şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ahmet hamdi tanpınarın huzur ve mahur beste ile bir bütünlük oluşturan romanı. ismiyle müsemmadır, nitekim anadoluda kurtuluş savaşı verilirken istanbul'dakilerin durumunu anlatır. huzur kadar "iç karartıcı"dır.
  • 1950 yılında tefrika edildikten sonra 1973 yılında basılmış olan ahmet hamdi tanpınar romanıdır. cumhuriyet'in kuruluş zamanında istanbul'da geçer. anadolu'da süren kurtuluş mücadelesi ve istanbul'daki aydınların bu mücadeleye dahil oluşları romanın önemli bir yanıdır. ama sadece bir yanıdır tabii.

    "unutma, insan vazife ve mesuliyet duygusudur"* sözü hiç de yabancı olmayan bir sesle söylenir 239. sayfada. konuşan ihsan'dır.

    ayrıca (bkz: huzur) ve (bkz: mahur beste)
  • neredeyse 200.üncü sayfasına gelene dek tam ne anlattığı anlaşılamayan, 312 sayfalık tanpınar romanı. koşulsuz bir dirayetle tek tek tüm ayrıntısıyla çizilen karakterler, karakterlerin yaşadıkları yer, huyları suyları, akrabaları, eşi dostu okunduktan sonra son yüz sayfasında o karakterlerin romana neden girdiği anlaşılıyor, kitabın sınırları, çerçevesi çizilebiliyor. gerçi bir dönem romanı olan kitapta dan brown aksiyonu beklemek kadar manasız bir şey olamayacağı gibi, bu vesileyle tanpınar'la dan brown karşılaştırması yapmak da abesle iştigal oluyor.. neyse..
    bir durumu, 1920'li yıllarda anadolu bağımsızlık mücadelesi verirken istanbul'da kalan yönetici, aydın vs. sayılabilecek bir kesimin durumunu, ana karakter cemal'in ağzından anlatan roman, söz konusu kesimin ruhunu ince ince işleyerek veriyor. osmanlı'nın son dönemi siyasi istikrarsızlıklar, önceki dönemlerle karşılaştırmalı politik analizler tanpınar'ın sivri diliyle aralara sıkışmış biçimde ancak çok doğrudan bir anlatımla yer almakta. kitaptaki karakterler, eskiyen devrin yeniyi öngöremeyecek kadar saf, sıradan, gelenekselci ve böylece trajikomik karakterleri oluvermişler. tanpınar'a özgü ince mizah, alay yer yer kahkaha attırıyor.
    bir romandan öte; hani derler ya, döneme ışık tutan belgesel yönü ağır basan bir politik inceleme, kurgusal denemeler bütünü sahnenin dışındakiler*
  • tanpınar esasen kurtuluş savaşı'nda arada kalmış osmanlı aydınlarını,işgal kuvvetlerini,altüst olmuş şehir hayatını,mahalle kültürünü ve tabii ki musikiyi anlatır romanında.sahnenin dışında kalmaktan çok sahnenin gerisinde ufak bir figüran olarak kalmayı anlatır aslında.nüfuzlarını yitirmiş paşalar,gözden düşmüş asilzadeler,fikir akımlarıyla ve kavgalarla içinde fırtınalar esen boğaz yalıları,mümtaz ve nurhan'ın çocuklukları hepsi tatlı bir rüyanın hayalleri gibi bir belirip bir kaybolmaktadır.
    romanda bir paşanın mükemmel bir geçmişiyle hesaplaşması bölümü vardır ki,baştan sona osmanlı'nın çöküşünü anlatır.ateşe attığı her fotoğrafla yıkılan imparatorluk'un artıklarından kurtulurcasına ve geçmişinden kaçmanın verdiği hazzı delicesine yaşar.bizlere de yaşatır..
  • kitabın arka kapağında da ifade edildiği gibi, huzur ve mahur besteyle birlikte bir nehir romanın parçasıdır. acizane, okuma sırası olarak tavsiyem şöyledir:
    1-mahur beste(1975), 2-sahnenin dışındakiler(1973), 3-huzur(1949).
    vakıa* kitapların yazılış tarihleri bu sırayla değildir. zaten bu tavsiyede bulunma isteğimin de sebebi budur. anlaşılan, tanpınar bugün bir seri olarak ele aldığımız bu diziyi yazmaya tersten başlamış. belki de huzur'daki huzursuzluğun sebeplerini izah ihtiyacı duymuştur.
    birkaç da tadımlık yazmak ister deli gönül, tanpınar'ın evladiyelik sözlerinden:

    "fikirler arkalarında kendi kalabalığını ister. onu bulamazsa konuşan hür olmaz."

    "mesuliyet duygusunu herkese şamil bir hale getirene kadar insanlık daha çok hata yapar."

    "arzular ve ihtiraslar geçince, her şey zalim ve mütearrız yokluğun aynası oluyordu. yalnız bir yerde, hakiki sevgide onu yenebiliyorduk. fakat ne zamana kadar?"

    "biz evvela kelimeleri öğreniriz. sonra yaşadıkça teker teker manalarını."
  • ahmet hamdi tanpınar'ın hayata ait tespitlerini, roman boyunca, başta cemal ve diğer kahramanların ağzından duyarsınız bir bir.
    ve... her seferinde yüzünüze acı bir tebessüm yerleşir.

    "en çok hataya düşenler, kendilerinden kudretlerinin üstünde şeyler isteyenler, kendilerini olduğu gibi kabul etmeyenlerdir"
    sahnenin dışındakiler s:83

    edit: aytok'un hatırlatmasıyla: romandan yukarıya alınan satırlar cemal tarafından kudret bey'e istinaden söylenmişti, kahramanın adının kudret olarak seçilmiş olması da manidardır.
  • tipik bir tanpınar romanıdır. bununla şunu söylemek istiyorum:

    bu romanda, tanpınar’ın şiirlerinde, düz yazılarında, huzur romanında anlattığı şeyler bu romanda da vardır. roman özellikle huzur romanıyla çok fazla paralellikler içerir. hatta birebir benzenlikler içerir demek daha doğru olur. örnekleyelim,

    romanda cemal’in kendisinden yaşça büyük, bir nevi ağabey olarak gördüğü; bilgili, kültürlü, hareketten ziyade düşünce adamı olan birisi vardır. adı: ihsan. huzur romanının kahramanı mümtaz’ın da hayatında benzer özellikler taşıyan bir ağabeyi vardır ki onun da adı ihsan’dır. benzerlik bununla da kalmıyor; zira sahnenin dışındakiler romanındaki ihsan’ın oğlunun adı mümtaz’dır.

    tabii ki romanın tipikliği buradan gelmiyor. romanı tipik bir tanpınar romanı yapan asıl unsur, tanpınar estetiğinin roman kahramanı tarafından romanın değişik yerlerinde tespit edilmesidir. tabii burada öncelikle benim tanpınar estetiğinden ne anladığımı açıklamam gerekiyor. tanpınar’ın yakalamayı en çok sevdiği estetik durum, farklı güzelliklerin (makamların, renklerin, kültürlerin..) bir terkibe girerek kendilerinden çok faklı bir nesnede veya durum üzerinde müşahhas olması. tanpınar bu eyleme kristalizasyon diyor. şimdi bu tanımın ışığı altında, yazarın romanın ana ekseni üzerine oturttuğu iki objeden biri olan elagöz mehmetefendi camii için söylediği şu satırlara bakalım: “işte elagöz mehmetefendi camii benim yalnızı dört evresini saydığım bu ictimai jeolojinin her şeyi ve bütün hayatı etrafında toplayan merkeziydi” (s. 20). diğer yandan, romanın ana ekseninin üzerine oturtulduğu bir diğer obje olan sabiha için söylenen şu satırlar: "elagöz mehmetefendi camiinin minaresinde ezan okunuyordu. sokakta satıcı sesleri artmıştı. mahur, isfahan, neva, tahir, birbirleriyle karşılaşıyorlar sonra hep birden benim yatağıma ve sabiha’nın kumral saçları üzerine dökülüyorlardı.” dışarıdaki hayatın nağmelerinin sabiha’nın saçlarında müşahhaslaşması..

    romanı tipik bir tanpınar romanı yapan bir başka özellik de cemal’in de tıpkı huzur’un kahramanı mümtaz gibi asıl eylemin ne tam içinde ne de tam olarak büsbütün dışında olmasıdır. (bkz: ne içindeyim zamanın) daha doğru bir ifadeyle tıpkı huzur romanının mümtaz’ı gibi cemal de “eylem karşısında aydın kararsızlığının simgesi” olan hamlet gibidir. hatırlanacağı gibi huzur romanında mümtaz patlak veren ikinci dünya savaşına karşı duyarlı olduğu halde bir şeyler yapıp yapmamanın kararsızlığı (huzursuzluğu) içinde kıvranıp durur; bir türlü hareketin içine dahil olamaz mümtaz. bu sırada ellerinin arasından kayıp giden nuran’a karşı bile harekete geçemeyen mümtaz, nuran’ı da kaybeder ve böylece eşikte kalmanın; harekete geçip geçmemek konusunda tereddüt etmenin bedelini sahnenin dışında kalarak öder.

    aynı şekilde sahnenin dışındakiler romanın cemal’i de asıl sahne olan kurtuluş savaşının verildiği anadolu’ya geçip mücadele etmek yerine istanbul’da kalıp kurtuluş savaşına pek de suya sabuna dokunmadan destek vermesi tıpkı mümtaz gibi cemal’in de sosyal hayatta sahnenin dışına kalmasına neden olur. ayrıca yine cemal’in dış alemin bütün estetiğinin üzerinde müşahhaslaştığı sabiha’ya karşı harekete geçemeyip sahnenin dışında kalması (oysa babası cemal’e kendileriyle anadolu’ya gelmek zorunda olmadığını, isterse onu istanbul’da bir yatılı okuya verebileceklerini söylemesine rağmen cemal hiçbir sebep olmamasına rağmen istanbul’dan ve sabiha’dan ayrılır.) da cemal – mümtaz koşutluğuna örnektir. üstelik yazar cemal’in sahnenin dışında kalmasını, sabiha’yı sahneye çıkan ilk türk kadını olarak cemal’in karşısına tekrardan çıkarttırarak vermesi de ayrıca dikkate değerdir. desteklemesi adına, sabiha’nın ilk tiyatro çalışmalarında oyunculuk olarak cemal’le, yönetmen olarak da ihsan’la çalışmış olması ve sonradan hem cemal’in hem de ihsan’ın hayatlarındaki bütün estetiklerin temerküz ettiği sabiha’nın dışında kalmaları da benim romanı böyle okumama neden oldu.

    ayrıca -haddim değil ama- romanda teknik anlamda şöyle bir kusur var: cemal’in dayısının romana neden girdiği belli değildir. zira behçet bey’in romanın vaka kuruluşuna en ufak bir etkisi yoktur. belkide vardır da ben görememişimdir bilemiyorum.
  • "ancak zaaflarımızı seven bizi hakkıyla sever, meziyetlerimizi herkes zaten kabul eder" demiştir yazar romanın bir yerinde. öyledir elbet...
  • "az okuyoruz,hatta hiç okumuyoruz ve galiba hiç de düşünmüyoruz."
    (sy. 42)
  • okurken bir başka aleme seyr-ü sefer ettiğiniz musiki kadar huzur verici tanpınar romanı.

    --- spoiler ---

    romanın sonlarına doğru cemal'in sabiha'yı bir bulup bir kaybetmesi,nasır paşa'nın ölümü ve üstüne sabihanın çocukluktan beri kendisini başka kimliklerde tasvir etme sevdası ile eşinden ayrılıp tiyatro işine girmesini öğrenen cemalin hal-i pür melalini en güzel
    "biz evvela kelimeleri öğreniriz,sonra yaşadıkça teker teker manalarını." sözleri anlatmaktadır.sabihaya kavuşamadan romanın bitmesi ise içinizi burkar ve tuhaf olursunuz.

    --- spoiler ---