şükela:  tümü | bugün
  • 83 yılında kaybettiğimiz istanbul üniversitesi'nde mukim iktisat profesörü. ama sadece iktisatçı demek haksızlık olur...

    ülgener tarih, tasavvuf, zihniyet üzerine felsefi denilebilecek bir düzeyde düşünce üretmiş, "türkiye'nin max weber'i" diyebileceğimiz biriydi.

    din, iktisat konularında harikulade eserler vermiş, hocalık yaptığı dönemde i.ü öğrencileri tarafından komünist olmadığı için cia ajanlığıyla suçlanmıştır. yazdığı kitaplar konularında birer şahika... çözülme döneminin ahlak dünyası ile iktisat zihniyeti arasında kurduğu bağlantılar ile osmanlı zihniyeti üzerine yaptığı tespitler hayranlık verici...

    ve bugün neden zihniyet değiştirirken zorlandığımızı ve neden rasyonel bie ekonomiye sahip olmadığımızı anlatan, türk aydınlanmasının şerif mardin ve benzerleri ile birlikte gerçekten mümtaz temsilcilerinden...

    68 yılında eskişehir de makro iktisat dersleri de vermiş... istanbul'un ve akademi hayatımızın beyaz saçlı ama genç ihtiyarı... max weber'i kimi zaman aşan yorumları da cabası... "islam ve ekonomi ve türkiye" üzerine yapılacak çalışmaların kaynakçasında ismi yoksa o çalışmayı eksik saymalı.
  • nazım hikmet ran'ın kuzeni. öğrencisi ve asistanı prof. ahmed guner sayar kendisini spekülatif tarihçi olarak tanımlar. bu tanıma göre o ampirik tarihçilerin ortaya çıkardığı kavramsal iskeleti ete büründüren bir iktisat tarihçisidir.
  • derin yayınları yazılarını yeniden basmıştır.

    (bkz: iktisadi çözülmenin ahlak ve zihniyet dünyası)

    (bkz: tarihte darlık buhranları)

    (bkz: zihniyet aydınlar ve izm'ler)

    (bkz: zihniyet ve din islam tasavvuf ve çözülme devri iktisat ahlakı)
  • veblen'den, weber'den, sombart'tan alıntıları; ibrahim hakkı'dan, nefi'den, aşık paşa'dan alıntılarla harmanlayan insan. türkiye'de "iktisat ilmi"nin hakkını vermiş olabilen belki de birkaç kişiden biri.. mekanı cennet olsun.
  • 1911 doğumlu sabri ülgener, daha sonra cumhuriyet döneminin istanbul müftüsü olacak derecede saygıdeğer bir islam aliminin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. hem anne tarafı hem baba tarafı seçkin osmanlı ailelerindendir. dolayısıyla sabri hoca, öyle bir kültürel ortamda yetişmiştir ki, küçüklüğünden itibaren şark dilleri olsun, osmanlı sanatı olsun bunlarla hep iç içe olmuştur. işte bu ortam sabri ülgener'i ileride yapacağı tasavvuf merkezli iktisat tarihi çalışmalarına hazırlayacaktır.

    kendisine türkiye'nin max weber'i gibi herkese nasip olmayacak türden bir sıfat da, onun iktisat odaklı, tarih, sosyoloji ve felsefe ile de destekli deruni incelemeleri dolayısıyla layık görülmüştür. ama ülgener'in çalışmalarında bu saydığımız alanların dışında bir sanatın olduğunu görürüz: "edebiyat".

    sabri ülgener divan edebiyatı üzerinden osmanlı iktisadi zihniyetinin kodlarını çözümlemek gibi hiç de kolay olmayan ve büyük emek isteyen bir misyon yüklenmiştir. tıpkı max weber'in kapitalizmin başarısının altındaki unsurları protestan ahlakı içerisinde aradığı gibi, o da osmanlı toplumundaki iktisadi havayı, tek tek beyitleri ele alarak, o mükemmel farsçası ve osmanlıcası ile anlamaya çalışmıştır.

    bu çabasını vücüda getirdiği "iktisadi çözülmenin ahlak ve zihniyet dünyası" adlı eserinin, hakikaten büyük saygı ve hayranlık uyandırması gereken bir çalışma olması beklenirken, kitaba hakettiği değer verilmemiştir. zira "iktisadi çözülmenin ahlak ve zihniyet dünyası" adlı kitap ilk kez 1951'de basıldıktan sonra ikinci baskısını ancak 1980'lerde yapabilmiştir, bu durum gerçekten utanç vericidir.

    kitabından bir misal verecek olursak:

    sami'den bir beyit alır ve ardından açıklamasını yapar:

    "istikamet idemez başına kaksan sadbar,
    ekseri uğruluk ile geçinir hep neccar"

    çokluk emek ve ihtisasa dayanmayan ve üstelik çalma ve çırpmaya da elverişli görünen basit ve kaba işler esnaf karışmalarına ve onun neticesinde kavga ve geçimsizliklere, bir kelime ile ahlak düşkünküğüne hepsinden fazla uğramış ve onun için de hepsinden fazla hırpalanmıştır. mesela dülgerlik (marangozluk) bunlardan birisidir.

    "iktisadi çözülmenin ahlak ve zihniyet dünyası" (s. 155), istanbul, 1991

    sabri ülgener akademik hayatına başladığı iüif'den başka bir yerde çalışmamış, sadece kısa bir süreliğine almanya'ya ve abd'deki harvard'a misafir öğretim üyesi olarak gitmiştir. 01/07/1983 'te de aramızdan ayrılmıştır...
  • sabri f. ülgener düşüncesini anlamak için tek bir kavrama bakmak zorunda kalsaydık, bu hiç şüphesiz zihniyet olurdu. ülgener’in temel eserlerinin sadece isimlerine bakmak bile, üstadın çalışmalarına yabancı bir göze bu konuda bir fikir verecektir. ülgener’in yöntemi sombart-weber ekolü üzerinden değerlendirilebilecek anlamacı/yorumlayıcı bir yöntemdir ve “esasen ülgener’in eserlerini ilginç ve özgün kılan onun metodolojisidir” (yılmaz, 2003: 492). bu metodoloji, onun ifadesiyle, “göz önüne alınan çağın ve çevrenin iktisat ahlâkını ve zihniyetini az çok geniş ve toplu bir tablo halinde belirtebilmek ve o zihniyetin şekillenmesinde değişik faktörlerin (...) payını tayin etmek” (ülgener, 2006b: 6) olmak üzere iki ana nokta etrafında dönen bir plana dayanmaktadır. bu, esasında uygulanması hayli güç bir plandır. zira “dikkatsizlikle atılan küçük bir adım araştırıcıyı kolayca (...) müspet ve objektif izah tarzından sübjektif hislere, şahsi kıymet hükümlerine kaydırılabilir.” (ülgener, 2006b: 15). ülgener’in çalışmalarının bu tehlikeden azade olduğu söylenemez. ancak onun kullandığı yöntemin ve seçtiği araştırma konularının –hele ki kendi dönemi için- son derece müstesna olduğu da su götürmez. peki ülgener’in araştırmalarına ve seçtiği yönteme temel teşkil eden bu zihniyet kavramından ne anlamak lazımdır? ülgener “zihniyet”, spesifik olarak “iktisadi zihniyet” derken aslında tam olarak şunu kastetmektedir: “iktisat suje veya şulelerinin (ister üretici, ister tüketici veya yönetici olsun) benimsedikleri hareket ve davranış normlarının söz ve deyim halinde ve telkin yolu açıklanışı. bir bakıma genelde hepsi de belli bir bakış açısında bütünleşmiş haliyle sürdürülen değer hükümleri, tercih ve eğilimler toplamı! daha kısası dünyaya ve dünya ilişkilerine içten doğru bir tavır alış!” (ülgener, 2006a: 14). ülgener’e göre zihniyet bir değer hükümleri dizisine duyulan bağlılığın sonucu olarak inşa edilmiş bir kurallar silsilesidir. bu silsilenin işleyişinde zihniyetin tabiatı bakımından mühim bir başka nokta meşruluk sorunsalıdır. zihniyet sadece belirli değer ve inançlara sahip olmak ve bunlara uygun davranmak ile ilgili değildir. sahip olunan değerler ve kanaatlerin özneler için en doğrusu olduğuna inanmak ve bu inancı tesis edecek hükümler inşa etmek zihniyetin bir diğer kurucu unsurudur. ülgener’in deyişiyle zihniyet “-hangi yönde ise- o yolda benimsenmiş değer hükümlerinin haklılığına gerek kendini, gerek başkalarını inandırmak ve o noktada ilgiyi sıcağında tutmak üzere çoğu zaman ezbere tekrarlanan kaide ve kuralların ifadesidir.” (ülgener 2006a: 14). burada son derece önemli bir başka husus söz konusudur: zihniyetin görünürlük kazanması. zihniyet dış dünyada bir somutlaşım imkanı yahut kendini bir ifade etme vasatı bulmak zorundadır. aksi halde zihniyetten bahsetmek mümkün olmaz. ülgener’in sözleriyle: “dışa boşalma ve kendini açıklama fırsatı bulamadan tamamıyla içe gömülü kalmış hisler ve duygulara zihniyet diyemiyoruz.” (ülgener, 2006a: 15). bu eksenden hareketle zihniyet aslında bir bakıma belirli bir “yaşama stilinin bir takım normlarla kendini açıklayışı” (ülgener, 2006a: 17) sürecinin parçası olarak da görülebilir. ki bu haliyle zihniyet, ahlâk normları ve kültürle de iç içedir.

    zihniyet kavramının etrafında döndüğü somutlaşım süreci, değer yargıları, tercih ve eğilimler, meşruluk sorunsalı gibi temaların bizi kıyılarına getirdiği ilk kavram ahlâk olsa gerektir. ancak “iktisadi zihniyet ile iktisadi ahlâk arasındaki farka dikkat edilmelidir. iktisadi ahlâkı iktisadi zihniyetin kendisi sanmak yanıltıcı olacaktır” (yılmaz, 2003: 493). zihniyetin somut görünümlerinin “olan”ı, ahlâkın kategorik emirlerinin “olması gereken”i işaret ettiği söylenebilir. zihniyet davranışlarla birlikte varlık kazanan bir olgudur. ahlâk ise davranışların dışında yer alan bir konum işgal etmektedir. “iktisat ahlâkı, gündelik tavır ve davranışlarımızın üzerine –doğrudur veya eğridir yollu- yargılayıcı değer hükümlerinin söz ve deyim halinde ifadelendirilmiş bütünüdür” (ülgener, 2006c: 19). daha başka bir ifadeyle, “iktisat ahlâkı uyulması gereken (veya istenen) normların veya hareket kurallarının toplam ifadesi olurken, iktisat zihniyeti gerçek davranışında kişinin sürdürdüğü değer ve inançların toplamıdır” (özkiraz, 2000: 129). ülgener’e göre ise “zihniyet, fiil ve hareketlerimizin iç ve öz malı olarak dokusu dışında değil, içindedir. iktisat ahlâkı ise belli bir hareket kuralının takipçi, yerine göre emredici faktörü olarak davranışımızın üstünde ve karşında demektir” (ülgener, 2006a: 17). bu özellikleriyle ahlâk belli tarihsel dönemlere özgü nitelikler taşıyan, meydana gelmesi uzun ve meşakkatli bir sürecin ürünü olan değerlerden müteşekkil bir “sistem” olarak değerlendirilebilir. bu sistemin taşıdığı özelliklerle ilgili ipuçları ülgener’in ortaçağ üzerine söylediklerine bakıldığında net bir biçimde görülebilir. şöyle yazar ülgener: “ortaçağ ahlâkı da, her büyük ahlak sistemi gibi, insan yaşayışına şekil ve düzen vermek üzere alt alta sıralanmış normlardan kurulu homojen bir bütün manzarası gösterir. (...) her ahlâk sistemi gibi, ortaçağ ahlâkının da çatısını kuruncaya kadar, uzun bir oluşu ve yoğruluşu vardır. fakat bu yoğrulma dış hayatla ilişiği olmadan sade kendi unsurlarıyla örülüp tamamlanma demek değildir” (ülgener, 2006b: 58). kısacası ülgener, ahlâkı toplumsal faktörlerin etkisiyle şekillenmiş normatif bir çerçeve olarak sunarken, zihniyeti toplumsal süreçlerin içinde tedavülde olan davranış ve tutum alışların karmaşık bir birlikteliği olarak değerlendirmiştir. buna göre ahlâk ve zihniyet uyumlu olabileceği gibi, birbirinden kopuk ve uyumsuz bir hal de alabilir. ülgener bu çerçevede, “ortaçağ sonu ve çözülme devri ile birlikte ahlâk ve zihniyet ayrımının en sert ve belirgin çizgileri”nden ve çözülme devrinin iktisadi ahlâkı ile zihniyeti arasındaki uyumsuzluktan, hatta bu ikisinin birbirine ters düşmesinden dem vurmaktadır (ülgener, 2006b: 57).

    bu noktada durup, ülgener’in zihniyet kavramı etrafında dönen entelektüel dünyasındaki bir başka kritik kavrama, kültür kavramına bir göz atmak anlamlı olabilir. yukarda sözü edilen yöntemsel tercihi içinde ülgener kültürü zihniyet ve ahlâk kadar önemsemiştir. ülgener’in hemen tüm çalışmalarında dikkat çeken bir diğer husus da onun ele aldığı dönemin ruhuna ve incelediği konunun esasına ışık tutmak üzere belirli kültürel ürünlerden verdiği çeşitli örneklerdir. ülgener’in; atasözlerinden, deyimlerden, edebî eserlerden verdiği örnekler onun çalışmalarına konu olan iktisadi zihniyetin ve ahlâkın anlaşılması ve açıklanması için hayatî bir önem arz etmektedir. ülgener için “vakit nakittir”, “acele işe şeytan karışır” gibi deyişler ve ruhî veya ziya paşa’nın terkîb-i bendleri gibi edebi eserler belirli bir dönemin ahlâk ve zihniyet dünyasını gösteren kültürel işaretlerdir. ülgener kültür kavramıyla ilgili olarak şunları söylemektedir: “belli bir bakış açısı veren genel ve toplayıcı sistemi bir bakıma “dünya görüşü” veya “çağ görüşü” ya da kısaca “kültür” diye ifade etmek yanlış olmasa gerektir” (ülgener, 2006a: 15). kültür, anlaşılacağı üzere, ülgener için zihniyet ve ahlâkla derinden bağlantılı bir kavramdır. iktisat zihniyeti de esasında kültürün bir parçasıdır. zira “iktisat zihniyeti bir bakıma toplu bir bütün halinde esasen bilince ve bilinç altına yerleşip sinmiş olan telkinler manzumesinin –dünya görüşünün- muhtelif köşelerinden biri, olsa olsa iktisadi faaliyetimize ve kuruluşlara bakan yüzü demektir” (ülgener, 2006a: 15).

    not: bu entry'imi de dünyaya dair tüm bilgisini hürriyet gazetesi'nden alan yeni-sağcı aydın adaylarımıza armağan ediyorum...bir zamanlar bu ülkede böyle "sağlam" sağcı aydınlar da vardı...

    özkiraz, ahmet. 2000. sabri f. ülgener’de zihniyet analizi. ankara: a yayınevi

    ülgener, sabri f. . 2006a. zihniyet, aydınlar ve izm’ler. istanbul: derin yayınları

    ülgener, sabri f. 2006b. iktisadi çözülmenin ahlâk ve zihniyet dünyası. istanbul: derin yayınları

    yılmaz, murat. 2003. “sabri fehmi ülgener”. modern türkiye’de siyasi düşünce: muhafazakarlık (ed. a. çiğdem), cilt.5, istanbul: iletişim yayınları
  • kültür konusundaki düşünceleriyle de dikkat çeken önemli bir figür. ülgener, kültür kavramını zihniyet ve ahlâk kavramları kadar önemsemiştir. ülgener’in hemen tüm çalışmalarında dikkat çeken bir husus; onun ele aldığı dönemin ruhuna ve incelediği konunun esasına ışık tutmak üzere belirli kültürel ürünlerden verdiği çeşitli örneklerdir. ülgener’in; atasözlerinden, deyimlerden, edebî eserlerden verdiği örnekler onun çalışmalarına konu olan iktisadi zihniyetin ve ahlâkın anlaşılması ve açıklanması için hayatî bir önem arz etmektedir.

    ülgener için, “vakit nakittir”, “acele işe şeytan karışır” gibi deyişler ve ruhî veya ziya paşa’nın terkîb-i bendleri gibi edebi eserler belirli bir dönemin ahlâk ve zihniyet dünyasını gösteren kültürel işaretlerdir. ülgener kültür kavramıyla ilgili olarak şunları söylemektedir: “belli bir bakış açısı veren genel ve toplayıcı sistemi bir bakıma “dünya görüşü” veya “çağ görüşü” ya da kısaca “kültür” diye ifade etmek yanlış olmasa gerektir” (ülgener, 2006: 15).

    kültür, anlaşılacağı üzere, ülgener için zihniyet ve ahlâkla derinden bağlantılı bir kavramdır. iktisat zihniyeti de esasında kültürün bir parçasıdır. zira “iktisat zihniyeti bir bakıma toplu bir bütün halinde esasen bilince ve bilinç altına yerleşip sinmiş olan telkinler manzumesinin –dünya görüşünün - muhtelif köşelerinden biri, olsa olsa iktisadi faaliyetimize ve kuruluşlara bakan yüzü demektir” (ülgener, 2006: 15). ülgener’in kavramsal haritasındaki bu üç kavram birbiriyle içe içe geçmiş bir görünüm arz etmekte ve onun yöntemsel tercihleriyle uyumlu bir biçimde işlemektedir.

    kaynak: sabri f.ülgener, zihniyet, aydınlar ve izm’ler. istanbul: derin yayınları, 2006.
  • kültür, zihniyet ve ahlak gibi vurgularıyla dikkat çekmesine rağmen sencer divitçioğlu'yla giriştiği meşhur polemikler özelinde görülebileceği üzere aktüel-politik meselelerle ilgili yazılarında, diğer yazılarında pek de görülmeyen bir biçimde, "duygusallaşabilen" düşünce adamı. bu argümanı temellendirmek için onun, aydın ve ideoloji üzerine yadıklarına bakmak yerinde olacaktır.

    ülgener'e göre; içeriksizleşmiş sloganlar fikir ve siyaset hayatımızı kumanda etmektedir ve aydınlar bu klişe sloganları imal eden baş faillerdir. ülgener’in sözleriyle “ideolojik metâ’ın fevkalede etkileyici bir ambalaj içinde takdimi onların eseridir ve bütün bunlar hizmet olarak küçümsenir şeyler değildir” (ülgener, 2006: 124). sloganların gölgesinde yaşamak ülgener’e “değer ölçülerimizde ilkel insanınkinden kaç arpa boyu yol aldığımızı” sormaya sevk etmektedir: “hani taştan gövdeler yontup tanrı diye etraflarında cezbeye tutulmuşçasına sıçramak, yahut şeytanın ta kendisidir diye sar’a halinde tepinip durmak! aynı şeyi taş yerine söz ve deyimlerle sürdürmenin her ikisinden farkı yoktur” (ülgener, 2006: 216).

    kitle iletişim araçlarının yaygınlık kazanması da mevcut durumun vehametini arttırmaktadır. “izm”ler olayların esasını kavramayı imkansızlaştıran ezber kalıplarıdır. vaziyet bir savaş halidir. aydınlar kendi temsil ettikleri cephelere asker çekmek için “izm”lerin çekiciliğini kullanarak yeni kelime ve sloganlar üretmektedirler. ortaya çıkan mamüllerin rasyonel olanı değil, “heyecan ve emesyon” yaratanı makbuldür. sloganlar “bir savaş narası, bir hücum çığlığı demektir” (ülgener, 2006: 221). bu savaş naraları politikacılara ve aydınlara sayısız kolaylık sağlamaktadır. bunların başında değişen hakikatlerin üzerini örtüp aynı kavramlarla ifade etmek avantajı gelmektedir. boş sloganlar ve anlamını kimsenin bilmediği “izm”ler bunları üretenlere geniş bir manevra sahası açmaktadırlar. bu sahada “hangi tarafın gözlüğü ile bakıyorsanız” sizin “izm”iniz iyi, karşı tarafınki kötüdür.

    ülgener’e göre yapılması gereken değer ölçülerini yapay “izm”ler temelinde değil, insan ve “maddi kuvvetlerin çerçeveleyici rolü” temelinde yeniden düşünmektir. esasında ülgener'e göre marx’ın özellikle “genç marx”ın yapmaya çalıştığı da bu olmuştur. ancak türkiye’deki sosyalizm yorumları marx’ın bu çabası uzağında ekseriyetle bir tür “eyyam sosyalizmi”ne saplanmıştır (ülgener, 2006: 227, 231, 233, 234). tehlike, arkalarında uzun düşünsel tartışmalar, güçlü fikirsel gelenekler barındıran ideolojilerin içeriksizleşip “izm”lere indirgenmesidir. “özü ve muhtevaları çoktan uçup gittiği halde savaşı kendi başlarına yürüten hayalet gövdeler!” (ülgener, 2006: 249) olarak “izm”ler ülgener’in gözünden “rasyonel insan”ın yenilgisinin bir işareti olarak görülmektedir.

    bu yenilgi, barbarlığın medeniyete çaldığı galebenin bir diğer adıdır.

    kaynak: sabri f.ülgener, zihniyet, aydınlar ve izm’ler. istanbul: derin yayınları, 2006.
  • umumi istek üzerine sencer divitçioğlu ile polemiğine dair de bir şeyler söyleyeyim. ülgener, sencer divitçioğlu’nun 1976’da çıkan değer ve bölüşüm kitabını değerlendirirken bu vesileyle marxist aydınların neoklasik iktisat ekolüne olan eleştirilerine joseph a schumpeter çizgisinden cevap vermektedir. üstad'ın fikirleri ile ilgili olarak yapılan değerlendirmeler -sizin de malumuz olduğu üzere efem- genelde max weber'i zikreder-ki bu, el hak yerindedir. mamafih, schumpeter de üstadı etkileyen mühim bir zattır. ülgener schumpeter’in vizyon (vision) ve analiz kavramlarına yönelmektedir. vizyon içeriği ideolojik olan ve yaşanan gerçekliğe tekabül eden bir kavramken, analiz sayesinde bu ideolojik özden kurtulmak mümkün olabilmektedir. vizyon ve analiz arasında bilim adamlarını yönlendiren dıştan gelen dürtüler vardır ve önemli olan bu dürtülerin, teorilerin ifade ve muhtevasını kontrol edip etmediğidir.

    konumuza dönelim... ülgener, divitçioğlu üzerinden dönemin hakim solcu aydın figürünü de eleştirmektedir. ülgener’e göre “marxizmi bir din olarak telakki etmek fanatikliği, öfke ve hırçınlık, dil ve üslup densizliği, argo kullanımı, yapay kelimeler icat etmek eğilimi, türkçeyi bilmemek” (ülgener, 2006: 177, 197, 203, 204) gibi özellikler bu aydın tipinin temel karakteristiğidir. söz konusu aydın tipinin bir başka karakteristiği ise dünyayı belirli “izm”ler penceresinden değerlendirmeye hapsolmuş bir görüntü arz etmesidir. üstad, divitçioğlu'nu değindiği bu özellikleri şahsında somutlaştırmış bir figür olarak değerlendirme eğilimdedir.

    kaynağı untumuşum: sabri f.ülgener, zihniyet, aydınlar ve izm’ler. istanbul: derin yayınları, 2006.
  • düşüncesini anlamak için okunması gereken anahtar eserlerden bir diğeri de werner sombart'ın burjuva'**sıdır.