şükela:  tümü | bugün
  • "alla" diye bi cümleye başlayan ve sağa sola serpiştirilmiş insanlara vicdan azabı hissederek yapılan bağış... fazla da yüklenmek istemiyorum, kişilerin kendine göre kimin ihtiyacının olduğunu ayırt etme mekanizmaları wardır.
  • sokakta mecburen verilelen bahşiş.
  • allah rızası için verilen bağış... kritik nokta sağ el verirken sol elin haberinin olmamasıdır.. o kadar gizli olması lâzım yani... ayrıca en hayırlısı zenginken verilendir, fakirlerin nafakalarından kesip sadaka vermeleri hoş karşılanmamıştır...
  • rüyada sadaka vermek, büyük bir dertten kurtulmak olarak yorumlanır.
  • iki kişinin arasını duzeltmek sadakadır,bir kimseye yardım etmek,yukunu yuklemesine yardımcı olmak da sadakadır,guzel soz sadakadır,ne paran ne de gucun yetmiyorsa insanların yolunda eza verebilecek bir taşı kaldırmak bile sadakadır
  • su nasıl ateşi söndürüyorsa sadaka da hataları öyle siler süpürür..*
  • yoldaki bir taşı ya da muz kabuğunu insanlar takılıp/basıp düşmesin diye kaldırmak
    internet kafedeki bir bilgisayarın saatini başkalarını yanıltmasın diye düzeltmek
    yerdeki yaprakları süpüren temizlik işçisine "kolay gelsin" demek
    sadakadır. zorunluluk değil medeniliktir. (bkz: allah rızası için)

    muhtaç olanlara verilmesi gereken ise zekattır. o ayrı bir olaydır. farzdır. ama gerçekten ihtiyacı olduğundan emin olduğunuz kişilere verilir.
  • şemsi belli şiiri:

    sadaka

    kapına gelmiş bir fakirim
    bana bir dilim gönül ver,
    parça parça yaralı
    parça parça kan olsun.
    ne olur...
    sadakan olsun...
  • bazen sade bir gülümseme ömre bedeldir de, yalnız gönül ehli olanlar sezer...
    nazan bekiroğlu'nun yusuf ile züleyha kitabından alıntıdır:

    "bir gün züleyha, arkalığına beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından.

    görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve züleyha'ya yol açıyorlardı. zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. ve kimse kırmızı gülleri saçına züleyha gibi takamazdı.

    birden bir meczub, ehil arslanları, atları ve arabaları aşarak züleyha'nın tahtırevanının önünde dikiliverdi, yürüyüş durdu. züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedeninin anlamak istedi.

    gözlerini kaldırarak züleyha'nın yüzüne bakmaya başladı meczub, "züleyha..." dedi, "sevindir beni!" züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti.

    köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avucuna; ama meczub oralı bile olmadı.

    "züleyha..." dedi, "sevindir beni, bana gülümse! başka bir şey istemem."

    züleyha bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı. usulca gülümsedi.

    züleyha gülümsedi, açıldı bütün beyaz zambaklar, bütün bahçelere bahar geldi.
    züleyha gülümsedi, mamur sarayların ve yıkık sarayların kentinde bütün dilenciler bir eşi daha bulunamayacak devletle donandılar.
    başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi.

    o günden sonra mısır'ın lisanına "sadaka vermek" anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti: züleyha'nın gülümsemesi."