şükela:  tümü | bugün
  • fatih sultan mehmet döneminin ünlü hekim ve cerrahlarındandır.1385-1468 yılları arasında yaşamıştır.sabuncuoğlu'nun kitâbü’l-cerrâhiyyetü’l-hâniyye(1465) adlı eseri osmanlılarda kaleme alınmış tek resimli cerrahi eser olup aynı zamanda ilk türkçe cerrahi eser olma özelliğine sahiptir.
  • kitabü'l cerrahiyetü'l haniyye adlı eserini tamamen kendi cerrahi deneyimlerine dayanarak yazmıştır. özellikle "dağlama" üzerinde durmuş ve çeşitli hastalıklardaki kullanımına ait deneyimlerini resimlerle aktarmıstır.
    diğer bir eseri olan mücerrebname de ilk deneysel tıp eseri olma özelliğini taşır.
  • cerrahi el kitabıyla ilgili bazı bilgiler ve görseller için; http://www.ottomanhistorypodcast.com/…ience_29.html
  • daha 15. yüzyılda endoskopik cerrahiyi düşünmüş ve uygulamaya çalışmış bir dahidir. güneş ışığını burun içine yansıtarak burun etlerini (bkz: nazal polip) görmeyi ve tedavi etmeyi denemiş, bunu cerrahi atlasında çizerek anlatmıştır.
  • hayatı hakkında fazla bilgi olmasa da, bazı kaynaklarda 1386-1470 yılları arasında yaşadığı, aslen amasyalı olduğu ve amasya'daki darüşşifa'da 14 yıl hekimlik yaptığı söylenen cerrah. günümüze ulaşan 3 yazılı eseri şunlardır; akrabadin tercümesi, kitab-ı cerrahiyet al-haniye, mücerrebname.
  • buyuk bir tip adamidir amasya darussifasinda 14 yil doktorluk yapmistir..bir de yanilmiyorsam yilana tavugu isirttigi bir deneyi vardi.
  • kitaplarını türkçe yazma sebebi;
    "ben zayıfların zayıfı ve en muhtaç kul olan el-hac ilyas oğlu, ali oğlu, sabuncuoğlu lakaplı şerefeddin."
    allah belalardan korusun, amasya darüş-şifasında tabibim. amasya darussifasi 380 senelik bir kurumdur. zuhal yıldızının basamağı olan ve katında ilimden daha değerli bir şey bulunmayan bu kurumu atalarimiz kurdu. ben bu kurumda sadece bir toz parcasi idim, bu kurum benden oncede vardi, benden sonrada var olacak.
    geçimim kıtlık rüzgarında ve zamanın kalp kıran ellerinde düşkündü.
    kendisi ve makamında tıp ilminin tüm ilimlerin yarısı olduğu söylenilen sultana derdimi bildirmek ve zamanın sıkıntı rüzgarlarından kendimi korumak için tıp ilminden bir cerrahi kitap yazdım. bu geçen ömür ve uzun süren istekler içerisinde, ilmiyle gördüğüm ve yaptığımla tecrübe ettiğim birçok acayip ve garip işleri bu kısaltılmış kitap içerisinde topladım.
    bu kitabı türkçe yazmamın nedeni şudur; bu devirde rum kavimleri dahi türk dilini kullanmaktadırlar. ama bu dönemin cerrahlarının çoğu okuma yazma bilmemektedir ve okuma yazma bilseler bile hepsi türkçe kitap okumaktadırlar. böylece, bu kitabı türkçe yazmakla bundan daha fazla kişi faydalanabilecektir ve bu sayede işin aslını öğrenip,birçok sorunlarını çözerek kendilerini hatadan ve beladan koruyabileceklerdir.
  • deneyleri ilk olarak kendisi üzerinde yapan, gözlemleri sonucu birçok zehrin panzehirini oluşturan muazzam insandır kendisi.
  • türk tıbbının atası adeta babasıdır. genel olarak cerrahi alanlarda öne çıkmış olsa da, farmakolojiden anatomiye, ürolojiden nöroşirürjiye her alana müdahil olmuş ve bu alanlara öğrenciler yetiştirmiştir. lakin yine de türk islam tıp tarihi incelemelerinde ibn-i sina'nın gölgesinde kalmıştır ve adı sanı meraklısı haricinde pek bilinmez, derslerde de bahsedilmez.

    daha önceki entrylerde de konusu geçen ilaç deneyleri yapmıştır. şöyledir ki; yeri geldiğinde bir ilaç, yeri geldiğinde zehir veya panzehir olan tiryaklar o günün şartlarındaki tıbbın önemli droglarıdır. kafayı bununla bozan üstadımız yılan panzehiri geliştirir. haber salar dört bir yana ''kim der ki bu yılan çok zehirlidir, hatta en zehirlisidir, getirsin de kapışak'' diye. e nasıl olur bu deney peki? bir horoz ayarlar muhterem. tiryakı verir horoza. herifçioğlu gelir sepette bir yılanla ''al bu en zehirlisi'' diye. üstad ısırttırır yılana horozun kıçını, ve gözlem başlar. horoz biraz uyuklar gibi olur, tüyleri falan dökülür ertesi birkaç günde ama kendine gelir yine. bunun üstüne gaza gelir üstad: ''en zehirlisini getirin'' diye haber salar. ilaç araştırmalarının on yılları aldığı günümüzde getirirler önüne bir yılan '' al sana en zehirlisi'' diye. bu sefer tiryakı kendi içer daha yüksek dozlarda ve yılana kendini ısırttırır. hiçbir şey olmaz ve o tiryak saray eczasında yerini alır.

    üstad tam anlamıyla hekimdir, araştırmacıdır, genel cerrahtır. abse drenajından tonsillektomiye, jinekomastiden ankiloglossiye, hipospadiastan hidrosefaliye kadar uzanan geniş bir yelpazede müdahale yöntemlerini uygulamıştır. kısacası akla gelecek tüm cerrahi alanlarda halen geçerliliği olan ve günümüzde modern tekniklerle uygulanan tedavileri 600 yıl önce uygulamıştır. biraz kurcalayınca ''ulan bu da kafayı dağlamakla bozmuş'' desek de, günümüz cerrahisinde de durum pek farklı değildir. dağlamanın adı değişmiş koterizasyon olmuştur sadece. ve öyledir ki koterizasyonsuz cerrahi girişim de günümüz koşullarında düşünülemez haldedir minimal cerrahi işlemler haricinde.

    günümüzde plastik cerrahi-endokrinoloji-genel cerrahi kombine yaklaştığı jinekomasti konusuna şöyle değinmiştir o günün diliyle:

    ''er kişinün emcegi avret emcegi gibi olsa anun ilacınun tarikasın bildürür * *

    her ne kadar incelerken gülmekten kendimi alıkoyamasam da -ki bu da kullanılan günün türkçesi ile ilgilidir- gönlümde yeri ve önemi bana cerrahi sınavında karaciğeri yerinde tutan bağları soran ve cevabını kendisi de bilmeyen, şimdinin profesörü cerrahi hocamdan bin kat yüksektedir.
  • islam medeniyetinin zirve döneminin öncü isimlerindendir. islam medeniyeti bilime ne katkı sağlamıştır diye aklınca islam ile dalga geçen ekşici hırtlar kendisinden zerre haberdar değildir.