şükela:  tümü | bugün
  • floresanı olmayan nöbetçi kulubesindeki elektrik anahtarın üstünde gereksiz ise kapat etiketinin bulunması..::))
  • erin ere selam vermesi.

    bi gün öğlen yemekhaneden çıkmışım, takım komutanının hem postası, hem yazıcısı, mutfakta aşçısı, yatakta orohmps.. falan olduğum için yazıhaneye doğru gidiyorum. şafak 70 küsür, kafamda elli tane düşünce, hayaller hayatlar mevzusu kısaca.

    şimdi askerliği ziraat bankası kadıköy şubesinde yapanlar için kısa bir bilgi verelim*; kamuflajın yaka dahil bütün düğmeleri kapalı ve parkanın yakasının inik durumda olması gerekir, ayrıca dışarıdayken şapka takmak zorunlu ve ellerin cebinde gezemezsin, adamın götünden kan alırlar.

    fakat ben biraz göt kaşıntısından, biraz da karargahçı taşşağından dolayı bu dört kuralı da siklemezdim. tabi rütbeli görünce eller cepten çıkardı tabii ki de, kamuflajın yakası hep açık, parkanın yakaları da kalkık gezdim, birisi çarpsın indirecem dedim kendime, 5 ay kimse çarpmadı ya la.

    neyse yemekhaneye geri dönelim; benim yaka açık, parkanın yakası havada, eller cepte, kafada şapka olmadan sallana sallana gelirken daha yeni gelmiş alt devrelerden birini karşıdan gelirken gördüm. çocuk beni görür görmez yüzüne takınabileceği en ciddi ifadeyi takındı, elindeki şapkayı kafasına takıp selam çaktı -laf aramızda, verdiği selam da bok gibiydi ya neyse- ben de durumu bozmak olmaz diye kafamla selamını alıp * yoluma devam ettiydim. hayır çocuk da haklı, o taşşaktaki bi adam anca rütbeli olabilir, ne bilsin çocuk.

    ama doğrusunu söyleyeyim, götüm bi kalkmadı değil hani.*
  • sas duruş.
  • birliğime ulaştığım ilk gün tuvaletin üstüne bir uyarı yazısı duruyordu.

    "pisuvarlardan su içmeyiniz içenleri uyarınız"

    birileri şaka yapmışlar diye düşündüm ancak 3. gün gördüğüm manzara karşısında dondum kaldım 2 acemi asker pisuvarları su yalağı sanarak su içiyordu

    ben neredeydim, hangi ülkedeydim, kimler ile birlikte yaşıyordum ?

    kısa bir şaşkınlıktan sonra müdahale edebildim daha sonra kardeşim kadar seveceğim 2 acemi askeri çektim aldım ağızlarını yüzlerini zorla yıkattım ve anlattım.

    kendi gözlerimle görmeseydim inanmayacağım bir durumdu. yorumu sizlere bırakıyorum.
  • çekilin 295. kısa dönem geldi.

    denetleme de, denetlenecek askerlerin içinde olmadığımız için 3 gün boyunca gece yatakhanelerde, gündüz 30 dönümlük garnizonunun çeşitli bölgelerinde ki çayır çimende yattık.

    öyle bütün gün boş boş gökyüzüne falan bakıyor, saklanıyorduk, çünkü yok olun denilmişti :)
  • hatay dörtyol ilçe jandarma komutanlığı. geçen yüzyılın sonlarında bir denetleme haftası.

    denetleme atlatmak bir jandarma subayının aldığı rütbeye hemen hemen eşit ağırlıkta bir şeydir. yılda bir iki kere tanımadığınız, genel komutanlıktan gelen üst rütbeli denetleme heyeti ellerinde formlarla birliğinizi dolaşır ve açık bulmaya çalışırlar. çekmecenin düzensiz olması, kantinin yekün ve satışının birbirine uymaması (%10'dan fazla farklılığa bir dönem hapis vardı) erlerin atış skorlarında düşüş, komando bölüğü (varsa) 1500 metre koşu süresi, yanmayan lambalar, temiz olmayan mutfak, atılmamış ve tarihi 1 gün geçmiş konserveler.

    denetleme öncesi haftalar tüm taşlar boyanır, tüm otlar yolunur, tüm duvarlar badana olur, tüm gereksiz evrak yakılır, kantin üç kez baştan aşağı sayılır, atış yapacaklar koşacaklar seçilir ve göz önünde olmaması gereken her şey kaldırılır. iş yapmayan er erbaş dahil. denetleme bittiğinde birliğe bir miktar rehavet gelir. bir süre sonra haydi baştan.

    denetleme heyeti gelir gelmez direkt güm diye mutfağa giriyorlar. bir binbaşı parmağıyla 71 kez telle ovulmus brülörü sıyırıp kokluyor. bir diğer kırık karo var mı diye yerleri tekmeliyor. bir şey bulamıyorlar. ardından malzemeliğe dalıyorlar. rastgele birer g3 ve mp5 seçip çak çuk söküyorlar ve kir pas arıyorlar. bulamıyorlar. sonra ikiye ayrılıp bir bölümü kantine diğer bölümü koğuşlara, her yeri didik didik ediyorlar. her bulamadıkları şey ilçe jandarma komutanının kafasında bir tel saç ağarıyor. denetleme ekibinin kafasının üzerinde bulut gibi daimi duran "ne sakladıysanız bulacağız ve gtünüze törenle sokacağız" havası çok itici olmakla beraber aslında kendileri de hayatlarında çok denetleme atlattıkları için ne nerede bulunur aslında kendileri de biliyorlar. yani aslında kırık dökük mobilyanın kömür deposunda, kullanılmayan ve atışlarda at at bitmemiş 1959 tarihli mühimmatın en tepede olduğundan kendileri de haberdarlar ama denetlemenin adabı işte hafiyelik değil. akbabalar gibi gezerek göz önünde sıkıntılı bir şeyin asla olmamasını sağlamak. bir şeyin iyi olması değil, iyi görünmesini sağlamak. silahlı kuvvetlerin köklü reform geçirememesindeki belki ana sebeplerden biri bu. yeter ki iyi görünsün, iyi olması kimseye bir fayda sağlamıyor.

    denetleme ekibi bir şey bulamıyor. er gazinosunda beraber çay içilerek avluya çıkılıyor. avludan sonra da araçlarına binerek bir başka ilçeyi teftiş edecekler. denetleme başkanı albay avluda aracına doğru yürürken kafayı sağa bir çevirip güm diye duruveriyor. tüm ekibi de kendisinin durduğunu görerek hemen duruyor. tüm kafalar albayın baktığı yöne bakıyor. avlunun dış duvarına dayalı doldur boşalt istasyonunun tepesinde çinko sundurma inşaatı yarım kalmış. etrafta da inşaatın devam ettiğini gösteren bir harç çimento demir direk falan yok. sundurma yarım yarım iş görmektedir. eksiği noksanı bulup akbaba gibi oraya üşüşürler.

    denetleme başkanı sorar:

    - yüzbaşım bu nedir?
    - gölgelik sundurma komutanım.
    - hani bu yarım kalmış bitiremediniz mi?
    - bitiremedik komutanım.
    - kaç günde yapılıyor bir gölgelik?
    - üç günde komutanım.
    - bu ne zamandır burada?
    - beş buçuk aydır komutanım.
    -ne?
    - il jandarma ödeneğinden arta kalanlarla en birincil ihtiyaçlarımızı ancak karşılayabiliyoruz. sundurmaya alınacak çinko taş ve demir direklere henüz para yetiştiremedik komutanım.

    denetleme heyeti aslında "geçen hafta başladık bitecek" denilse üzerine gitmezler ama ilçe j. komutanı söz möz sakınmaz dobra bir delikanlıdır. ancak şimdi herkesin ortasında jandarmanın finansal administratif sıkıntılarını alelade eleştirince almıştır da başına belayı. denetleme başkan yardımcısı levazım yarbay araya girer.

    - yahu para toplayıp falan yaptıramadınız mı?

    bugün jandarma trafik kontrolünde bağış mağış topluyorsa işte o yüzden. kaynak sıkıntısı var. bazı ihtiyaçlarının lokal ondan bundan giderilmesi de teoride çok görülmeyen ama aslında epey de var olan bir durumdur. ancak bunun bizzat hele ki lojistikten (o malzemeyi karakollara vermekten) sorumlu bir üst subay tarafından söylenmesi iyice karın ağrısı bir vaziyettir. sizi iplemiyoruz başınızın çaresine bakın der gibi. yüzbaşı durup derin bir nefes alıp yere bakar. yutkunur, başını kaldırıp aynen şöyle der.

    - "bakın komutanım. jandarma kanun ordusudur. ya kendi yağıyla kavrulur ve öz kaynaklarıyla her işini kendi görür ve buna mukabil suç işleyen işleyecek herkese karşı demir gibi olur, ya da gider ilçede onun bunun kapısını çalar ve duvarını bilmemnesini rica minnetle yaptırır. işte o adamları sonra kaçaktan göçekten yakaladığımız zaman o ettiğimiz rica ve minnetleri de yüzümüze çarparlar. gölgenizi ben ödüyorum derler. eziliriz. evet paramız yok burada askeri gölgeye alamıyoruz amma dörtyolda da bugün bir allahın kulu da sadakasına güvenip suç işleyemez. kanunun kimseye minneti olmaz!"

    alnından öpülecek, mümtaz terfi alacak ve madalya takılacak subay tipi işte buysa da işte denetleme ekibine alenen en söylenmeyecek şey de budur. denetleme başkanı kıçıkırık yüzbaşıdan gelen bu salvoyu hiç iplemeyerek yanındakilere döner ve haydi gidiyoruz diye işaret eder. denetleme ekibinde dönüp kendisinin elini sıkanlar falan olur ama nihayetinde giderler.

    iki kez üstüste şark vazifesi yapan ve bu sefer batı'da turgutlu salihli kınık falan gibi bir yerlere tayin olmayı uman yüzbaşı o denetlemeyi atlatamaz ve urfa'nın bir ilçesine iki yıl daha sürülür. sonrasında da kendisine kayseri'nin batısını göstermezler.

    sonra da diyorlar ki bu deveyi neden güdemiyorsunuz. bence devenin sahibi bırakmıyor.
  • permatik (veya derby) ile cam temizlemek. kantinde bulunan tek tıraş ürünü olduğundan birini kendine alıp tıraş olmak.
  • rüya görmenin yasaklanması. uyuyan bir askerin gördüğü kabus sebebiyle bilinçsizce ranza demirine yumruk atması sonucu bileğini kırması üzerine alay komutanının alay içtimasi alarak bir süre bağırıp cağırdıktan sonra bütün erbaş ve erlere ikinci bir emre kadar rüya görmeyi yasaklaması
  • silahsız nöbet için doldur-boşalta gidilmesi. bl. k. yüzbaşının bu duruma yaptığı açıklamanın “sikinizi sokup çıkarın” olması.
  • izmir şirinyer'de amerikan ya da diğer nato askerleriyle kanka olmak. asteğmenleri kimse sallamaz diyenler olmuş havacılarda genelde astteğmenler astsubaylarla takılır ve kendinden büyük olanlara (atıyorum 45 yaşında başçavuşa) abi diye hitap ederlerdi. kimisi başçavuşum derdi. zaten havacılarda askerlik sıkı değildir. komutanım sözcüğünden çok rütbeliler birbine rütbesiyle hitap eder başçavuşum yüzbaşım şefim gibi. ayrıca diğer muvazzaf subaylar asteğmenleri arasina almaz tabiriyle siklemezdi. bu kuvvetten kuvvete değişir hava kara deniz jandarma... kiminde sıkıdır kiminde değildir. kiminde ipler kiminde iplemez. kiminde asteğmen sağlam taşşaklıdır kiminde sökmez siklenmez. değişir yani tartışmak mantıksız. bana göre asteğmen de zorunlu askerlikte kaldırılmalı zaten jandarmada kalkacak yakın zamanda. bu arada (bkz: #79884100) geçmiş olsun. bir elin gavurundan bunu göremezsiniz onlar iyi olsun ister bizimkiler iyi görünsün. orospu çocuğu bunlar. zihniyetinizi sikeyim bu zihniyet değişmedikçe bir bok olmaz.

    not: buna entry ile cevap vermeyin derdi olan özele yazsın delikanlı gibi asteğmen mevzusuna hep etryle cevap vermişler adamın özeline yazsanıza amk buradan laf sokana madalya mı veriyorlar anlamıyorum arkadaş.

hesabın var mı? giriş yap