şükela:  tümü | bugün
  • sahip oldukları sakız ağaçları sayesinde yıllık 250 milyon dolarlık sakız ihracatı yapan ada.

    tam karşısında çeşme' de ise sakız ağacının meyve olmadığına karar verip desteklemeyen tarım bakanlığı olan türkiye var.

    garip.
  • cesmeden feribotla 45 dakikada gidilebilen yunan adasi.

    oncelikle hafta sonunu degerlendirmek icin tercih edebileceginiz en iyi secenekler arasinda oldugunu belirteyim. ada hem kultur hemde deniz turizmi acisindan tatmin edici. ustelik su siralar egebirlik vapurlari ile 16 euro ya git-gel yapabilirsiniz. pazar gunu alisveris yapilabilecek mekanlarin kapali oldugunu hatirlatayim, o yuzden eger sakin bir gun gecirmek niyetindeyseniz, adaya pazar gunu gitmelisiniz. -zaten ne diye alisverise sakiz adasina gidilir onu da anlamis degilim ama neyse- eger gezi icin 1 gun ayirdiysaniz tavsiyem adanin guney bolgesinde yer alan pygri, olimpi ve mesta koylerini mutlaka ziyaret etmeniz. ayni zamanda adanin mastichochoriadenilen sakiz yetistirilen bolgesini de gormus olursunuz. 45 dakikalik mesafede kulturel ogelerin bu kadar degisecegini dusunmuyordum.sasirtici bir degisiklik mevcut. gotluk yapmak istemem ama avrupa topragi oldu belli hani.

    adada araba kiralamanin ucreti 25 euro, ben tek kisi oldugum icin scooter kiraladim onun fiyati ise 11 euro. 7 euro da benzin koydum yaklasik 110-120 km dolastim. eger araba kiralayacaksaniz arabanin mumkun oldugunca kucuk olmasina dikkat edin cunku koylerde sokaklar cok dar, ancak scooter kiraladiysaniz dert etmyin istediginiz her yere girip cikabilirsiniz. saat 14:00 den sonra koyler hayalet sehre donuyor, ancak nedense gezerken bundan garip bir haz duymadim da degil. bu vakitten sonra uzo icmeye gidiyolla. benim tahminim saat 14 ile 18 arasinda 30 adet askerle yapilacak es zamanli cikarmalarla adalarin hepsi geri alinabilir.

    belirtmeden gecemiycigim adaya gittigimde daha once motosiklet kullanmamistim, kendimce radikal bir karar vererek scooter kiraladim. ada halki sagolsun beni trafikte rahatsiz edecek en ufak bir harekette bulunmadi, 1 kere dahi korna calmadilar. tabi yarim saat sonra acemiligimi attim ama ilk yarim saat boyunca cok tedirgindim. allah var ayni seyi bizim memlekette goze alamam. adamin afedersin amina korlar.

    halk sicakkanli biraz sohbet muhabbetten sonra hemen ismarlama misafir etme olayina giriyolar. tanistigim emekli bir gemi kaptaninin asil memleketi alacatiymis. dedesi ordan gocup gelmis. bahsettigim koylerde tam kafa dinlemelik cok guzel kafeler mevcut. olimpi de tanistigim bi grup genc 5-10 turkce cumle-kelime biliyordu, nerden ogrendiniz dedim binbir gece, aski memnu, ezel seyrederlermis. koylerde karalara burunmus dul teyzelerin yuzune gulumseyin. eger izin verirlerse fotograflarini cekin.

    planlamayi iyi yapmak lazim gitmeden, koyleri gezicem diye sakiz beldesini gezemedim desem yeridir ama scooterla randomize yapmak daha keyif verdi diyebilirim, pisman degilim. tabi ki frappe ictim. sakiz agaclarindan sakiz toplayip cignedim.

    3-4 gun ayrilarak tamamini gezebilir, yerel halkla kaynasabilir, farkli plajlarinda denize girebilirsiniz. gezi yurt disi cikis harc pulu dahil 52 euro tuttu. bir dahi izmire yolum duserse mutlaka tekrar gidicigim.
  • adanin baslica atraksiyonlarini bir gunde gormek mumkun, boylece ikinci gunu keyif yapmaya, aylak aylak sokaklarda turlayip resim cekmeye, hava uygunsa denize girmeye vs ayirip aksam cesme'ye geri donebilirsiniz (ya da baska bir adaya gecebilirsiniz). gorulecek yerler arasinda epey bir mesafe oldugundan araba kiralayip yol bulmak icin cebellesmektense gunlugu 50-60 euro gibi makul bir fiyata kiralanan taksilerden faydalanmak daha mantikli. bu taksiler gorulecek baslica mekanlara sirayla ugrayip, her birinde gezmeniz icin makul bir sure taniyorlar. neler var gorecek derseniz, soyle buyrunuz:

    - nea moni manastiri ve kilisesi (kilisenin yanindaki sapelde osmanli'nin 1822 isyanini bastirmak icin oldurduklerinin bir kismina -ki cogu rahip, kadin ve cocuklar- ait kafatasi ve kemiklerin sergilendigi bir dolap var. turk olarak mekanda bulunup kemiklerle yuzlesmek uzucu, utandirici ve agir bir tecrube. bir taraftan alman olmadigima sukrettigimi de itiraf etmeliyim.)
    - sur icindeki dar sokaklariyla ufak bir ortacag sehri havasindaki mesta (ki bence adanin en gorulesi yeri)
    - uzaktan bakinca ciniyle kapli gibi duran ama aslinda farkli renkli sivayla uzerine desenler cizilmis evleriyle pyrgi
    - kayakoy'u animsatan, ama cok daha eski oldugu icin daha harap durumdaki terk edilmis, hayalet koy anavatos
    - sakiz agaclarinin ve uretiminin en yogun oldugu bolge olan mastihohoria

    bunlarin disinda hemen merkezde yer alan kale kalintilari gezilebilir. ancak ada 1881'de cok buyuk bir deprem gecirdigi icin fazla bir sey kalmamis. kalede ufacik bir bizans muzesi var, muze denecek tarafi yok gerci pek, 5 m2 civarinda altli ustlu iki odada sergilenen birkac fresk ve ikona var icinde. turk mahallesi ve mezarligi yine kale icinde, mezarliktan da geriye pek bir sey kalmamis ama evler cok bakimli olmasa da duruyor, cumbalarindan ayirt etmek mumkun. arkeoloji muzesi, folklor muzesi, denizcilik muzesi gibi birkac muze var ama hem vakit yoklugundan, hem muzelerin cok kucuk olmasi ve fazla bir sey vaat eder gibi durmamasi nedeniyle gezmedik, nasillar bilmiyorum.

    son olarak efeniiim, kalacak yer tavsiyesi isterseniz, izmirli bir hanimin islettigi mutevazi, pek bir luksu olmayan ama temiz, yeri de gayet merkezi ufak bir otel var. limanin sol ucunda, kyma otel adi. sahibi guher hanim, esi yunan vatandasi, adini hatirlayamadim, kari koca cok seker ve ilgililer. etrafi gezmek icin taksi ayarlamaktan harita uzerinde gezilecek yerleri isaretlemeye, yol tarif etmeye, restoran tavsiyesinde bulunmaya adada guzel vakit gecirmeniz icin ellerinden geleni yapiyorlar, arada cay kahve ikramlarini ve sohbetlerini de esirgemiyorlar. gitmisken illa denize de girecegim derseniz, ayni ciftin bir de adanin deniz girmeye musait koylarindan birinde bir oteli var(mis). gidip gormedik nasildir bilmiyorum.
  • ilk yurtdışı seyahat deneyimi yaşadığım, misafirperverlik konusunda 35 yıldır ülkemin kocaman bir balon olduğunu üzülerek öğrenmeme neden olan adadır.
    bir bara 2. gece gittiğimde üzerime nakit almayı unutup servis personelinin güler yüzlü bir şekilde bir dahaki sefere ödersiniz teklifi mi, her gittiğim cafede siparişten önce ücretsiz su ikramı mı, yada booking rezervasyonu sırasında tecrübesizliğimden dolayı bildirmediğim için o zaman 3 yaşında olan oğlumu hoşgörü ile karşılaşmalarını mı, ulaşım için kullandığım belediye otobüs şoförlerinin sabırla adres tarif etmeleri, taksi şöförlerinden kazık yememe hikayeleri..
    biz bu topraklarda birbirimize gardımızı almış yaşıyoruz be altan, bu da bizi yoruyor. dinlenemiyoruz, gevşeyemiyoruz.
  • aptalligima yanayimz. yillarin izmirlisi olarak maalesef ilk kez bu hafta gittim. bundan sonra kusasasi, cesme gibi sigig yerlere gitmektense her firsatta burdayim artik. al mesela cocuklugumdan beri geldigim kusadasina geldim bugun. trafik, curcuna, serefsiz esnaf, plajda surekli seni kesen kekolar, merakli insanlar, kavga gurultu, simarik cocuk viziltisi. off amk chiosu ozledim
    lan saniyesinde.

    huzur burda lan. hatta burdan bi sevgili yapmayi dusunuyorum tez zamanda.

    resmen duygusal bag kurdum. 3 kita gezmis adamim. italya askimi kirdi nerdeyse.

    ayrica cesmede 1 gunde harcayacagin paraya burda 3 gun babalar gibi yasarsin. o kadar net.

    edit: coğrafya bazında çeşme de kuşadası da dünya güzelidir bu arada. coğrafya lafım yok.
  • insanların işini kolaylaştırmayı severim,o yüzden hiç yormayayım sizi,bu entry,bizzat tecrübe ettiğim sakız adası güzellemesidir.eşim sekiz aylık hamile,her zamanki mallığım üzerimde,son dakikada ayarlamışım herşeyi,arabanın da düz vitesi düşmüş haliyle.atladık çeşme'den feribot mudur ne zıkkımdır işte ona,yarım saat sonra iner inmez gülen yüzler bizi karşıladı.yine herzamanki mallığım tuttu,kalktık haftasonu gittik.eşimin karnı burnunda olunca sakız'a devamlı turist götürdüğünü düşündüğüm o "yarı türk yarı oralı" adamlar olur ya işte öyle bir abi bize yardımcı oldu,polislerin odasına aldılar bizi,yormadan geçirdiler pasaport kontrolünden.bir kere polis noktasında bile ilk o yakınlığı hissettim.pasaportu çok çabuk geçtikten sonra ellerinde broşürlerle ablalar bekliyordu çıkışta,gidip arabamızı aldık,karfa'daki golden sand oteline yerleştik,hemen uyarayım,sakın ha!alın işte size damdan düşmüşü var,siz düşmeyin.80'lerde mi 90'ların başında mı ne yapılmış olan otele sonrasında çivi dahi çakılmamış.biz geçen sene haziran sonunda gitmiştik,şimdi de çok bir şey değişmiş olduğunu sanmıyorum,odalarda wi-fi yoktu.iletişim kurmak için lobiye inip yakınlarımızla yazışıp tekrar odaya dönüyorduk.konaklama olarak kesinlikle butik otel tavsiye ederim,ben bir daha gitsem -ki allah ömür verirse muhakkak gideceğim- mesta isimli rüya gibi köyde kalırım,bir gecemi de adanın kuzeyi ve güneyini ayıran noktanın biraz üzerindeki rüya ötesi avgonima köyünde muhakkak geçiririm.sakallı,renkli gözlü,apart otel işleten,çok iyi ingilizce konuşan giorgis'le tanışın derim.avgonima'yı kelimelerle anlatmak çok zor,bir tepenin üzerine kurulu minnacık bir köy ama o manzaranın keyfini hiçbir şeyle mukayese edemem,resmen büyülendim.neyse,eşyalarımızı bıraktıktan sonra çok kolay bulunan pirgi,mesta,emporio gibi birsürü köyü gezdik,adalılar bu köylerden pirgi'yi piryi,mesta'yı da mestaa (vurgu a harfinde ve a'yı uzatıyorlar) olarak telaffuz ediyorlar,adanın yunanca'daki ismi hios,boğazı hafif kazıyarak söyleniyor ilk harfi.gökçeada'da yaptığım tatilde de öyle olmuştu,sakız'da geçirdiğim o üç günü hala unutamıyorum,herşeyden önce sakız onlara allah'ın büyük bir lütfu.en iyi şekilde değerlendiriyorlar.1 euro'ya satılan beyaz plastik kaplardaki sakız reçelinde çok az sakız var,onun yerine cam kavanozda satılanı alın ve özellikle hangisinin içinde daha fazla sakız olduğunu sorun.kavanoza tüm tüm koydukları minik mandalina reçelini de unutmayın.benden çok daha şanslı olanlar var,bir akrabam oraya rum asıllı bir aile dostuyla gitti,dostunun kardeşi sakız'da yaşıyor,dolayısıyla heryeri benden çok daha iyi gezmişler ama ben de fena sayılmayacak bir sakız tatili yaptığımı düşünüyorum.

    1-2 günden fazlası enayilik diyen yakınlarım oldu..bullshit!muhteşem bir yer ve acele etmeden,tadına vara vara heryeri görmek lazım eğer izmir ve civarında oturmuyorsanız.avgonima aslında tefadüfen bulduğum bir köy ama planlı şekilde gittiğim bir mersinidi plajı var ki orada denize girmeden sakın gelmeyin.yolun kenarına parkedip karşısından hemen aşağı iniyorsunuz merdivenlerden.emporio'daki doğa harikası volcanic beach'te muhakkak yüzün.masajda kullanılan siyah taşların bulunduğu yere gittik,ne şezlong çeken yamyamlar var ne tek kuruş para isteyen birisi..halk geliyor,denizine giriyor,güneşleniyor ve gidiyor.5-10 lira için eziyete girmeyin,yanınıza deniz ayakkabısı alın,her yerde kum yok,bazen ayağınızı yaralayabilirsiniz,giyin ayağınıza lastiği,rahat edin.denizde pisliğin p harfinin kuyruğunu görmedim,böyle güzel bir su olamazzzz..!ulan hepi topu izmir'den yarım saat uzağa gittin,o kadar yakındaki deniz nasıl bu kdar farklı olabilir diyenlere,volcanic beach'in denizinde yüzün de görün farkı diyorum,başka da bir şey demiyorum.neyse mallıklar serimin bir diğer halkası,o gün tek havlu almamdı,hanım giremedi denize,havluyu ona verdim,çıktım,ıslağım,taşların üzerine uzandım,sıcağı uzun süre korudukları için uyuttular beni :) onbeş dakika boyunca uyumuşum.volcanic beach'e varmadan önce üç tane yanyana restoran var,adada içilebilecek en güzel bira olan fresh chios beer'ı söyledim,salata üzerine koyup getirdikleri feta peyniri,mis gibi mastello peyniri,kızarmış patates,balık vs..,mükemmeldi,stepan isimli çok iyi türkçe konuşan bir genç var,çok yardımcı oldu bize.zaten adanın insan üzerinde rehabilite edici bir etkisi var,şirinlik akıyor heryerinden.birinci günden sonra feta peyniri,babagannuş,uzo,fresh chios beer,mastello,sakız likörü ve elbette soğuk kahve otomatik çıkıyor ağzınızdan bir yere gittiğinizde :) biraz karışık anlatıyorum ama köylerde yol sorduğunuzda haliyle yaşlılar ingilizce bilmiyor ve amcalar,teyzeler (genç pek yok köylerde)yer tarifi yapacakları zaman yunanca bilmediğinizi anladıklarında fransızca? diye soruyorlar,çoğu biliyor.fransızca bilenler yaşadı,yolda kalmazsınız.sakızın merkezinde feribotun kalktığı o deniz kenarındaki ana caddede çok güzel yerler var ama lüks bir tanesi var,nispeten pahalı sakız ürünleri var ve aynı zamanda cafe,oraya bayıldım,tesadüfen mastiq water isimli sakızlı sodayı keşfettim,şişesi ünlü bir diskomuzun su şişesine benziyor,aman allah'ım,bu nasıl bir şey arkadaşlar!bavula onbeş tane attım,içmeye bile kıyamadım,bitmesin diye az az içtim.nasıl lezzetli,nasıl güzel bir soda!anlattığım bu ana caddenin bir ve iki arka sokaklarında reçelci rena'dan leziz şarküterilerine,eşsiz butiklerine kadar herşeyi bulabilirsiniz,zevkle gezin.köylerde kiliselerin yanında wi-fi spot'lar var,yüz güldürüyor,simsiyah giyimli teyzeler oturmuş sohbet ediyor,gelen turistleri izliyorlar,piryi köyünde yanyana boncuk gibi dizilmiş oturan yaşlı teyzelerin bir fotoğrafını çektim,hepsi birden hazır dondurmalardan yiyorlardı,orta meşhurlukta bir fotoğrafçı yayınlasa kesin ödül kazanırdı :) zor yakalanacak bir kareydi.köy sokaklarında gezinirken en sık karşılaştığım manzaralardan biri,evlerin kapısının açık olması ve yaşantılarına birkaç saniye de olsa tanık olabilmekti.adada hissettiğim önemli şeylerden biri:"bizi siz geçindiriyorsunuz,ekmeğimizin tamamına yakını sizden geliyor,o yüzden you are most welcome" tavrı mevcut.yani bize karşı çok net farkedebileceğiniz bir benimsemişlik,sıcak tavır,vefa ve misafirperverlik durumu var."yaşadığım en enteresan anlardan biri şuydu,tabi şimdi "herif zaten oraya gidiyormuş,bu da kendine maletmiş,kendi kendine gelin güvey olmuş,sevinmiş" diyeceksiniz ama öyle değil,bir gün ne yaptım ettim,iki üç denemeye rağmen köylerden birinin yolunu çıkaramadım,sonra yoldan geçen bir pikabı durdurdum,pikap dediysem düzgün bir araçtı,içinde varlıklı olduğu belli genç bir adam vardı,önce yolu sordum,baktım yine karıştıracağım,bana orayı gösterir misin dedim" önce duraksadı,sonra beni takip et dedi,gidiyoruz gidiyoruz birtürlü bitmiyor,15 dk kadar öyle gittim arkasından,beni bir yol ağzına getirdi ve eliyle solu işaret etti,u dönüşü yaptı,geri döndü geldiğimiz yolu.mahçup mu olayım,şaşırayım mı,ne yapacağımı bilemedim.avgonima'daki giorgis de aynı şekilde en az kırkbeş dakika benimle ilgilendi,apartlarını gezdirdi,içecek ikram etti,sorular sordu,muhabbet etti,eşimi yönetim bölümüne buyur etti,kısacası gittiğim hiçbir yerde en ufak negatif bir tavırla karşılaşmadım.alışveriş zaten bambaşka bir keyifti.ikiyüz gramlık uzun üçgen dilim parmesan peynirinin kırk liraya satıldığı memleketime kilosunu 15 liraya aldığım üç kilo mis gibi gerçek italyan parmesanıyla döndüm.sakız likörü sevenlere kesinlikle omhpiko markayı tavsiye ederim,ne çok sert ne fazla hafif ve şekerli,tam tadında bir sakız likörü.

    yemek konusunda hiçbir sıkıntı çekmezsiniz,aradığınız her şey var,eşim alkol hiç almadı,ben birayla patinaj yaptım,hiçbir yemeğimiz 35-40 euro'dan fazla tutmadı.

    adanın güney tarafı gerçekten çok keyifli,ulaşım çok kolay,kaybolma riskiniz hiç yok ama ben yine durmadım ve kuzeyi de gezeyim dedim,yanımda sekiz aylık hamile eşim,düz vites basit bir araba ve hayatta hiç olmadığı kadar tırstığım korkunç yollar.bir daha hiçbir şekilde gitmeyeceğim o yollar!!feci tehlikeli,aman diyeyim,çok çok dikkatli olun,candan değerli hiçbir şey yok,tanıtımlarda yazan şeyler fasafiso,yazılanlar tamamen reklam amaçlı,enteresan hiçbir şey yok..adanın kuzeyinde burada bir insan nasıl yaşar,yaşasa dahi ne yapabilir ki güneydeki o cennet köşeleri varken diyeceğiniz,içindeki tek güzel yapının kilise olduğu birçok köy göreceksiniz geçerken ama yapacak bir şey ve görecek enteresan bir yer yok.manzara diyeceksiniz tamam da manzara göreceğim diye o kadar yolu ve o derece tehlikeli keskin virajlı,uçurum gibi yolları katetmenin anlamı yok.bir dönem ciddi ciddi kafayı takmıştım bu adamlar,yarım saat uzaklıkta o kadar güzel köyler varken niye o dimdik tepelerde o köylerde yaşar diye düşünüp durmuştum bananeyse :) kuzeye gitmişken yemek yiyelim dedik,kardamila isimli terkedilmişten hallice bir balıkçı köyüne uğradık,45 euoru'ya koca bir ıstakoz getirdiler,eşim yemedi tabii,hamilelere böcek yasak,o korku filmi gibi yollar beni öyle gerdi ki tek başıma gömdüm ıstakozu!güneyden aldığım zevkin yüzde birini kuzeyde göremedim.gitmesem hiçbir şey kaybetmiş olmazdım.kuzeye giderken büyük bir manastıra uğradık,türklere çakan bir yazı var,ilgimi çekti,ölenlerin kafataslarını ve kemiklerini sergiliyorlar,enteresan bir yer,uğrayabilirsiniz.gençler devamlı surette soğuk kahve içiyor,dükkan sahipleri öğle uykusuna gidip iki üç saat gelmeyebiliyor ya da erkenden kapatıp mesaiyi bitiriyor.

    dükkanlarda,menülerin hemen hemen tamamında türkçe var,lisan bilmeyenler çok bir sıkıntı çekmez.imkanınız varsa haftaiçi gidin derim zira haftasonu normalden biraz daha fazla türk görebilirsiniz,tabi bu tavsiyem,vatandaşlarından bir iki gün de olsa uzaklaşmak isteyenler için.farklı bir anlam lütfen çıkarılmasın,öyle bir kastım asla yok.

    sakızın taş şeklinde olanından edinin,bol bol çiğneyin,tamam çeneyi biraz yoruyor ama mideye çok iyi geliyor,bir de sakızdan ürettikleri bir toz var,suyla karıştırıp içilen,o da mide problemi olanlar için birebir.alın,bulunsun.dönüşte polisler yolcuları öyle bir yüz ifadesiyle karşılıyor ki çeşme'de, "ooooh,yediniz içtiniz,bavulları da doldurdunuz amk,hayat size güzel ipneler" tavrını direk okuyabiliyorsunuz yüzlerinde ama onlar bile alışmış artık :))

    unutmadan,yollarda tek bir tane polis görmedim,her daim alkollüydüm ama tabi iki biradan fazla içerek hiç oturmadım direksiyona..pek bir trafiğin olmadığı şirin adada durdurulmamak çok büyük bir rahatlıktı..alkolden dolayı durdurma yapsalar bir ay içinde ada ekonomisi çöker zaten :) bazı yollarda birden türk radyosu çekmeye başlıyor.uzo hiç içmedim ama döndükten sonra denedim,türk rakısını ağır bulanlar için biçilmiş kaftan,muhteşem bir şey uzo.zevkten zevke değişir elbette ama ben tuttum.dolayısıyla bir iki gün gittin,mis gibi denizine girdin,güneşlendin,soğuk kahveni içtin,sakız ürünlerini aldın,şarküteri alışverişini yaptın,balığını yedin,biranı uzo'nu içtin,biraz hava değiştirdin hop yarım saat sonra geldin döndün çeşme'ye.mis! ben sakız'a aşık oldum..!

    umarım verdiğim bilgilerle az da olsa yardımcı olabilmişimdir.herkese iyi tatiller!
  • burada hyundai getz'in pazar payı yüzde 60 falandır herhalde. ayrıca iki kilo sakız alalım diye girdik bir dükkana. babayı aldık. neden mi? kilosu 110 euroymuş.. bu ne lan falan derken 250 gram alıp çıktık. zaten kişi başı 1 kilodan fazlasını sokamıyormuşuz türkiye'ye. neden mi? bilmiyorum.
  • restoranları genelde çok ucuzdur (8 kişi + çılgın miktarda meze + 2 litre uzo = 110 euro) ancak kazık yiyeceğinizi anlamanın en kolay yolu restoran içerisindeki duvarlardır, eğer duvarda herhangi bir türk takımının taraftar atkısı veya posteri varsa bilin ki o restoran size fena geçirecek, uzak durun. hele restoran çalışanı, patronu vs türkçe konuşup bir de size "kardeşim" falan diyorsa daha da uzakta durun.
  • çeşme'den fiziken 45 dakikalık mesafede olsa da, insana paralel evrene gitmiş hissi veren şipşirin ada. evet, coğrafi yapı, bitki örtüsü, insanların kaşı-gözü, yemekler birbirine çok benziyor. ancak çeşme'deki hanutçulara, "buyurun buyurun"culara karşılık sakız'da siz istemedikçe hiç bir esnaf size yaklaşmaz. çeşme'deki rantçı, mafyatik, gergin ticaret ortamına karşılık sakız'da olay alabildiğine rahat, esnek hatta miskince yürür. çeşme'de bir akşam balık yediğiniz paraya neredeyse tüm hafta sonu sakız'da yiyip içebilirsiniz.
    bir de benim açımdan en güzeli; çeşme'de demet akalın'la, serdar ortaç'la pörsüyen kulak zarınızın en iyi ilacı; sakız'da buzukiyle klarnetin, zeybekle sirtakinin, türküyle rembetikonun birbirinin içine geçtiği ortak ezgileri dinlemektir.
  • osmanli'nin 1822'de, 120,000'lik nufusunun yaklasik %80'ini yokettigi adadir. nufusun yaklasik 20-30,000'i ya kilictan gecirilmis ya asilmis ya iskenceyle oldurulmus ya da acliktan olmustur, yaklasik 50,000'i kolelestirilmis, 23,000'i de surgun edilmistir.
    ...ama tabii, bir sorun neden?.. cunku ada, samos'tan gelen haberlerle ve silahli birliklerin yardimiyla 'yunan bagimsizlik mucadelesi'ne katilmaya karar vermis ve ayaklanarak adadaki turk memurlarina saldirmistir. bir de, bu katliam delacroix'nin bir tablosuna konu olmustur.
    bir sava gore bu, osmanli'nin "mora katliami"na cevabidir.