şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: faktör) (bkz: etken) (bkz: güdü)
  • sebeb bi de felsefe de güdü
  • kısaltma "satınalma ve ihale komisyonu"
  • arapçadan dilimize geçmiş,sebep,güdü anlamlarına gelen kelime.
  • ingilizce motive'i tam olarak karşılayan kelime.
  • hukukta; faili suça iten neden.
  • sebep anlamına gelen kelimedir. cümle içinde kullanmak gerekirse '' sebep - sonuç. kişi daha derin saiklere sahip olmalı ve hükmünü bunlara göre vermelidir, fakat sıradan biri gibi konuşmalıdır. '' pascal, düşünceler, 336.
  • güncel türkçedeki karşılığı: (kişiyi herhangi bir davranışı sergilemeye) sevk eden

    zaman zaman saik kelimesini karşıladığı iddia edilen güdü (instinct) ve etken/faktör (factor) kelimeleri farklı anlamlara sahiptir.

    ingilizcedeki "motive" kelimesi, saik kelimesini bire bir karşılar.

    tema:
    (bkz: osmanlıca/@derinsular)
  • " sair saik: diğer neden "
  • saplantılı hastası olduğum kelime.

    çünkü "gerekçe" ve "sebep" bunu karşılamıyor. hatta gelin itiraf edelim, günümüz türkçesinde "eskinin karşılığı" olarak öne sürülen bir sürü kelime, o eskileri aslında gerçekten karşılamıyor. ara sıra örnek buluyorum ama şimdi hazırlıksız başladım yazıya, aklıma gelirse eklerim.

    sebep veya gerekçe, somut bir şeydir. veya alt alta yazabileceğin cümleler bütünüdür.
    "bunu yapmanın sebebi neydi" sorusunun cevabı açıktır. mesela "çünkü seni seviyorum/sevmiyorum."

    saik öyle değildir, bir süreçtir. analizlerden sentez üretir. orada bir "işleme" vardır. ve sorusu "neden" diye sorulmaz.

    "bunu yapmayı sana düşündüren neydi?"

    soru budur. ve buna "çünkü seni seviyorum/sevmiyorum" diye cevap veremezsiniz. sevmeye/sevmemeye giden süreci açıklamanız gerekir.

    mesela "beni neden seviyorsun" denmez. ama "sana beni sevdiren nedir" denebilir. birincisinin cevabı size sebebi veya gerekçeyi, ikincisinin cevabı ise saiki verir.

    işte bu yüzden, bir işin nasıl olup da "olabildiğinin" temelini saikte aramak gerekir. ha bu şart değil tabii, sizin aklınız daha çok sebep veya gerekçelerle çalışıyor olabilir ve bunda en ufak bir yanlışlık elbette ki olmaz. ama ben "sinir sistemi faktörü" olduğu zaman saiklerle ilgileniyorum.

    sebebi veya gerekçeyi anlayıp değiştirebilirsin.
    saik değişmez. çünkü o handiyse bir kimlik meselesidir.
    ki o sebep veya gerekçe, işte o saikle ulaşılan bir noktadan ibarettir.

    buraya kadar anlatabildim mi?

    o halde verdiğimiz her kararın ya da vardığımız her yargının bir saik üzere olduğunda da hemfikir olabilir miyiz?

    olduğumuz varsayımıyla; peki birader o zaman elmayla armutu neden karıştırıyorsun?

    her yargının farklı bir "temeli" var. birini x sebebiyle sevmiyorsan, başka birini de y sebebiyle sevmeyebilirsin.
    ama bir başkasının da x ile malul olması, onu da sevmemeni gerektirmeyebilir.
    hatta belki, birini sevmeme sebebin olan y, diğerinde nefis duruyor olabilir.

    gerekçeler sabittir.
    saikler değildir.

    gerekçeler neticeye,
    saikler haticeye bakar.

    gelelim zurnanın zırt dediği yere.

    saik dedik, süreçtir dedik, bir akıl yürütme şeklidir dedik.
    gerekçelerde uzlaşılır anlaşılır ama aklın yolu bir değilse değildir dedik.

    peki neyin peşinden koşacak bu deli gönül, farklı saiklerle benzer gerekçelere ulaşabilmenin mi, yoksa aynı saiklerle alakasız gerekçelere savrulmanın mı?

    son tahlilde neticeye mi ulaşmalı haticeyle mi takılmalı?

    oyalanacak vaktimiz var mı?
    ya peki sonuçlar? bize yeni sorular sorduracak mı?

    "ama bizim aklımız aynı çalışıyordu?"
    e çalışmıyormuş?

    "yahu bu ikisini nasıl bir tutarsın ya!"
    e tutulabiliyormuş?

    çok acayip.
    dur bakalım.