şükela:  tümü | bugün
  • selahattın yusuf'un haşmet babaoğlu'na ithaf ettiği kitap. "acaba kendi askerliğimi hatırlatacak anılar var mı?" hevesiyle aldığım, bu konuda biraz hayal kırıklığı yaşatsa da, içten satırları ile bir solukta okuduğum rahatlatıcı bir yönü olan severek okunabilecek bir kitap. anılar ve askerlikten çok goethe'yi ve selahattin yusuf'un diğer sevdiği filozofları anlatıyor gibi, bazı safyalar sadece aforizmalardan oluşuyor, çok sevdiğim ve altını çizdiğim.

    goethe'den :"bir insanın düşüncelerinden onun neyinin eksik olduğunu anlayabiliriz. en boş olanlar kendilerine çok önem verirler. mükemmeller güvensizdir. kusurlu insan küstahtır. iyi adamsa ürkektir. böylece her şey dengelenir: her insan bütün olmak yada öyle görünmek ister."

    yada düğünler hakkında ama konuyla çok da ilgili olmayan (kendisi zaten parantez içerisinde; "nerden zıpladın demeyin" demiş) theodor adorno'nun şu sözü gibi; "iki insanın artık kutsal bir bağla birbirlerine bağlandıkları nikah merasimleri kadar hiçbir tören ağırbaşlılığı, alçak gönüllülüğü ve sükuneti hak etmez.." ("ama biz oynarız", s. y.)

    anılardan çok selahattin yusuf'un soruları ve bazen cevapları ile uğraşırken, şu son soru ile bitiriyorsunuz;

    "bu memlekette salyangoz alışverişi niçin bu kadar büyük bir ısrarla ve özenle sürdürülmeye gayret çalışılsın?"
  • şimdilerde kafa dengi'nde kafa konforumuzu bozan 2 kişiden biri. selahattin yusuf, askere giderse ne olur? herkesten farklı neleri yapar? vatan borcunu nasıl öder? tüm bu soruların cevabını 144 sayfalık bir kitapta veriyor yusuf. giydiği haki renk üniforması, yoldaşı saydığı g-3’ü ve bir de kopamadığı kitapların sıcaklığında yazılmış bir kitap, şafaktan çok önce. bu notlar daha önce gerçek hayat dergisi’nde parça parça yayınlanmıştı. asker güncesi değil. asker mektubu hiç değil. klasik askerlik anılarının kıyısından bile geçmiyor. siirt eruh’ta başlayan ve istanbul’da devam eden bir içsorgu, bir özbakış, bir hayatı anlamlandırma çabası… edebiyattan felsefeye, toplum eleştirisinden siyasete kadar asker dikkatiyle yapılan bir yolculuk; ama hepsinden önce bir yüksek farkındalık hali…
  • yazar (bkz: selahattin yusuf)’un askerlik yaptığı dönemde tuttuğu notlardan oluşan bu kitapta ; (bkz: goethe) , (bkz: nietzsche) , (bkz: dostoyevski) , (bkz: jack kerouac) , (bkz: dino buzzati), (bkz: kafka) gibi neredeyse bütün kitaplarını okuduğum yazarları bulacağımı hiç tahmin edemezdim .
    bu kitabı elime aldığımda standart askerlik anıları ve günlük rutinler dışında : kitabı yazan çok okuyan bir yazar olduğu için , onun bakış açısıyla yazılmış belki dramatik bir günlük olduğunu düşünmüştüm değilmiş.
    eruh halk kütüphanesini merak ediyorum şu an.
    “bilgi acıdır ; o arttıkça mutsuzluk da artar. ama yine de
    “ (bkz: amor fati)“ ( kaderini sev )

    20 temmuz cumartesi
    jan hus (1372-1415) kendisi için hazırlanan engizisyon ateşine bütün gücüyle çalı çırpı taşımakta olan yoksul , yaşlı bir kadını görünce parmağını uzatıp“ sancta sinyolicitas ! “
    ( kutsal basitlik ! ) diye bağırmış.

    bu kitap sayesinde daha önce adını duymadığım (bkz: ludwig wittgenstein)’ı keşfettim . “insan üzerinde konuşamayacağı şey karşısında susmalıdır” alıntısını paylaşmış
    “ woven man nicht sprechen kann , darüber muss man schweigren “

    bütün günümü internette adı altında çıkan sayfaları okumakla geçirdim .
    yeni bir çikolata paketini açmak gibi bu his beni çok mutlu ediyor.
    bir cümle dikkatimi çekiyor sonra söyleyenin izinde oradan oraya sanal dünyada okumaya başlıyorum.
    bu cümlenin kimi felsefe tarihçileri tarafından “felsefenin ölümü” olduğunu söylediklerini öğreniyorum.çünkü hiçbir filozof “bu konu üzerinde konuşulmaz , susmamız lazım “ dememiş.