şükela:  tümü | bugün
  • inci aral'in merkez kitaplar'dan mart 2007'de cikan kitabi.
    "para, guc ve basari pesinde kosarken kimliklerinden, asktan ve umutlarindan uzaklasan, sayilari gitgide artan otuzlu yaslarinda bir kesimin once sevgiyi, sonra gelecege olan inancini, en sonunda ruhunu kaybedisinin seruveni" yaziyor arka kapaginda.
  • kitap bir uclemenin ucuncu kitabıymış. üçlemenin ilk kitabı yeşil *, ikinci kitabı ise morolarak belirtilmiş yazar tarafından.
  • içi,
    adı kadar iyi olmayan kitap.
  • inci aral 'ın yazarlığının otuzuncu yılında yazdıgı kitap olmasi nedeniyle, gerek edebiyat dergilerinde, gerek inci hanımın röportajlarında deli gibi övülen ve bu sebeple bir seye benziyor sanılan kitap. bu kitabı yeni yetme bir yazar yazmış olsa eh işte fena değil diye diye okunabilir fakat otuz yıldır edebiyatla uğrasan bir yazar için vasat. ayse kulin+buket uzuner/2 diye özetleyebiliriz.
  • "insanın dünyayı doğru algılamak için sevgiye ihtiyacı vardı. yalnızların, kendi köşelerinden göremeyecekleri yüzleri vardı hayatın. düşlerin gerçekliğinden emin olmamak da bununla ilgiliydi: düşlerin tanığı yoktu."

    melike-eda, mutena-eylem ve volkan adlı 3 kişinin hikayesinin anlatıldığı bir inci aral romanı. aynı kişinin kullandığı farklı adlar ve kimliklerle yaşadığımız zaman, toplum, bu düzen içinde eksikliği duyulanlar, önem kazanan değerler, arayışlarla ve yalnızlıklarla dolu bir roman. sevginin, aşkın peşinden giderken yapılan bambaşka seçimler. dünyayı algılayış biçimlerinin yaşanılan hayatlarla birbirinden ne kadar başka olduğunu farkediyor insan. yine de hayata bakış, hayatı algılayış bir seçim oluyor bazen...
    başlangıçta daha sıradan bir roman izlenimi verse de sonradan yer yer alışılmış betimlemeleri dışında güzel tespitlerin, hayatın, anlamların yakalanabildiği, çok keyifli ve bir o kadar hayatımızın içinden bir roman haline dönüşüyor.

    hüzünlü bir şiirle bitiyor roman:

    akşam kanarken ellerimde
    safran sarısı hüzünlerle
    susuyorum bir mühür gibi
    vedasız ayrılığı konuşmayalım diye
    geç kaldım ben uçmaya
    kanat alıştırırken çalılıkta
    avcının arsız gözleri önünde
    senden önce takıldım ökseye
    aşk acizdir zaten çoğu zaman
    kısa sürer karşılıklı da olsa
    üstelik kanatsızdır bulutlar
    taşıyamazlar kimseyi omuzlarında.
  • "anlam bulmayı umduğun hiçbir yerde öyle bir şey yok çünkü" diyerek oralarda bir yerlerde hala anlamın olduğu umudunu vermiştir bünyeme...
  • inci aral'ın bu romanın en ilginç yanı sanal paylaşımlarla hikayenin buluşması bence. yazar bir ucundan günlük hayatı, ondaki yeni gelişmeleri , bu gelişmelerin insanlarda doğurduğu yeni etkileri , duyguları , ilişkileri yakalamış ve ordan güzel bir kurgu çıkarmış , hepimizin klavye gerisinde az çok bildiği bir hikaye. romanın en hoş yanı adı ve bu adın hoş da bir hikayesi var.
  • yaklaşık ilk elli sayfası müthiş olan roman. geri kalanı da idare eder ama ben zor bitirmiştim.
  • adına ve rengine kapılıp başladığım bir kitap. yazarın üslubu gayet akıcı, anlatım gayet vaadedici ancak gerçekten de kitabın ilk bölümleri daha bir okutturuyor kendini. sonlara yaklaştıkça, "ee hadi ama" gibi bir his uyanıyor insanda, ne olacaksa olsun bir an önce diye devam ediyorsun. bittiğinde de "ee sonra? yani ne oldu şimdi?" şeklinde bir hüsran..
  • herkes gibi adına ve konusuna kapılıp okumaya başladığım ama okurken beni bunaltan bitince de " sonuç nedir yani ?" dedirten kitap. edebiyat eleştirmeni falan değilim elbette, haddime de hiç değil ancak inci aralın ressamlık geleneğinden gelen uzun uzun betimlemeleri kitabı okurken oldukça sıkıcı oldu benim için. sonunda ise konuya uygun olarak vurucu bir tespit beklerken, basit bir dizi senaryosu gibi sonuçla karşılaşıyorsun. tekrar söylüyorum haddime değil ancak okuduğum için bir söz hakkı veriyorsa bu kitap bana budur benim söyleyeceklerim. bir de niyeyse iclal aydın şiirleri tadında geldi bu roman bana.