şükela:  tümü | bugün
  • güzel kadın, ince ruhlu doktor.. doktorum...

    holistik tıp uzmanı.

    bana çıkmaz sokaklarımda
    elleri ile, güzel güzel yollar bulduran su perisi...
  • facebook önerilen gönderilerde kan damlayan gülden hallice paylaşımlarını görmekten gına getirmiş şahıs.
  • duygusal şiddete maruz kaldığımı engin tıp bilgisiyle öğrendiğim holistik tıp uzmanı. şiddet uygulayanı birebir tanımlayan ve her kelimesinde bana yaşatılanların aslında bir duygusal şiddet olduğunu ve özgüvenimin sistematik manipülasyonlarla nasıl kırıldığını ,kontrol etmekte zorlandığım öfkemin niye ortaya çıktığını, kendimden niye şüphe edip hep neden kendimi suçladığımı, verdiğim tepkilerin bu şiddetten onurumu kurtarmak için refleks olarak verdiğimi anlamamı ve bir duygusal şiddet mağduru olarak iyileşmemi sağlayan doktor. kendisi ve tespitleri sayesinde iyileşmeyi başardım. özgüvenim şiddeti uygulayandan istemsiz de olsa uzaklaştığımda ve olayları objektif olarak değerlendirme fırsatı bulduğumda tekrar yerine geldi.

    duygusal şiddete maruz kaldığını farketmeyenler için kendisinin bu konuyla ilgili küçük bir yazısını paylaşacağım. bu yazıyı okuduğumda inanamadım. hakaret, alay etme, küçük düşürme, kendini aklamak için olayları çarpıtma, tek başına kararlar verip cezalandırma, verdiği sözleri unutup, inkar etme gibi sevildiğimi sanırken asabiyet ya da naz olarak nitelendirdiğim davranışların aslında duygusal şiddet olduğunu, zaman içinde manipüle edilen duygularımın bu duruma alıştırılıp çevrem ve ailemden uzaklaştırılarak iyice şiddet uygulayana bağımlı hale getirildiğimi ve daha birçok şeyi açık bir şekilde ifade eden ve mağdurun bu süreçteki değişimini son derece başarılı bir şekilde anlatan bir yazı.belki böylelikle şiddeti uygulayan da uygulanan da faydalanabilir. mağdur olan onurunu kurtarmak için benim el yordamıyla bulduğum ve sonunda isyanla sonuçlanan iyileşme sürecini daha akılcı geçirebilir, şiddet uygulayan da belki bu yazıda birşeylerin farkına vararak, başkalarının değil kendilerinin sorunları olduğunu anlayabilir ve tedavi olmaya yönelebilir.

    ----------- alıntı------------

    duygusal şiddete uğrayan insanları, çoğu kez ilk görüşte tanımak mümkündür.

    dalgın gözleri kolayca ıslanır, hafif sesle konuşurlar, konuşmalarını bölen sessiz boşluklar vardır; oturdukları yere yerleşmez, adeta ilişirler…

    genellikle iyi kalpli, nazik ve nitelikli insanlar olmalarına karşın çoğunun özgüvenleri zayıftır.

    yaşadıklarını tanımlamakta zorlanırlar, kendilerini sıklıkla suçlarlar.

    yaşadıkları da zaten, tanımlanması zor bir şeydir.

    duygusal şiddet, fiziksel şiddetten farklı olarak, yüz yerine kalbin darbe aldığı, kemikler yerine duyguların kırıldığı, beyin yerine benliğin sarsıntı geçirdiği bir şiddet türüdür.

    kötü olansa, bu şiddet türünün sonuçlarının, fiziksel şiddette olduğu gibi kolayca görülebilir, tanımlanabilir ve suç kabul edilip cezalandırılabilir olamayışıdır.

    duygusal şiddet, bir insanı, korkutarak, aşağılayarak, tehdit ederek, sürekli eleştirerek, suçlayarak, hakaret ederek, ondan hiç memnun olmayarak, sözel, sosyal, maddi ve bazen de fiziksel baskı yoluyla kontrol altında tutmaktır.

    duygusal şiddet, ''ayıp, yasak, günah'' gibi, toplumda yerleşik değerlerden beslendiği için, çoğunluk tarafından, kolayca onaylanıp kabul görmektedir.

    duygusal şiddet, anne-babadan, diğer aile büyüklerinden, kardeşlerden, sevgiliden, eşten, çocuklardan, yöneticilerden ve arkadaşlardan gelebilir.

    duygusal şiddet, insanın kendine güvenini, saygısını, değerini yavaş yavaş kemiren bir beyin yıkama süreci olarak tanımlanabilir.

    ne kadar zeki, başarılı, çekici, becerikli olursa olsun, mağdur kendisini ''yetersiz, aptal, beceriksiz, suçlu, günahkâr, kirlenmiş'' gibi hisseder.

    şiddeti uygulayan, karşısındakine vicdani sorumluluk yükleyerek kendini aklar.

    bazıları korkaktır ve şiddeti, mağdurun savunmasız olduğu ortamlarda, çoğu kez yalnızlarken uygular.

    dışarıya ise, son derece ilgi, sevgi ve sorumluluk dolu bir insan rolü oynar.

    bazısı ise, toplum içinde de bu davranışları açıkça sergilemekten ve karşısındakini küçük düşürmekten çekinmez.

    duygusal şiddet pek çok farklı biçimde kendini gösterse de, en sık üç şekilde karşımıza çıkar:

    • saldırganlık

    isim takma (salak, aptal, geri zekâlı, şişko, sıska, çirkin ördek), bağırma, aşağılama, suçlama, sorumlu tutma, fiziksel şiddetle, terk etmekle veya parasız bırakmakla tehdit etme, emir verme gibi, açıktan yapılan duygusal şiddet türüdür.

    şiddete başvuran kişi, karşısındakini kendisiyle eşit ve bağımsız bir birey olarak görmez.

    aralarındaki ilişkiye, sağlıklı iki yetişkinin ilişkisi denemez.

    bazen saldırganlık, ''yardım etme, yol gösterme, çözüm bulma'' kılığında karşımıza çıkar.

    sorunları tek başına analiz edip kimin ve neyin iyi / kötü, haklı / haksız olduğuna ve çözümün ne olacağına kendi başına karar vermesi, her şeyin doğrusunu kendisinin bildiği algısını dayatması sıkça görülür.

    ilişki adeta, bir ebeveynin çocuğuna karşı tutumu gibi şekillenir.

    şiddeti uygulayan, akıl verir, karar verir, ceza verir.

    • yadsımak (yok saymak)

    bu türde, şiddet uygulayan, karşısındaki insanı dinlemeyebilir, görmezden gelir, cevap vermez, küsebilir, konuşmayabilir ve kendisini duygusal olarak çekebilir.

    karşısındakine isim takarak, mimikleriyle veya ses tonuyla örtülü aşağılama yaptığında, mağdurun itirazı halinde, ''ben öyle bir şey söylemedim!'' veya ''neden bahsettiğini anlamadım! nereden çıkarıyorsun bunları!'' gibi tepkiler verir.

    verdiği sözleri tutmayabilir. unutmuş gibi davranabilir.

    haber vermeden kolayca terk edip, aramayabilir!

    mağdur, olan bitene akıl erdiremez, kendisini suçlar ve aklından şüpheye düşer.

    • küçümsemek

    bu tepkide, şiddeti uygulayan, yaşanan olumsuz olayı kabul eder ama karşı tarafta yarattığı incitici sonuçları küçümser.

    ''çok hassassın! abartıyorsun! amma büyütüyorsun!'' diyebilir.

    çok açıktan saldırgan olmayan bu şiddet türünde, mağdur, iç çatışma yaşar, giderek kendinden ve duygularından şüphe duymaya başlar.

    gerçeklik algısı bozulur.

    duygusal şiddet şu durumlara yol açabilir:

    sürekli duygusal şiddete maruz kalmak insanı, korku içinde yaşamaya ve delireceği endişesine sürükleyebilir.

    depresyon bulguları, ölüm isteği ve intihar düşünceleri, madde ve alkol bağımlılığı, endişe bozuklukları, utanç ve suçluluk duyguları ortaya çıkabilir.

    sosyal ilişkiler, aile ilişkileri ve cinsel yaşam bozulur.

    sürekli yorgunluk, uykusuzluk, aşırı yeme veya hiç yememe şeklinde beslenme sorunlarına sıkça rastlanır.

    yaygın ağrılar, çeşitli organ sistemlerinde sağlık sorunları ortaya çıkabilir.

    kontrol etmekte zorlanılan bir öfke duygusu vardır.

    duygusal şiddete uğrayan insanlar, bu davranışları öğrenebilir, benimseyebilir ve başkalarına da uygulayabilir.

    alışık oldukları bir davranış olduğu için, aynı davranışı gösteren insanları arkadaş, eş olarak seçebilirler.

    şiddete eğilimli bireyler tarafındansa, cazip bir av olarak tercih edilebilirler.

    neler yapılabilir:

    • sorumluluk almak:

    yaşanan durumda, mağdurun buna izin vermesinin payı da vardır.

    mağdur, yaşanana baş kaldırmakla sorumludur.

    sürekli yaptığı boyun eğici davranışları değiştirmesi ve bunu net bir biçimde karşı tarafa bildirmesi gereklidir.

    mevcut durumu sürdürmenin bedelinin çok ağır olabileceği gerçeği unutulmamalıdır.

    insan onurunun bedeli yoktur ve onur, hiçbir şey karşılığında, şiddeti uygulayana teslim edilmemelidir.

    • ilişki ve iletişim konusunda yardımcı olabilecek yetkin bir uzmanla çalışmak:

    bu yöntemin başarılı olması, mağdurun kararlılığı ile yakından ilgilidir.

    şiddet uygulayıcı, geleneksel değerleri arkasına alarak, haklı çıkmanın yollarını, tedavi sürecinde de kullanmaya çalışacaktır.

    tedavi sürecinde söylenenleri çarpıtarak haklılığını kanıtlama çabasına yönelik eğilimin olacağı gerçeği her zaman göz önünde tutulmalıdır.

    toparlayacak olursak:

    duygusal şiddet, çoğu kez, en yakınımızdaki, sevdiğimiz ve güvendiğimiz insanlardan ve sinsice gelir!

    baştan çok ilgili ve sevecen görünen kişiyle kurulan ilişki, zamanla, tam bir duygusal şiddet fırtınasına dönüşebilir.

    şiddet uygulayıcısı, aralarda düzgün davranıp, mağduru her şeyin düzeldiğine inandırabilir ve sonra tekrar şiddet eğilimine geri döner.

    mağdurun kendisine bağımlı kalması için elinden geleni yapar. zamanla onu, çevresinden ve ailesinden uzaklaştırabilir.

    dışarıya karşı çok bilgili, duygulu özenli biri izlenimi verirken, içeride, mağdura kan kusturur.

    karşısındakini tahrik edip, onun tepkisiyle alay edebilir.

    her konuda çifte standardı vardır. kendisi kızabilir, üzülebilir, yorulabilir; karşısındaki bunları yaptığındaysa, yapılan ona göre, sorun çıkarma, huysuzluk ve kapristir.

    kendisinin sorunu olmadığını, tedaviye mağdurun ihtiyacı olduğunu söyler.

    şiddeti uygulayan çoğu kez ne mağduru sever, ne de kendisini! sevme bilinci yeterince gelişmemiştir. çözülmemiş iç meseleleri vardır.

    duygusal şiddet, zamanında tanınmaz ve çözümlenmezse, hayat kalitesini ciddi biçimde düşürebilen, insanın yaşam sevincini öldüren, sağlığı olumsuz etkileyen çok ciddi bir şiddet türüdür!

    unutmayın!

    ilişkilerde anlaşmazlık ve uzlaşmazlık olması kaçınılmazdır ama sağlıklı ilişkilerde sorunlar, duygusal şiddete başvurmadan akıl ve sevgiyle çözümlenebilir.

    seven insan, sevginin yanı sıra, saygı ve özen de gösterir.

    seven insan, sizin duygularınıza ve ihtiyaçlarınıza duyarlı, açık ve saygılıdır!

    seven insan, sizi dar alana hapsetmek veya kontrol altında tutmak yerine, yolunuzu açar, güçlenmenize ve gelişmenize destek olur!

    bir insanın onuruna saldırılabilir, incitilebilir, şiddet uygulanabilir ama onur, sahibi eliyle teslim etmedikçe, kimsenin elinden alınamaz!

    -------------- alıntı--------------
  • facebook sayfasına koyduğu bir yazısına yazdığım yorumu silmiş ve bununla da kalmayıp beni yasaklamış olan kişi.

    yazdığı yazıyı ve yorumumu noktasına, virgülüne dokunmadan ekşisözlük'e koyuyorum. belki bu şekilde, doktor hanım "bilim yazısı" olarak belirttiği bir makaleye bilimsel bir yanıt olarak yazılan ve hiç bir hakaret ya da suç unsuru içermeyen bir yorumu silmemeyi, böyle bir davranışın bilimsel çalışma sistematiğine taban tabana zıt olduğunu öğrenir.

    bir bilim adamı, yazdığı bilimsel bir yazıya verilen yanıtı yok sayıp görmezden gelemez. hele ki bu yanıtı veren kişinin konu hakkında yeni bir söz söylemesini engellemek için onu yasaklamak hem ağır bir hakaret anlamına gelir hem de bilimsellikle hiç bağdaşmaz.

    bilimsel bir yazı herkes tarafından okunabilecek şekilde ortada dururken, ona yanıt olarak kaleme alınan bir başka bilimsel yazının okunmasının engellenmesi akılcı düşünce yapısı ve bilimsellikle bağdaşmaz. bu konuyu ve yazılarımızı ekşisözlük platformuna taşımamın temel amacı da budur.

    ayrıca, içinde bulunduğumuz bilgi teknolojisi ve iletişim çağında bir fikri ve fikir sahibini görmezden gelmek, devekuşunun kafasını kuma gömme davranışı kadar komik ve kifayetsizdir.

    şafak hanım'ın yazısı ve kendisine verdiğim yanıt aşağıdadır.

    şafak hanım'ın facebook sayfasındaki yazısı:

    doç. dr. şafak nakajima
    geçmişin izleri…

    (bilim yazısı)

    doç. dr. şafak nakajima

    kimi zaman özlemle hatırladığımız, kimi zaman da unutmaya çalıştığımız bir zamandır, geçmiş…

    bazen ona uzanabilmek, ondan bir iz bulabilmek için eski şarkıları dinler, eski resimlere bakarız…

    bazense geçmiş, hiç silinmeyecek izlerle her daim kendini hatırlatır…

    eski bir kazadan kalan bir yaranın izi, işte böyle bir şeydir…

    ama öyle bir iz vardır ki, bu iz yalnızca erkeklere özgüdür!

    çok uzak bir geçmişi, hatta hiçbir erkeğin hatırlayamayacağı kadar uzak bir geçmişi hatırlatan bir abide gibidir adeta.

    ilginçtir ki, bu iz üzerine çok az insan kafa yorar.

    çok az erkek, o ize neden sahip olduğunu bilir.

    erkeğin bedeninde, kendi halinde durur gibi görünen bu iz bazen, sessizce oturmaktan vazgeçer…

    büyümeye ve kendisinden beklenmedik bir takım işlere girişmeye başlar.

    bazen kanserleşir.

    çoğu erkek böyle bir şeyin kendisinde olabileceğini asla aklına getirmediğinden ya da doktora gitmeye utandığından, tanıda sıklıkla geç kalınır.

    artık bu ize dair merakınızın iyice arttığını, bir an önce bu izi tanımayı istediğinizi hissedebiliyorum.

    sizi daha fazla bekletmeyeceğim!

    erkeklere, hiç hatırlamadıkları bir geçmişi hatırlatan bu iz, erkeklerin göğüsleri ya da doğru tıbbi tanımıyla, memeleri.

    hiç düşündünüz mü, ‘’neden erkeklerin göğüsleri var?’’ diye.

    bazen oldukça irileşen (jinekomasti), bazen içinden süt gelen (galaktore) ve çok sık olmasa da kanserleşen bu doku, normal şartlarda bebeği beslemek gibi bir göreve sahip olmayan erkeklerde neden bulunur?

    bu sorunun yanıtının, erkeğin anne karnında bulunduğu döneme uzanan bir hikâyesi var.

    konuyu bilmeyenlerinizin daha iyi anlayabilmesi için önce, kısa ve kolay bir biyoloji dersi yapmamız gerekiyor:

    her insanın, genetik bilgilerini taşıyan dna’sı bulunuyor.

    dna’yı, birbirine sarılmış iki ip gibi düşünmek mümkün.

    bu iplerden birisi anneden, diğeri ise babadan geliyor ve her birisi 23 kromozomdan oluşuyor.

    cinsiyeti belirleyense, x ve y adı verilen özel kromozomlar.

    bunlardan x olanı, her iki cinste de bulunuyor.

    kadınlarda iki tane x varken (xx), erkekte bir x ve bir de y kromozomu (xy) mevcut.

    artık olayın ilginç kısmına geçebiliriz:

    anne karnındaki bebek, ortalama 6 haftalık oluncaya kadar, x kromozomunun kontrolünde gelişiyor.

    erkekliği belirleyen y kromozomu aktif değil.

    o dönem içerisinde hem kız hem de erkek bebekte, meme oluşumu gerçekleşiyor.

    6. hafta civarındaysa, erkek bebekte o zamana kadar aktif olmayan y kromozomu devreye giriyor ve bebeğin gelişimi, kadın rotasından çıkıp erkek yönüne dönüyor.

    y kromozomunda yer alan sry geni, bu dönemde, x kromozomuna bağlı dişi karakterlerin gelişimini durdurup, erkek özelliklerin gelişimini başlatıyor.

    ama bu arada olan oluyor ve o zamana kadar beliren meme başları, geçmişin bir izi olarak erkek bedeninde kalıcı yerini alıyor.

    kimi araştırıcı süreci nötral olarak nitelerken, bazı bilim insanlarına göre, bebeğin yukarıda özetlediğim gelişim biçimi, hayatın dişi olarak başladığını gösteriyor.

    tartışmasız olansa, erkeğe ait niteliklerin, bebeğin gelişiminin daha sonraki aşamalarında, ikincil olarak ortaya çıktığı gerçeği.

    kız bebeklere ne mi oluyor?

    onlar zaten, başından beri doğru yoldalar!

    hiç sapmadan yollarına devam ediyor ve dünyaya geliyorlar!

    --------

    yazıya verdiğim ve şafak hanım tarafından silinen yanıtım:

    6 haftalık embriyonun gelişim aşamalarından yola çıkarak kadının erkekten üstünlüğünden, doğru yoldan ya da yoldan sapmaktan dem vuran "bilimsel" bir yazı yazmak gerçekten çok yaratıcı olmuş!

    peki ben de konuya şöyle bir "bilimsel" yaklaşımda bulunsam, ne dersiniz: embriyolojik gelişimin ilk safhasında muller kanalı oluşmaya başlıyor ve embriyo, dişi iç genital organlarının oluşumu yönünde ilerliyor. eğer genetik yapı xx kromozom çifti şeklindeyse bu süreç devam ediyor ve sonuçta bir kız bebek doğuyor. ama genotip xy şeklindeyse 6. haftada testis dokusu gelişiyor ve muller inhibiting factor (mif) adı verilen bir hormon salgılamaya başlıyor. mıif'in etkisiyle muller kanalının oluşumu duruyor ve yerine wolf kanalı gelişerek erkek genital organları oluşuyor. böylece 40 haftanın sonunda bir erkek bebek dünyaya geliyor.

    yani sözün özü; nasıl ki fenil alanin hidroksilaz yokluğunda fenilketonürili bir bebek, tiroid hormonu yokluğunda kreten bir bebek dünyaya geliyorsa, mif adı verilen hormonun yokluğunda da bir kız bebek doğuyor.

    sonuç olarak kadınlık bir hormon eksikliği durumudur. gerçekten çok "bilimsel" bir tespit oldu. öyle değil mi? hem de en az kadınların başından beri "doğru" yolda oldukları, erkeklerin ise yoldan "saptıkları" kadar doğru bir tespit!

    edit: imla
  • güzel ruhlu, güzel insan.

    klasik psikolog ve terapistlerin aksine; gerçekleri gösteren, sizi kendine bağlı değil, özgür kılma yolunda teşvik eden doktorum.

    iyi ki var.
  • birkaç sene önce facebook'taki sayfasına attığım;

    nakajima b5n (müttefik kodu kate).. ikinci dünya savaşı'nda japon donanmasının kullandığı bir torpido bombardıman uçağıdır. pearl harbor'da japon filosundan havalanan ilk uçak da bir nakajima'ydı. kate'i ararken bu sayfaya ulaşmam sizce de enteresan değil mi?

    şeklindeki gönderiyi acilen silip beni de engelleyen kişi.

    çok merak ediyorum bu kadar kızacak ne vardı acaba?

    (bkz: nakajima b5n kate)