şükela:  tümü | bugün
  • insan kafasında binlercesi olan partikül.
    muhtelif renkleri ve kalınlıkları mevcuttur.
    güzel oyuncaklardır sevgililer için.
  • superman müzesindeki söz konusu adama ait bir teli, tonlarca agirliktaki bir küreyi havada asili tutmaktadir. ne de olsa superman'dir bu, di mi? evet..
  • ihanetin kaniti da olabilir yanlış zamanda yanlış yerde görüldüğü zaman.
  • amaç boşanmak ise başlı başına bahane olabilecek ölü hücre yığını...illa gömlek yakanızda ve sarı renkte olması gerekmez, banyoda lavabonun tıkaması da yeterli olur kimi zaman...hatta diş macunun ortasından sıktığınızı bile hatırlatır...maskat bahane bulmak olsun, pms diyaloglarının başlaması için sebep mi yok...
  • bir tanesine kendini kurban edebilme hayranlığı yaratabilecek güzellikte olabilirler.
    (bkz: galadriel)
  • hiç bir zaman çürümediği bilinen nesne, dna testlerinde birebir yardımcı.
  • uyusturucu ve doping testlerinde cabuk ve kolay sonuc alinabilinmesini saglayan yardimci.
  • özellikle uzun saçlı erkeklerin annelerinin nefret ettikleri insan kılı.
  • saç teli
    dünyaya bakıyorum, tüm bu insanlara, bana anlattıklarına, savunduklarına, ilişkilerine.. ve sonra kendime bakıyorum. kalbime, benim sana hissettiklerime, kendi düşüncelerime.. çok yoruluyorum. onlar gibi misin? oysa benim gibi, benimle olmak isteseydin...
    bunca içi boşaltılmış, bunca sahte olan her şeyin içindeki kendime bakıyorum bazen. masumiyetime, çocukluğuma, gerçekliğine her şeyin. oysa biliyorum sen de onlar gibisin, sen de herkes gibi, tüm dünya kadar yalan. her lafa karışan ama kalbinde seni saklayan umursamazlığıma bakıyorum. seksten, ilişkilerden, hayattan bahsederkenki pervasızlığımın, seninle tek bir gözgöze gelişimde yıkılabilecek, masumiyetimi ve çocukluğumu gizleyemeyecek oluşunun bilgisine varıyorum. ve tekrar tekrar kendime kızıyorum böyle zamanlarda. beyaz giydiği için azar işiten bir çocuk gibiyim annesinden. ne kadar toz tutarsam tutayım. sana bakıyorum. sana bakıyorum. görmediğini biliyorum. hissettiklerimi, gerçeğimi, aşkımı ve benzeri.. bir önemi olmadığını biliyorum bunların. gerçek olanın senin ve tüm bu okuduğum, dinlediğim, gördüğüm, anlatan, gülen, aldatan, unutan insanların dünyasının olduğunu biliyorum. içimde korumaya çalıştıklarımın anlamsızlığını da biliyorum. boş yere anlam yüklediğimi biliyorum her şeye, başta sözcüklere. her sevişmenin bir diğerine, her ilişkinin bir başkasına, her öpüşmenin dil ve tükürüğe, herkesin yeni birine dönüştüğü ve/veya eş değer olduğu bir dünya. aldatmanın, öldürmenin, yalanın doğal, normal, alışıldık, öylesine olduğu bir dünya. hiçbir parçanın diğeriyle değiştirilmesinin fark etmediği bir makineler düzeni, insanların değiştiği ilişkiler düzeneği.
    oysa ben sadece varken bir şeyler ve gerçeklerken, en azından tükenene dek, yaşansınlar istemiştim. dudaklarında başka birilerinin tadıyla öpüşebilen insanların arasından yürüyorum, tenlerindeki kokuları her gün değiştiren insanların arasından, sözcükleri değişmeyen, hitapları değişmeyen insanların arasından yürüyorum, içimde hala koruduğum aşkınla yürüyorum. boşu boşuna, çocukça sadakatimle yürüyorum. her şeyin boşa olduğu bir dünyada yürüyorum. gözlerimden yaşlar düşüyor. kürtaj, seks, italyan, orgy, zina, günah, allah, oral, anal, bekaret, evlilik, özgürlük kelimelerinin arasında yürüyorum. içimde, kalbine bastırdığı oyuncak ayısını tutan bir çocuk gibi bir şeylere sarılıyorum. cansız oysa benim sımsıkı tutunduğum, cansız bir şey aşkım, boşu boşuna sığındığım. beni koruyamayacak aynen oyuncak ayımın koruyamadığı gibi. birileri tulum pijamasına bakmadan ateş edecek küçük kıza, ayı yere düşüp kana bulanacak. bir filmde, tvde izleyecek birileri, sonra çıkıp yine o kelimelerin, o ilişkilerin, o sevişmelerin, o kuralların dünyasına gidecekler. kimse duraklamayacak. ‘istanbulun dansı’ demiştim, ‘ritmi’... yürüyecekler yalanların, doğal görülenlerin, gizlenenlerin, sahte olan her şeyin arasına.
    biliyorum yanlış olan benim. yanlış olan benim hissettiklerim. benim hissetme biçimim yanlış biliyorum. tatmin, para, borsa, ekonomi, performans, gelecek, hesap, kar, optimum, plan, kariyer, yarın kelimelerinin arasında yürüyorum. yürüyorum öylece. sımsıkı bastırıp haftalardır sarılamadığım oyuncak ayıyı göğsüme. gözlerimden düşüyor gözyaşları. her şeyin aynı olduğunu yineliyorum. adımlar, yürüyüşler, öpüşler, bakışlar, gözyaşları ve sözcükler aynıdır. aynıdır önceki cümledekiyle 5 sene önceki bir ‘gözyaşı’ kelimesi, aynıdır iki insanın aşık olduklarını sandıkları andaki dillerinin birbirlerinin diline dokunuşu, aynıdır bütün deniz kabukları. aynıdır ölen bebekler, kediler, köpekler, sümüklüböcekler. benim aşkım, onların aşkları hepsi aynı. aynı, deniz kabukları gibi, kum taneleri gibi, kahve fincanları gibi, trafik ışıkları gibi...
    yürüyorum. insanların arasında yürüyorum. her şeyin aynı olduğunu kabullenen insanların arasından yürüyorum. yerdeki kuş cesedine ağlamamaları doğal olan insanların aralarında yürüyorum, sadece politik tartışmalara ve ekonomiye dair fikirlerini dile getiren insanların aralarında yürüyorum, filmlerden hiçbir sahneyi içlerine kazımayan insanların aralarında yürüyorum, hayatlarının hiçbir anını uyumak için durmaksızın kendine hatırlatmak zorunda kalmayan insanların aralarında yürüyorum, ‘ne giysem, benim hakkımda ne düşünüyordur, yarın nereye gitsek insanları’nın aralarında yürüyorum, ‘sıkıldım, aldattım, değişiklik istiyorum insanları’nın aralarında yürüyorum, ‘unuttum, çok zaman oldu insanları’nın aralarından geçerek, ‘hayat devam ediyor en iyi ilaç zamandır insanları’nın yanına varıyorum, ‘yalnız kalmak istiyorum insanları’na burun kıvırarak ‘yarınki maç ne olur, sınavın nasıl geçti, bu yıl maaşlara ne kadar zam gelir insanları’nın yanına varıyorum, ‘ya boş ver bunları, hayat boktan, siktir et, anı yaşa insanları’nın yanından geçiyorum, ‘erkekler şöyledir kadınlar böyledir, ilişkilerde kurallar vardır insanları’nın yanından geçiyorum, ‘ne kadar ayıp, bilmemkim ve bilmemkim bilmemnaapmışlar insanları’nın yanından geçiyorum, ‘bak bu şarkı çok güzel insanları’nın yamacından geçip ‘affet beni insanları’nın yanında buluyorum kendimi, ‘hayatta en pişman olduğum şey seni kaybetmiş olmak insanı’na çıkıyor yolum. içimde hala ben varım. içimde hala sen varsın. sen de bu insanlardan biriydin. ben hangisiydim? yürüyorum. beni gör istiyorum kalabalığın ortasında. beni gör istemiştim. gözlerimden yaşlar düşüyor. ‘gözlerimden yaşlar düşüyor insanları’nın yanından geçiyorum, ‘korkunç acılar çekiyorum insanları’nın yanından. her şeyin laf, her şeyin yalan olduğu bir dünya burası. her şey sözcük, her şey laf, herkes sayı, herkes bir diğeri. benim aşkım kadar anlamsız tüm insanlar.. ben de bir diğeriyim. bir diğer kum tanesiyim. iki satıra sığdırılabilir biri. romandaki küçük bir paragraf belki. hıçkırıklarımı tutuyorum. dinliyorum sadece bazen. ‘bir diğer aşk’tı benimkisi. üstüne basılan bir diğer yonca. saklanmayan, hiçbir defterin arasında, ölüsü bile. kuru çiçekler birbirine benziyor, mektuplar hep aynı, sevgiler, aşklar hep bir diğeri. deniz kabukları aynı, kurutulmuş yapraklar aynı.. sana yollayabileceğim her bir yaprak aynı olurdu, her bir zarf, her bir sözcük. önceden yollanmış, önceden düşmüş bir diğer yaprak.. bir diğer aşk benim aşkım. bir diğeriyim.
    ölü yaprakların arasından ilerliyor adımlarım. yağmur yaprakların üstüne düşerken aynı. aynıyım ben de, bu kalabalıktan biriyim. düşen sarı yaprak sana yollanmış olsa ne fark eder üstüne basılsa ne fark eder, her şey aynı. yere düşen her yaprağa bakıyorum.. sonbahar aynı, aynı mevsimler, binalar, sohbetler, yüzlerdeki çizgiler değişirken belki biraz. ‘bir diğer yaşlanmak’ her yaşlanmak, ‘bir diğer bitmek’ her son. ‘bir diğeri’yim ben de. ‘bir diğer aşk’ benimkisi. vazgeçilebilir ve ‘bir diğeri’ oluşunca sahte. ‘bir diğer insan’ım ben de bir tuşla dokuzyüzdoksandokuzbindokuzyüzdoksandokuz tanesiyle aynı anda öldürülebilecek olan. bir sayıyım. düşlerim ‘düş’, sözlerim ‘söz’, gözyaşlarım ‘gözyaşı’, aşkım ‘aşk’. bir diğer. aynı, işte, internet sitelerine ‘geçenlerde kürtaj olduğum için sevgilimle şu an yatamıyoruz değişik poziyonlar deniyoruz çok keyifli’ yazan biriyle tuşlara dokunuşu parmaklarımın, aynen bir çocuğu kaçırıp tecavüz eden birinin su içişi gibi su içiyorum, aynen bir diğer benim yaşıtım insanınki gibi dudaklarım, ellerim, aynı kıvrımlarla dökülüyor dudaklarımdan ‘seni seviyorum’ ya da dökülecek döküleceği zaman, aynı olacak benim seni ya da bir başkasını öpüşüm, diğer iki ayrı cinsten insanın öpüşmesi gibi aynı, ‘hak etmişti’ diyerek planladığı kötülükleri nasıl gerçekleştirdiğini anlatan biriyle aynı şekilde çekiyorum havayı içime, ‘çok stres altındayım daha iyi bir performans sergilemeliyim’ diyen hırslı birinin gözyaşıyla aynı maddeden şu yanaklarımdan akan gözyaşı. aynı sokakları yürüyorum. ‘yürüyorum’ yazışım seninkiyle aynı. zaptettiğim hıçkırığın sebebi olan şarkı da aynı çaldığı cafedeki herkesin kulaklarında. bir diğer saç teliyim birinin saçında, aşk hayatında... bir diğeri...
    farkındayım hepsi bu. yok bir farkım ‘e abi doğal olarak ben de yalan söyledim, az kaldı yakalanıyordum’ diyen kalabalıklardan. yok bir farkı benim aşkımın önceki aşklarından. yok bir farkım. beni zerre kadar düşünmeyen seninle de aynı sindirim ve solunum sistemlerimiz. en fazla üreme sistemlerimiz farklı, zaten buna "aşk" diyor kimi çevreler. aynı damardan senin kalbine de kan gidiyor benimkine de. tıpta aynı kalbimizin, beynimizin ismi. tıpta aynı tüm bu kalabalıkla hücrelerim. kan grubum aynı belki seni aldatan kadınla, nedenlerimiz aynı seni sevmekte belki. beni sevmeme nedenleriniz aynı tüm bu kalabalıkla. sonuçları aynı. denekler üzerinde yapılan araştırmadaki placebo ve aktif madde sonuçları da aynı. bak düşüyor gözyaşlarım.. sadece tuzlu su. aynı filmi izleyen biz insanların sinemaya ödediği para aynı. ‘seni seviyorum’ derken kullanılan harflerin sayısı aynı, en azından bu dilin konuşulduğu her yerde. aynıyım ben. aralarında yürüyorum. yok bir farkım, senin için, hiçkimse için. yok hiçbir önemi benim içimdekilerin. aynılar, aşağılanabilir, vazgeçilebilir, riske edilebilir, sıradan. benim üşümem aynı bir eskimonun üşüyüşüyle şu an kutupta.
    saat 3 olmuş. ve aslında biliyorsun uyurken herkes aynı. sevdiği tarafından izlenilen insan da aynı, ağlayarak sızmış olan da aynı, uyanmayacak olan da. uyurken de herkes aynı, severken de herkes aynı.
    dünyaya bakıyorum. içimdekini aşağılamaya çalışıyorum. içimdekinin aynı olduğunu tekrarlıyorum şuradaki herkesinkiyle, herkes bir diğeri, herkes aynı şekilde seviyor, sıçıyor, sevişiyor, öpüşüyor. ben de herkesi aynı şekilde sevmiş olmalıyım ama bunun doğru olması için. aynı sözcükler, aynı gözyaşları, aynı replikler.. ama o insana, “hayatımda sonsuza dek sadece sarılışını özleyeceğim, affet beni” deyişine bakıyorum. aynı değil hiçbir şey. kahve kokusundan, bakışlarına...
    değilim ben aynı bu kalabalıkla. değilim ben bu değer yargılarıyla, bu yalanlarıyla, bu korkularıyla, korkaklıklarıyla aynı değilim ben. aynı değildi, böylesine ucuz değildi siktirip attığınız aşkım. ben bir diğeri değildim. değilim. biliyorum. bir işe yaramıyor benim bilgim. siz aynısınız çünkü. ne kadar aşkımla farklı kılmaya çalışsam da. ne acı.. ben kimseyi aynı öpmedim, kimseye aynı bakmadım, aynı sözcükleri aynı sesle, aynı tonla bile söylemedim. ama bana hep aynı baktınız, başkalarıyla aynı gördünüz, aynı öpüp aynı seviştiniz benimle..
    ve sen gözlerimin içine bakıp ateş ettin. ağlayan korku dolu gözlerimin içine bakarak, merhametsizce. biliyorum mecburdun, biliyorum bir önemi yoktur tek bir kişinin yaşayıp ölmesinin. ama gözgöze geldiğimiz an, ben ateş etmeyeceksin sanmıştım. o yüzden bunca aklımda tetiği çekişin. herkes çıktı filmden, ben orada, o andayım. ‘alt tarafı bir film, alt tarafı bir erkek, alt tarafı bir aşk insanları’nın yanından sapıyorum. bu yoldan geçen bir diğeriyim. üşüyüşüm herhangi bir üşüyüş, ağlayışım herhangi bir ağlayış, gözyaşlarım tuzlu su, nefeslerim kum tanesi, aşkım bir diğer aşk.
    sessizliğim bir diğer sessizlik. acım geçer. sizinki geçiyor hep çünkü. aşkınız gibi, sözleriniz gibi, bakışlarınız gibi.
    benimki de geçmeli diyorsunuz. biliyorum. öyle olmalı.
    tuzlu su tüm bunlar. ve ezberlenmiş repliklerdi ve kitaplardan alıntılardı ve diğer ilişkilerden kolaj çalışmalarıydı zaten benim için aşk olan.. benim için aşk olan. senin için hiç. benim için sen vardın. senin için ben? bir diğeri. hiç.
    ben şimdi ne aldatabilirim seni, ne affedebilirim. ben şimdi böyle kaldım. ‘neyin var, bana yaz, kendine gel, biz neleri atlattık bu da ne ki insanları’nın arasında.
    ben şimdi hıçkırıklar içinde. doğalmış gibi yapmak zorundayım.
    biliyorum yanlış olan benim. bendim zaten hep. bendim vazgeçilebilir olan. pirinçteki taş. sizlerse..
    ben ‘sen’i öptüm, sen ‘bir diğeri’yle öpüştün. ben ‘sen’i sevdim, sen ‘bir diğeri’yle seviştin. ben ‘sana’ yazdım, sen ‘bir diğeri’yle yazıştın. ben seninle yaşadım sen benimle tekrarlar yaptın kendine, ya da başka biriyle tekrarlamak için ön alıştırmalar. ben senin için ‘bir diğeri’ydim. sen benim için özeldin. ben senin için bir saç teliydim. sen benim için aşk...
    bir diğer gözyaşı bu. yerdeki bir diğer yaprak sana gönderemediğim.
    her şey aynı... isimleri değiştir öyküsünü yaz. her şey ezberlenmiş. her şey klişe. sonu baştan belli. bir diğer adres, bir diğer beden, bir diğer aşk işte senin için... benim içim kanıyor... oysa aynı sesi çıkarıyor sınavı kötü geçtiği için ağlayan herhangi bir kızla, hıçkırıklarım..
    her öpüşme aynıdır. her sevişme. her bakış, her ‘seni seviyorum’. toplamda kaç harfse o kadardır işte: 8 harftir ‘sevgilim’. 13 harftir ‘seni seviyorum’. hepsi bu. 5 harftir ‘bitti’. diğerleriyle aynıdır ismim. seslenirken kullanılınca 10 kişi dönüp bakar. bir diğer isim-özge-, bir diğer yenilgi.
    oysa ben seni gerçekten sevmiştim. oysa ben gerçektim. oysa ben bu insanlardan değildim. olamazdım sana. olmamıştım seninle.
    ama sen ‘bir diğeri’sin. ama sen de ne yazık ki beni ‘bir diğeri’ kılan ‘bir diğeri’sin. oysa bambaşka bir şey kurulabilirdi. ‘bambaşka bir diğeri’ oldu ama seninle ancak bu.
    kabullenmek için tekrarlıyorum. ben bu kadarcığım. aşkım bir diğer aşk, sadakatim bir diğer sadakat, yenilgim bir diğer yenilgi, acım bir diğer acı. ben bir diğer bedenim. sayı. hepsi bu.
    ‘sen’se ‘bir diğer yalan’sın hepsi bu.
    hepsi bu. hepsi bu.
    kabullenmek için tekrarlıyorum. hepsi bu.
    100904-220904
  • iki saç telinin birbirine sürtünüp elektriklendiğinde çıkan sestir asıl olan..
    sevdicekle aynı yastığa baş konduğunda, binlerce olasılık arasından doğru iki saç telinin birbirine sürtündüğünde çıkan sestir asıl olan.. asıl olan, milyonlarca olasılık içinden doğru sesi çıkarabileceğiniz insanla aynı yastığa baş koymaktır..
    yarı düş yarı gerçek.. yarı uykulu yarı uyanık... iki saç telinin tek bir yastıkta buluşup çıkardığı iki saniyelik o senfonidir çünkü gerçek olan.. çıkan ses, hiç olmamış bir şarkının tam da en güzel iki saniyelik yeridir çünkü… dünyanın en güzel şarkısının… iki rüyayı birbirine bağlayan..
    ‘saçının tek bir teline bile’ zarar gelmemesi için bütün dünyayı bile karşınıza alabileceğiniz biriyle aynı yastıkta uyuyabilmektir çünkü asıl olan…
    asıl olan o sesi beraber duyabildiğinizi bilmektir, hiç sormaya bile gerek duymadan…
    tam da bu yüzden saç telini hep arşeye benzetirim.. doğru sesi çıkarmaya yarayan.. o olmayınca olmayan... sessizliği bozan..
    hem.. o saç telinin sesini artık duyamadıktan sonra, basın sesini duysa ne fark eder insan, kuşların sesini, yaprakların hışırtısını, kaynayan çay suyunun sesini, windows açıldığında çıkan sesi, annesinin ‘hadi yat artık geç oldu’sunu, çarpmaktan son anda vazgeçen – ya da çarpılmaktan son anda vazgeçtiğimiz- arabanın kornasını, arkalardan seslenen eski bir tanıdığın sesini duysa ne fark eder?
    iki saç teli birbirini bulur, dünyanın en güzel melodisi çıkar..
    saç tellerinden biri düşer, kaybolur… öbür tel susar…
    ‘sağlıklı bir insan günde ortalama 100 saç teli döker’ diyor pazar eklerinin orta sayfalarındaki uzmanlar..
    yazık…
    - yine mi cızırdıyorum? hiç sanmam -