şükela:  tümü | bugün
  • buyuk ataturk'un yaveri. onunla hem mahalle, hem okul arkada$ligi yapma $erefine ula$mi$, ataturk sevgisiyle yanip tutu$an ki$i.

    ata'nin olumunun ardindan intihar giri$iminde bulunmu$tur. olayi $oyle anlatir:

    "hekimler buyuk olunun odasindan ciktiklari zaman yuzum kim bilir nasil korkunc bir hal almi$ti ki operatoru mim kemal bey* birakmadi. tela$lanarak

    - nereye gidiyorsun diye sormaya mecbur oldu.
    - hic, dedim. gidiyorum. i$im bitti artik.

    bozok, 1941'de yalova'da ya$amini yitirmi$tir.
  • tam sifati ba$yaver'dir. ataturk hakkinda pekcok bilgiyi salih bey'in anilarina borcluyuz.
  • ataturkun artik vefatinin yaklastigini anladigi zaman oglunu karsisina alip ona intihar dusuncesini anlatmistir. yani ataturkun olumu sirasinda giristigi intihari duygusalliktan ote gayet planli olmustur. basarisiz intihar girisimi sonrasinda sagligi bozulmus ve 3 yil yasayabilmistir. bu 3 yil zarfinda ataturkle olan hatiralarini ve mektuplarini kitaplastirmis, ve bize guzel bir eser birakmistir. 1960larda (sanirim) yayinlanan bu kitap daha sonra can dundar tarafindan 90larda yeniden yayina hazirlanmistir. kitabin adi "yaveri ataturk'u anlatiyor"dur
  • bir yerde okuduguma gore intihar etmeden gunler hatta haftalar evvel kalbine nereden kursun sikacagini tenturdiyot ile isaretlemis gunler boyunca. lakin kilolu olmasi sebebiyle kursun kalbine tem manasiyle temas etmemis, uc yil sonra da grip gibi bir hastaliktan vefat etmis
  • yalova aciklarinda bulunan intersection* adini salih bozok'tan almaktadir, hemen kuzeyindeki diger intersection'in adinin sadik olmasinin kendisi ile ilgisi var mi bilemiyorum.
  • "selanik'in elimizinden gideceği hayalimizden bile geçmezdi, üstüne şakası bile yapılmazdı.
    bir gün selanik elimizden gitti,
    şaşakaldık."
  • "atatürk'ün yaveri salih bozok, şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağı koştu. alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. az sonra içerden tek el silah sesi duyuldu. sesi duyup odaya koşanlar içerde onu kanlar içinde buldular.
    tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti..."

    sarı zeybek bu cümlelerle sonlanır.
    salih bozok...
    o dönem çekilen her resimde ata'nın hemen yanında görünen bu güleç adam, atatürk ölene kadar bir gölge gibi onu izledi.
    hatta denilebilir ki, ölümünden sonra bile...

    kalbine sıktığı kurşun kalbi 2 mm sapma ile sıyırmış, sırtına saplanmıştı. oysa intihar etmeden önce doktorlara kesin ölümün nasıl olabileceğini sormuş, kalbinde o noktayı tentürdiyot ile işaretlemişti. ama olmamıştı işte.

    o'nsuz geçen kısa ömründe milletvekilliği yapmıştı ve 1941 yılının 25 nisan günü hayata gözlerini yummuştu.
    "bozok, atatürk'e kavuştu!"
  • her 10 kasım'da mustafa kemal'le beraber andığım insan. kendini vurduğu tabancayı yapı kredi yayınları bulmuş. konuyla ilgili can dündar'ın yazısı:

    http://www.milliyet.com.tr/…160169&authorid=75&b=10 kasimda dolmabahcede patlayan tabanca &a=can dundar&ver=06

    linkini vermeyi bir türlü beceremedim, aşağıya kopyalıyorum:

    10 kasım’da dolmabahçe’de patlayan tabanca

    ne zamandır o tabancayı arıyordum. “sarı zeybek”in final sahnesinde patlayan o tabancayı...
    10 kasım sabahı atatürk’ün yaveri salih bozok’un kalbine sıktığı tabancayı...
    geçen ay yapı kredi yayınları’na uğradığımda, “biliyor musunuz, o tabanca bizde” dediler.
    inanamadım.
    az sonra bankanın zengin tarih arşivinin kasaları açıldı; içinde özenle korunan tabanca çıkarıldı.
    smith wesson marka, sedef kabzalı, 228411 seri numaralı bir silahtı bu...
    banka, tabancayı bir koleksiyonerden satın almıştı. salih bozok’un diğer bazı eşyaları, notları, kitapları, fotoğraflarıyla birlikte...
    bu sayede atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve hayat boyu yoldaşı olmuş yaverinin şahsi tarihçesi, gördüğüm en düzenli arşivlerden birinde koruma altına alınmıştı.

    anıların eksik bölümü
    arşivden çıkan bir başka sürpriz, daha önce benim salih bozok’un oğlu muzaffer bozok ile birlikte yayıma hazırladığım anılar kitabının (“yaveri atatürk’ü anlatıyor”, 2001) eksik olan giriş bölümüydü.
    1 nisan 1926 tarihli bu “mukaddime” de salih bozok’un elyazısıyla bu arşivdeydi. şöyle başlıyordu:
    “küçük yaşdan beri mustafa kemal paşa ile beraber bulunduğumu bilen arkadaşlarım, paşa’ya ve onun özel hayatına ait bildiklerimi kaydedip etmediğimi bana sordular. ve şayet şimdiye kadar bunu yapmamış isem tarihe bir hizmet etmiş olmak için hatıratımı yazmak hususunda beni çok teşvik ettiler. ben de düşündüm arkadaşlarımın söylediklerini haklı buldum ve tekmil hatıratımı yazmaya karar verdim.”
    bir vasiyet
    hatıralarının 80 yıl ortaya çıkmayı bekleyen bu girizgâhında atatürk’le tanıştığı çocukluk yıllarını anlatıyordu bozok...
    yakında diğer anılarla birleşecek bu “giriş” faslında atatürk’le başlayan anılar, 10 kasım 1938 gününe ait notlarla ve yine atatürk’le son buluyordu.
    aynı koleksiyoner tarafından tabancanın yanında yapı kredi’ye devredilen “cemil salih” (salih bozok’un büyük oğlu) imzalı bir kartvizit üzerindeki elyazısı notta ise şu satırlar vardı:
    “bu tabanca ailemiz için çok kıymetli bir hatıradır. atatürk öldüğü gün babam kalbine bu tabanca ile kurşun sıkmıştı. oğlum salih’in bunu hayatı boyunca saklaması vasiyetimdir.”

    planlı intihar
    bu, 10 kasım’ın üzüntüsüyle o an karar verilmiş bir intihar girişimi değildi.
    planlıydı.
    atatürk’ün sağlığının hepten bozulduğu 1938’in sonlarına doğru bir gün salih bozok 17 yaşındaki oğlu muzaffer’i dolmabahçe sarayı’na çağırtmış, karşısına oturtup şöyle demişti:
    “bak muzaffer! artık koca adam oldun. atatürk ölüyor. şunu bil ki eğer atatürk ölürse ben de hayatıma son vereceğim. sen artık koca adam oldun. ailenin erkeği sensin. annen, ablaların sana emanet. aileye bakarsın. oku, memleketine faydalı bir adam ol.”
    yürekteki iz
    muzaffer bozok, intihar edeceğini açıklayan babası karşısında hiçbir şey söyleyememiş, sadece ağlamış, yüzünü saklamış ve bitik bir vaziyette eve dönmüştü.
    sonra bir sabah okula giderken babasını banyoda görmüş, tıraş olduğunu sanmıştı. oysa salih bozok, elindeki tentürdiyotla atatürk öldüğünde kalbine ateş edeceği yeri işaretliyordu.
    10 kasım sabahı salih bozok’un oğlunu okul müdürü çağırttı, “derhal eve gidiyorsun” dedi.
    muzaffer yolda bayrakların yarıya indiğini görmüş, atatürk’ün öldüğünü anlamıştı.
    ya babası?
    o da planladığını yapmış, atatürk’ün ölüm haberini alınca bir odaya kapanmış, tabancasını çıkarıp kalbine sıkmış, ancak kurşun kalbi bulmadığı için yaralı olarak şişli sıhhat yurdu hastanesi’ne kaldırılmıştı.
    işte 10 kasım sabahı dolmabahçe’de atatürk’le dolu bir yüreğin üzerinde patlayan o tabanca ilk kez gün ışığına çıkıyor.
    “ölesiye bağlılık”ın en somut kanıtı olarak...
  • der untergang diye bir film var, adolf hitler'in son günlerini yansitan. berlin'de bir yeralti siginaginda hitler ve surekasinin son ve bos cabalarini izlersiniz. iste bu filmin sonlarinda beni cok sasirtan bir sey vardi. artik savasi kaybettiklerini anlayinca hitler ve sevgilisi eva braun intihar etmeye karar verirler. bunun üzerine hitler'e delicesine bir tutku ile baglanmis olan adamlari ve bunlarin esleri de, sanirim aralarinda goebbels de vardi, intihar ederler (hatta kendi cocuklarini bile kandirip zehir icirirler).

    bir lidere olan tapinma derecesindeki bu baglilik beni sasirtip ürkütmüstü. lidere olan bu asiri baglilik kanimca bireyin kendi özgürlügünden vazgecmesi anlamina gelmekte.

    peki bunlarin salih bozok'la ne ilgisi var derseniz? bugün bir gazetede salih bozok'un da atatürk'ün ölümünden sonra intihar ettigini ama ölmedigini okudum ve aklima hemen der untergang geldi. isin ilginc tarafi salih bozok hakkinda "ne mutlu ona ki atatürk'ün arkadasiydi, onun yüzünü gördü, ona yarenlik etti, vs " gibisinden bana gercekten tuhaf gelen yorumlar yapilmasi.

    bu yorumlarsa bana hz muhammed'in sahabeleri hakkinda yapilan yorumlari getirmekte. onlar hakkinda da sürekli "peygamber'in yüzünü gördü, onun devrinde yasadi, tabaginda beraber corba icti, ..." gibi bana gercekten mantik disi gelen sözler söylenmekte.

    sonucta hem mustafa kemal atatürk hem de hz muhammed senin benim gibi insanlardi. bu onlarin yaptiklari isleri kücümsedigim anlamina gelmez ama elbette ki bunlar da yemek yiyen, konusan, dostlari ve düsmanlari olan, asik olan vs. insanlardi.

    nedir bu saplantili baglilik anlamiyorum.
  • anıları 2010 yılında veda adlı filmde zülfü livaneli tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır.