şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • önce kısa bir not:

    bir süredir, özellikle gençlerimizin kendilerini geliştirmelerine yardımcı olacağını düşündüğüm kimi bilimsel, felsefi ve edebi kitapları tanıtmaya çalışıyorum. bu amaçla, seçtiğim kitapların kısa, anlaşılabilir ve çarpıcı kimi pasajlarından alıntılar yapıyorum.

    kimi alıntılarda "tahrifatlar" yaptığımı da itiraf etmek isterim. bazen aynı tema üzerine olmak kaydıyla, farklı sayfalardan cümleleri, aynı paragrafta bir araya getiriyorum; bazen metni daha da kısaltıyorum; bazen de yeterince anlaşılır bulmadığım metinleri, daha anlaşılabilir biçimde yeniden düzenliyorum. umarım ki, anlayışla karşılanır.

    belki biraz "malumu ilam" olacak ama, her şey bilgilenme ile başlar. bilgilenme sürecini bilinçlenme süreci izler; bilinçlenme sürecini ise sorgulama süreci. ve tüm bu süreçlerin varacağı yer ya da nihai amacımız özerkliktir, özerk bireydir.

    ***

    brian greene, "saklı gerçeklik - paralel evrenler ve kozmosun derin yasaları - ":

    eğer dünya, güneşe daha yakın veya daha uzak olsaydı, yaşamın temel bileşeni olan sıvı haldeki su dünyada bulunamazdı. demek ki benim varlığım, dünyanın güneşe olan uzaklığı ile bağlantılı. ama dünyanın neden yaşam için böyle uygun bir uzaklıkta konumlanmış olduğunu merak ediyorum. bu bir tesadüf mü? veya bir açıklaması var mı?

    şöyle bir durum düşünün:

    bir ayakkabı mağazasında ayakkabı alıyorsunuz. satış elemanı size ayağınıza tastamam uyan bir ayakkabı getirdiğinde şaşırır mısınız?, "bu bir tesadüf mü?, bunun bir açıklaması var mı?" der misiniz?

    elbette şaşırmazsınız, çünkü düzgün bir ayakkabı mağazasında her ayağa uymak üzere her numara ayakkabının bulunması gerekir.

    evrendeki durum da buna benzer. evrende, her biri, yörüngesinde dönmekte olduğu yıldızdan belli bir uzaklıkta olan milyarlarca gezegen vardır. tüm bu gezegenler arasında, yıldızından, yaşam için uygun iklimi sağlayan bir uzaklıkta yer alan en azından bir gezegenin bulunması o kadar sürpriz sayılmasa gerek. işte o gezegenlerden biri üzerinde de bizler yaşıyoruz.

    ***

    einstein'dan önce, kütleçekimi, bir nesnenin bir başka nesne üzerinde oluşturduğu gizemli bir güçtü. einstein'dan sonra ise, kütleçekimi, bir nesnenin ortamda oluşturduğu bükülmenin başka nesnelerin hareketlerini yönlendirmesi anlamına gelmektedir.

    bükülen (ya da eğrilen) yalnızca uzay değil, zamandır da. bu yüzden buna uzay-zaman eğriliği denir. uzay-zaman eğriliği, kozmostaki tüm hareketleri kontrol altında tutan bir koreografi ustası gibi işlev görür.

    dünya ve güneş gibi bildik nesnelerin yarattığı "kütleçekiminde", asıl etkili olan uzayın değil, zamanın eğriliğidir. genel görelilik, nesnelerin, zamanın daha yavaş aktığı tarafa doğru yöneldiklerini savunur. diğer bir deyişle, tüm nesneler olabildiğince daha yavaş yaşlanmayı "isterler".

    ***

    son zamanların popüler kavramlarından olan higgs alanı, fizikçi peter higgs'in adıyla anılmaktadır. temel parçacıklar bir higgs alanından geçerken "kütle" edinirler.

    basitçe açıklamak gerekirse, temel parçacıklar "pekmez" kıvamındaki higgs alanından geçerken, "sürtünmeden" kaynaklanan bir dirençle karşılaşırlar. bir parçacığın kütlesi olarak adlandırdığımız şey, işte bu dirençtir.

    dc2l