şükela:  tümü | bugün
  • etek traşının ters yönü. daha üstte kalıyor.
    (bkz: abuk adres tarifleri)
  • erkeklerin lanetlerinden birisi..
    özellikle tembel insanlarda bir yerden sonra eziyet haline gelir
  • osmanlı donanmasını bozguna uğratmaktır.
    (bkz: inebahtı deniz savaşı)
  • jiletle, usturayla, elektrikli makinayla evde kendi basina yapilan veya berber koltuguna oturarak parayla yaptirilan bir eylem...

    uzun yillardan beri her sabah sürekli yaptigim is...

    "kirli sakal" modasi çikmadan önce modern görünümlü erkek olmanin olmazsa olmaz sartlarindan biriydi.

    hâlâ benim gibi siki sikiya bu kurala bagli kalanlar oldugu gibi, yeni modaya çabuk ayak uydurup "angarya"dan kurtulanlar da vardir.
  • berberde yaptirildiginda cok zevkli hale gelen aktivite. berber arko tupu sikarak elde ettigi macunu plastik bir kapta karistirarak kopuk fazina getirir. sonra yuzunuze firca ile tatbik eder. firca ne kadar eski ise killari da o kadar yumusak olacagindan, kanaryasi, caminda dantelli tul perdesi, duvarinda 1976 yilina ait renkleri solmus fenerbahce posteri bulunan bir berberde bu islemi yaptirirsaniz o tiras cok daha keyifli olur. berberiniz, onunuzde iki parcaya ayirdigi jileti usturaya takarken "bak hijyene de onem veriyorum bu bicagin bekaretini sana sunuyorum" tadinda bir bakis atabilir size.( zaten kullanilmis bicagi suratiniza yaklastiran berbere itina ile itiraz etmeniz salik verilir) ardindan smooth hareketlerle yuzunuzde dolasan ustura, boynunuzdaki damarlarin dibinden de gecse, hicbir kaygiya yer birakmadan sakallarinizi bir bir uzaklastirir yuzunuzden. ve hatta siz tiras olurken fonda mono bir radyodan gelen hafif cizirtili turk sanat muzigi duyulursa tadindan yenmez. suratiniz yikanir veya havlu ile temizlenir, ardindan kremlenir. suratiniza calinan kolonya ile hafif bir aci duyarsiniz. eger berberin sevdigi kulu iseniz basiniza guzel de bir masaj geciverir. isiniz bitip ayaga kalktiginizda cirak ustunuzu firca ile temizler (sadece sakal tirasi olsaniz bile) ve bahsisini bekler. huzurlu bir sekilde evinize donersiniz. bakarsiniz yer yer hala hafif sakal var suratinizda, alirsiniz mach 3'u oralari da kendiniz alirsiniz.

    bunun damat tirasi versiyonunda yukaridaki anlatilan islemlerin aynisi yapilirken ustura biraz daha bastirilarak sakallarin en az bir gun daha cikmasi ertelenir. fakat ucret nedense 10 kati filan olur.

    eski berberlerin ciraklarina bu tirasi yapma antremanlarini bir balon uzerinde yaptirdiklarina dair soylentiler vardir. ayrica eger olur da acemi bir berberin eline duserseniz ya da suratinizda sivilce varsa ufak tefek kanamalar kacinilmazdir. o zaman da pamuk veya tutun basilarak kanin akisi engellenir. kanama birden fazla noktada meydana geldiyse suratiniza yapistirilan 3-5 adet pamukla disari cikmak zorunda kalabilirsiniz. sakali dokulmus noel baba tadinda evinize gitmeniz kacinilmazdir. ben bunun modern bir berberde ithal bir kremle durdulduguna da sahit oldum fakat granit kapli dosemeli yeni nesil berberlere gitmek usturali tiras olma felsefesine ve adabina aykiri oldugu kanaatindeyim. yoksa gidersin mos'a, hatta yaninda uc bicakli makineni de goturursun, yaparlar biseyler de onun adi tiras olmaz. cok tiras bisey olur.
  • burnunuzu kesmekle sonuçlanabilecek eylem*
  • uyanmanın yarısıdır, özellikle sabahları sakal traşı ile öyle bir uyanır ki insan...
  • her türlü işkencedir.

    (bkz: quadroo/1)
  • ilkokulda, tuvaletten sonra pantolonumu çekmeyi unutup beyaz donla koridorun ortasında kaldığım andan bile daha çıplak daha savunmasız hissettiren veda töreni.

    lisenin son anları ve beş senelik üniversite hayatım düşünülürse, arada bir annemin; ''olum bak ablan evleniyor yarın git bi tıraş ol'' ya da ''olum bak yarın bayram şöyle güzelce bi tıraş ol bugün'' gibi altında ültimatomlar yatan sevimli emirlerine direnememem haricinde sakalımı hep muhafaza ettim. nereye gittiysem yanımda götürdüm. hatta bir ara yüzümün kirli dekorasyonuyla maymun dostlarımızın arasına bile karıştım nereden geldiğimizi öğreniriz belki diye ama yemediler. götümdeki boxer pamuğunu görüp insan olduğumu anladılar. üniversite ikinci sınıftayken ablamın düğününden önceki gün gittiğim berberin; ''abi sakalları alabros mu keselim okul tıraşı mı olsun?'' diye dalga geçmesi beni çok yaralamıştı. aynı berberin sakalı kestikten sonra; ''abi saçları top saç mı yapalım?'' deyip espriyi uzatması da berberi tiksinç bir hale getirmişti.

    ama aklı dengesi yerinde bir berberin en can alıcı sorusudur benim için bu;

    ''abi sakallara giriyim mi?''

    ''girme ulan. sen kimsin benim sakalıma girecek. çek o makinanı sakallarımın orasından burasından. ben ne zor şartlar altında kesmemişim onu, senin girmene göz mü yumucam!'' diye haykırmak istedim hep ama sadece; ''yok abi, girme.'' demekle yetindim.
    ablamın düğününden önce gittiğim 1. berber olayları ise tarihteki yerini çoktan almıştı.

    saçla işini bitiren berber, malum soruyu sordu. iki üç saniye aynadaki kendime baktım. berberin; ''abi?'' demesiyle kendime geldim. ayna vasıtasıyla berbere; ''abi bi sn.'' dedim. cebimden telefonumu çıkarıp annemi aradım. annem; ''akşam bu eve sakallı gelme, ya da bu eve gelme'' çeşitlemesiyle suratıma yerleştirdi telefonu. anlam veremiyordum olana bitene. suratımda yapay bir çim saha olsa ne olur? olmasa ne olur? ben sakalsız olunca ablamla eniştem daha mı mutlu olacaktı gibi sorgulamaları aşıp, bir anlık öfkeyle; ''indir abi satırı'' dedim. ''giriyim mi?'' dedi berber. berberle aramızdaki heyecan kasırgası en üst düzeye çıkmıştı. ''abi sen önce makinayla bi al'' dedim. ''makina almaz bunu'' dedi. ''o zaman al abi bildiğin gibi'' deyip kendimi bir veda töreni hüznünde cellatın ellerine bıraktım. berberin her ustura darbesinden sonra elindeki havluya sildiği sakallarıma aynadan baktım. bir de kedime baktım. önce boynum göründü, sonra yanaklarım ortaya çıkmaya başladı ve son olarak da burnumun önü belirdikten sonra dünyanın yuvarlak olmadığını ispatlamış olmam bile beni heyecanlandırmadı. galilei bizi bir güzel yemişti. büyük bir pinpon topu gibi duruyordum aynanın önünde. ve ortama hüzün hakimdi.

    üç gün sonra ankara'ya dönüp vizelere çalışmaya başlamam gerekiyordu ama ankara beni sakalsız kaldıramaz korkusuyla on gün sonra suratımdaki tohumlar yeşermeye başladığında döndüm. askerde intihar etme olasılığım var.