şükela:  tümü | bugün
  • iki saat saciyla ugrasip, zar zor sekil vernis kisinin sacinin ellenmesi durumunda sarfettigi cumle.
  • kuaforden yeni cikmi$ sevgili tepkisidir.
  • daha cok ergenlik dönemi ergenlerinde görülen yüzüm sivilce icinde ya da cok feci kompleksliyim durumlarinin bir sonucu olarak en güsel olan yerinin saclari olduguna ve allah korusun onlara bisey olursa yasamasi icin hicbir anlam kalmayacagina karar veren gencin saatler boyu ugrasak yaptigi saclarinin onun bu hassasiyetinin farkinda olan uyuz arkadaslarin kasitli olarak kafasini hedef aldiklari iki el darbesiyle darmadaginik olmasinin ardindan tuvalete gitmeden önce bir milyonuncu kere bagirarak söyledigi ünlem keki.
  • (bkz: arizona dream)
  • hyper mega sert jole kullanip, saclarimizi kipri gibi yaptigimizda, insanlarin kendilerini yaralamamasi icin soylenen soz.
  • gözlerini açar açmaz elini yastığın altına koydu. diş perisinin asla bırakmaya tenezzül etmediği parayı yoklar gibiydi. yarı uykulu, odayı ısıtan güneşin hararetiyle terleyen ellerini yastığın en serin yerinde soğutmaya çalışıyordu. yan dönüp bir süre daha böyle uyumaya devam etti. neden sonra kapı açıldı.

    “biraz daha uyumaya devam edersen bugünün yarınla eş değer olacak! uyan istersen. annem ağlıyor.”

    birisinin hıçkırıklarıyla güne başlamak kadar korkunç bir şey yoktu. çocukluğundan beri onu en üzen şey annesinin ağlamasıydı. hemen yorganı fırlattı. oturur vaziyette biraz bekledi. gözleri yastığına takıldı. yine gözlerindeki boyaları temizlemeden uyuyakaldığını fark etti. her seferinde yastığında siyah lekeler kalırdı. yalnız bu durumdan en ufak rahatsızlık duymazdı. zira bu lekeler ona dünü hatırlatırdı. gözlerini dünde unutmuş gibi…

    akşamdan kalmanın verdiği huzursuzluk ve baş ağrısıyla yataktan kalktı. kapıya yöneldi. içeri gitmeye cesareti yoktu. zira annesi ne zaman ağlamaya başlasa astım krizi tutardı. onu o halde görmek yüreğini paramparça ediyordu. daha fazla tutamadı kendini. güçlü olmak zorundaydı. sebebini biliyordu. davrandı.

    “yeter artık! kendine gel.”

    annesinin kızarmış gözlerini ve şaşkın bakışlarını yakaladı. “kapatmıştım kapıları. nasıl uyandın sen?” dedi hıçkırarak.“yorulmadın mı anne? gerçekten kendini ve bizi üzmekten yorulmadın mı?” mahçup bir tavırla yüzünü döktü annesi. gücenmiş gibiydi. söyleyecek söz bulamadı. kalktı yerinden. kızına doğru ilerledi. “ben sadece…”

    “saçıma dokunma anne. lütfen saçıma dokunma.” biliyordu bir kez dokunsaydı saçına her şey çözülecekti içinde apansız. koyuverecekti gözyaşlarını. biraz daha akacaktı boyalar gözlerinden. “saçıma dokunma…” dedi titreyerek. “nolur anne, sevme beni. bu kadar çaresizken sevme. hiçbir şeyi değiştiremezsin.”

    dudaklarını ısırarak döndü arkasını. kapıyı kapattı. “saatlerin saçları olsa bu kadar hızlı geçer miydi zaman?” düşünmedi. bir gün öncesine gidebilmeyi istedi. ve hiç bitmemiş olmasını o gecenin. odasına girdi. aynanın yansımasından gözleri tekrar yastığına takıldı. öyle uzun baktı ki aynaya içinde bir şeyleri unutmuş gibi. sanki gözlerini dünde unutmuş gibi… dün gibi baktı aynaya.

    öyle çaresiz, öyle derin…
  • bir akgün akova şiiri.
    “saçıma dokunma” diyorsun masal saçan bir sesle
    ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,
    bırakmak istemiyor
    kasıklarını öperken “saçıma dokunma” diyorsun
    dilimde gezdirirken seni,
    “saçıma dokunma, n’olur”
    kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha
    anılar dökülüyor göksarmaşıktan

    ikimiz de biliyoruz
    bir çözsem saçlarını
    bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan
    saatlerin saçları olsaydı sevgilim
    bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman
    ah sevgilim ne diyecektim ben sana
    aç pencereyi ve dışarıya bak
    son gecemizde kar altında kuğular
  • zaman zaman, en zamansız anlarda aklıma düşen akgün akova şiiridir.

    dün gece uykumla gecenin arasına sıkışıp kaldığımda, yine aklıma düşen şiirdir.


    bir çözsem saçlarını
    bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan.