğu merhametle, onu mutlu etmek için kendinden verdiği tavizler: kendini bundan kurtarmak ve karşısındakini incitmemek için acımadığını kanıtlama çabası içinde kıvrandığı ikilem çok iyi anlatılmış.
    edith’in hastalığından kaynaklanan çaresizliği, çevresine gösterdiği ama aslında bu çaresizliğe duyduğu öfkesi; hissettiği aşk, tutku ve karşılık alamamasından duyduğu hayal kırıklığı, viyana sokakları, kekesfalva’nın kızı için çabası, toni’nin ona acıdığı için mutlu etme çabası, bu çabanın zorunluluk haline gelmesi, üzerinde hisset(tirilen)tiği baskı, kaçıp gitmek istemesi ama bunu yapacak gücü de bulamamasından sebep yaşadığı arada kalmışlık, sıkışmışlık hissi, hepsi tek tek farklı benzetmeler ve metaforlarla aktarılmış.
    kitaptan bazı alıntılar;
    “kişi ancak başkaları için de bir değeri olduğunu anladığında varlığının anlamı ve önemini kavrayabiliyordu.” (s:70)
    “(...)öfkeli biri -bilardo topunun, hızını çarptığı bir başka topa aktarması misali- öfkesini her şeyden habersiz olan başkalarına aktarıyorsa(...)” (s:87)
    “(...) yaşamda zaman zaman aldanmış olmaktan utanmamalısınız, hatta diyebilirim ki insanlara ve olaylara başlangıçta iyimserlikle yanaşmayı engelleyen eleştirici, kuşkulu bakışların henüz kişiliğinizin bir parçası olmaması büyük bir şans.” (s:187)
    kitabın özeti niteliğinde: “acımak iki yanı keskin bir bıçak gibidir; kullanmayı bilmeyen, elini ve özellikle de kalbini ondan uzak tutmalıdır. tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır, ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğiniz zaman, öldürücü bir zehir olabilir.”(s:235)
    “acımak gerçekten sınırlandırılması gereken bir duygudur, aksi takdirde inanın bana ilgisizlikten çok daha kötü sonuçlara yol açabilir. bunu doktorlar, hakimler, avukatlar, tefeciler çok iyi bilirler. eğer bu kişiler kendilerini acıma duygusuna kaptırsalardı, dünyamızın düzeni altüst olurdu.” (s:235)