şükela:  tümü | bugün
  • sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan ve artık cidden bir gece önceki soğuk pizza tadı veren seri katil filmi klişelerini alt üst eden bir film bu. yani izledikten sonra fırından yeni çıkmış ve dumanı üstünde tüten bir tepsi lazanya heyecanı yaşatıyor ve doğal olarak bir gece öncesinin pizzalarını rahatlıkla çöpe atabiliyoruz.

    neymiş bu filmi bu kadar özel yapan peki? bir kere baştan söyleyelim: filmin sonunda katilin kim olduğu ortaya çıkmıyor. hemen “spoiler! spoiler!” diye feryat figan etmeyin çünkü biraz sinema basınını takip ediyorsanız zaten bu bilgiye hemen her yerde rastlamanız mümkün. filmin sonunun muallakta kaldığını yazmaktan çekinmiyorlar çünkü filmin sonunda katilin kimliğini öğrenmeyeceğinizi bilmek sizin bu filmden alacağınız zevki zerre kadar etkilemiyor.

    gerçekten zeki bir adam olduğunu düşünüyorum filmin yönetmeni olan bong joon ho’nun. genç bir yönetmen, 1969 doğumlu ve “memories of murder” henüz ikinci uzun metraj çalışması. ilk filmi barking dogs never bite (flanders ui gae) güney kore gibi protein ihtiyacının ciddi bir kısmını köpeklerden gideren bir ülkede yeterince ses getirmiş. yönetmen ilk filminde köpekleri öldüren bir seri katil hikayesini mizahi dille anlatmış ve çeşitli festivallerde de yer almayı başarmış. tabi büyük çıkışını yaptığı film “memories of murder”. öyle ki geçen sene ülkesinde matrix reloaded’ı bile fersah fersah sollayarak en büyük gişe hasılatını yapan film olmuş ve sadece eleştirmenlerin değil, halkın da beğenisini kazanmış.

    zaten hikaye korelilerin yabancı olmadığı ve hala hatırladıkları bir konu: sene 1986. güney kore’nin gyeonggi eyaletinde (ki başkent seul’e oldukça yakın bir yer burası) genç kadınlara tecavüz edip öldüren bir seri katil terör estirmeye başlıyor. cinayetler mutlaka yağmurlu bir günde işleniyor. belli bir şekilde bağlanıp tecavüze uğrayan, işkence gören kadınların cesetleri de boş arazilerde, tarlalarda, kanalizasyon çukurlarında bulunmaya başlıyor. cinayetlerin işlendiği tarihlerde ise radyo kanalını arayan bir kişi belirli bir şarkıyı çalmalarını istiyor; hüzünlü bir aşk şarkısı bu. toplam 10 cinayet işleniyor ve katil birden duruyor ve sırra kadem basıyor. ortada bir takım şüpheli şahıslar var, polis sorguluyor ve hatta konuşturmak için işkence ediyor ama nafile. ortada hiçbirini hapse tıkacak kadar yeterli kanıt yok. ve dosyalar tozlu raflara kaldırılıyor. ta ki genç yönetmenimiz o dosyalardaki tozları üfleyip, sorgulanan kişilerle, kurbanların yakınlarıyla ve dava üzerinde çalışan polis müfettişleriyle tek tek konuşup senaryosunu oluşturmaya başlayana dek.

    filmi diğer tüm benzerlerinden ayıran nokta işte tam burada ortaya çıkıyor. bong joon ho’nun bakış açısına göre asıl suçlu katilin kendisi değil, 80’li yılların güney kore’si. bu bakış açısını oluştururken de tarihin en ünlü seri katili jack the ripper’ın hikayesini anlatan alan moore’un from hell çizgi romanından ve aslında alan moore’a da eserinde kaynaklık eden “jack the ripper: the final solution” adlı kitaptan etkilendiğini dile getirmekten çekinmiyor çünkü tıpkı bu koreli seri meslektaşı gibi ortadan kaybolan ve kimliği hala bilinmeyen jack the ripper’ın yaşadığı dönem de aslında katilin kendisinden daha ürkütücü.

    filmdeki cinayetler gerçek cinayetlerle bire bir ilerliyor ancak öldürülen kurbanlar içinde en dehşetli vaka olan liseli kız cinayetinde yönetmen biraz daha olayın korkunçluğunu yumuşatma gereği hissetmiş ve seyircilerin yüreğini burkan yara bandı detayını ekleyerek kubrick’in lolita’sına göndermede bulunmuş.

    filmdeki dedektiflerimiz ise hayali kişiler, olayı gerçekten takip eden dedektiflerle alakaları ya da benzerlikleri yok. biri bölgenin yerlisi, herkesi tanıyor, kendi kuralları var ve bölge onun bölgesi yani kendi çöplüğünde istediği gibi ötüyor. aslında öyle de yapmak zorunda çünkü hollywood’un seri cinayet filmlerini şöyle bir hatırlarsak ilk olarak olay mahalline gelen fbi’ı ve cesedin bulunduğu, kanıtların toplandığı o bölgenin ne kadar steril ve boşaltılmış olduğunu düşünürüz. güney kore’de ise her ceset bulunması bölgedeki halka bir panayır heyecanı yaşatıyor. öyle bir panayır ki ortada koşturup cesedin etrafında oynaşan çocuklardan tutun da, kanıtları tek tek yok edip sanki katilin yararına çalışan dikkatsiz yetişkinlere kadar hem de. fakat işler çığırından çıkınca seul’den genç bir profesyonel geliyor yardıma. işte o zaman işin rengi değişiyor ve bu ikili bir yandan katilin peşinde koşarken diğer yandan da bir “patron kim?” kavgasına girişiyorlar. ancak film ilerledikçe bu iki karakterin dönüşümüne öyle bir şahit oluyoruz ki, aklımıza direkt charlie kaufman’ın adaptation’ı geliyor ve gülümsüyoruz: “iyi bir senaryo nasıl yazılır? karakterlerini değiştir. onları öyle bir değiştir ki seyirci ne olduğunu anlayamadan, farkına varmadan sadece şahit olsun bu duruma. “

    şu yakın dönemde kore sinemasını temsilen karşımıza gelen oldboy ne kadar kes-kopyala-yapıştır, ne kadar “aaa sanki ben bu filmi gördüm” ise, bu film de onun aksine bir o kadar eşsiz ve orijinal. sonuç itibarıyla sinema sanatında henüz her şeyin yapılmadığını ve istenirse daha nice orijinal anlatımların, hikayelerin, karakterlerin ve kurguların gümüş perdeye ve ekranlara yansıtılabileceğine dair tüm sinema fanatiklerine umut veriyor. ben şahsen yakın takibe aldım bu adamı ve şu sıralar yeni projesi için yeni zelanda’ya gidip görsel efektlerle ilgili olarak peter jackson’ın weta workshop’uyla görüşmeler yaptığını da öğrendim. heyecanla bekliyorum yeni işlerini…
  • "adalet en çok hak arayanların elinde küçülürmüş." zeki demirkubuz

    --- spoiler ---

    katil gösterilmiyor,polisler yaklaşıyor yaklaşıyor sonra katilsiz,kanıtsız bırakılıyor.kanun , şiddetin ve zanlının üstünde oluyor.

    filmde sahne sahne gösterildiği kadar bir çözüm elde etmeye çalıştım.nedenlerim beni soru karmaşıklığından 2-3 cevaba çıkarıyordu.birini paylaşmak istedim.
    katilin en büyük kanıtı cinayettirden yola çıktım.

    neden tek bir kişi olsun ki katil?

    2 kişi.

    katil(park hyun-gyu'nun askerlik arkadaşı) ve işbirlikçisi(park hyun-gyu)

    park hyun-gyu tam incelenmedi.sadece baskıyla konuşturuldu.bize de polis gözü aktarıldığı için işlenmiş bir cinayet silsilesinde katilin gözünü göremedik.
    park hyun-gyu'yunun zorla öttürülmesinin dışında, yalnız bir kimse oluşu, içine dönüklüğü,tek yaşayışı ve polisin bir şey bulamayacağına inancı hep tamdı.
    park hyun-gyu bir nekrofili hastasıdır,fakat öldüremez.öldürmeye cesareti veya gücü yoktur.fakat izler.arkadaşı öldürürken o izler.izlemeyi sever.
    neden işbirliği yapar?
    -park hyun-gyu'nun 4.cinayet vakasında yalnız bir kadının fabrikaya yakın bir yerlerde tarlaların içinde yürüyüşü sırasında arkasından gelen ıslık park'ındır.biliyorsunuz ki gecenin bir karanlığında hele bayansanız ıslığın ters istikametine doğru yol alırsınız.işte o ters istikamette arkadaşı çalıların içinde pusudadır.asıl katil.

    park hyun-gyu neden öldüremez?

    -aslında öldürmeyi denemiştir.dedektif sun'un okulun tuvaletinde ağlayan kadını araştırmasında dağın tepesinde ücra bir köşedeki kadın başından geçen olayı anlatır.tarifine göre adam narin ellidir.park, aynı yöntemle kadını kıskaca almıştır (katilin öğrettiği gibi) fakat o sırada oradan geçen bir bisikletli cinayetini gerçekleştirmesine engel olur.kadın park'ın yüzünü de görmemiştir.sorun olmayacaktır, park ilahi rastlantısıllıkların ışığında, kendisinin öldüren olduğuna değil ,izleyen olduğuna inanır.ondan sonra da öldürmeyi düşünmez.

    özürlü çocuk, park hyun gyu'nun resmini nasıl tanır?

    -özürlü çocuk hem cinayeti işleyeni hem de saklandığı yerden park'ın yüzünü görmüştür ama -katil bu mu?(park'ın resmi) sorusunun cevabına net yanıt verememesinin sebebi budur.çünkü o öldürmemiştir.izlemiştir.küçükken park'ın çocuğun yüzünü kor bir cisimle yaktığı açıktır.çocuğun cinayeti işleyeni değil de park'ı tanıması fakat katil olduğuna hüküm getirememesi bu yüzdendir.katili de görmüştür.ama katilin bir resmi polisin elinde yoktur.

    ortaokul öğrencisi cinayeti nasıl tertiplenmiştir?
    park dedektif sun'u atlattıktan sonra ormanda arkadaşıyla buluşup sote bir tepeliğe geçmiştir.rastlantısal oluşu önemlidir. çember daraldığında teatral plan önemli değildir.

    katil; park'ın onca sorgu ve baskıya rağmen "var olduğunu" fakat delillerin park'ı işaret edip,kanıtlayamaması tam bir ego doyuruculuğudur.zira amerikaya yollanan sperm katilindir.park'ın değil.
    sote yerlerin,ıssız tarlaların tespiti harita planlayıcısı parktı.nereler boş oluyor,neresi uygun.arkadaşına söylüyor sonra uygulamaya geçiyorlardı.

    katil ilk seferinde cinayetine teatral bir tablo katmayı planlıyor cinayetinde kırmızı ögesine dikkat çekiyor.teatral tablo fikri park'ın,uygulacısı askerlik arkadaşıydı.sonra bu ögeyi ve cinayet seçiciliğini azalttı ve son iki cinayetinde vajinaya maktülün nesnelerini tıktı.aynı zamanda son maktülünü küçük bir ortaokul öğrencisini seçerek,yağmursuz bir zamanda öldürdü.

    katil planına şarkıyı da dahil etmişti.birileri bu şarkıyı dinlediğinde yağmurlu,kırmızılı kadın ölecekti.şarkıyı, özellikle teatral tablo katmasında önemli olduğunu düşünüyordu.bu şarkıyı park'ın adresinden göndereceklerdi.zira park bir şekilde polislerin dikkatini şarkıyla çekecek olsa dahi sorguya çekilirse buna hazırlıklıydı.çember park'ın etrafında daralınca katil ölümlerini teatrallikten çıkarıp,rastlantısal fakat dikkatli olmasına özen gösterdi.

    gelelim en son kimdir bu katil olayına?

    http://img839.imageshack.us/img839/9463/2adam1.jpg

    http://img10.imageshack.us/img10/3075/2adam.jpg

    katil,park'ın askerlik arkadaşıdır.tahminimce park'ın yalnızlığı,karizmasından ve nekrofilisinden etkileniyor ve park'ın ölüm şairaneliğine ilgi duyuyor.bunları gerçekleştirmek isteyen ve kendi süper ego dürtüsünü tatminkarlığa kadar götüren biridir.köyde bir otelde kalan yabancı veyahut (park'ın kütük desteğiyle) köyde ölen yaşlılardan birinin uzak akrabası rolüne girebilir
    park'ın insanlardan kaçışıda onu etkiliyor.dikkat ederseniz park'ın pek iç içe olduğu yakın kimseler filmde pek gösterilmemiştir..

    o yüzden katilimiz"sıradan biridir".park olsaydı küçük çocuk en azından "yakışıklı-çirkin" ayırımını yapabilirdi ve yakışıklı derdi.

    ben nereden tahmin ettim?
    filmde görmek üzerine ince dokundurmalar var.suçlu ve suçsuzun yüzü hiç bir zaman ayırt edici olamaz.ama elinizdeki yüzlerin hepsini incelemelisiniz. suçlu-suçsuz,şiddet-eylem,kanıt-kanıtsızlık olayları enfes bir çekicilikle anlatılmış ama ben her zaman katilin en büyük kanıtının cinayet olduğuna inanırım.benim için katili bulamamak onun olmadığı veya kaybolduğu anlamına gelmiyor.

    --- spoiler ---
  • işkenceci polisin sorgu esnasında sağ ayağına kılıf geçirerek zanlılara vurması ve daha sonra sağ bacağına giren bir paslı çividen dolayı kangren olup bu bacağının keslimesi de filmde önemli göndermelerden bir tanesidir...
    (bkz: ilahi adalet)

    baş parmağı , işaret parmağı ile orta parmağın arasına sokmak suretiyle yapılan hareketin (bkz: nah işareti) türklere özgü milli bir işaret olmadığını öğrendiğim filmdir ayrıca...
  • oldukca basarili bir film. ozellikle de en alakasiz zamanlarda atilan ucan tekmelerine ve saplaklarina bayildim.

    ayrica bu filmi izledikten sonra iyice emin oldum ki hollywood filmleri yuzunden, filmlerin sonunda muhakkak bir katilin gozumun icine sokulmasini, bir kotu adamin cezasini bulmasini, bir kahramanin ortaya cikmasini bekler olmusum. film bitip ekran karardiktan sonra bile hala daha katil cikar mi diye bekler buldum kendimi. bu beklentiden dolayi da sanirim filmden alabilecegim keyfi yeterince alamadim.

    --- spoiler ---
    ayrica usenmedim saydim film boyunca toplam olarak 8 saplak ve 17 ucan tekme atiliyor. elemanlar 28 dal sigara iciyor. (bkz: kusuratli sayi vereyim de salladigim anlasilmasin)
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    istatistikte 1. tip hata diye bir şey vardır. reddedilmesi gereken bir hipotezi kabul etmek anlamına gelir ve bunu minimize edecek "anlamlılık/güven" düzeyi test edilir. modern ceza hukuku sisteminde de suçlu olmayan birinin hapse girerek özgürlüğünün engellenmemesi için bazı tedbirler getirmiştir. bir insanın hürriyetini sınırlandırmak ciddi bir mesele olduğundan adil yargılama hakkı, olağanüstü mahkemelerin yasaklanması, keyfi veya usülsüz muameleleri asgari düzeye çekmek için şüpheli haklarının sağlamlaştırılması ve benzeri uygulamalarla adaletin sağlanması şansa veya sistemin unsurlarının insafına bırakılmamıştır.

    istatistikte olduğu gibi ceza hukukunda da 1. tip hataya aşırı önem verilmektedir. oysa kabul edilmemesi gereken hipotezi reddetme olasılığını ifade eden yani suçlu olan birinin ceza almamasıyla benzer kabul edilecek anlama sahip 2. tip hata pek önemsenmez. masum bir insanın hapse atılmasının toplumsal bilinçte yarattığı rahatsızlık, suçlu olduğuna "kesin gözüyle bakılan" ancak suçluluğu kanuni yollarla ispat edilemeyen bir insanın toplumun arasında dolaşmasından doğan rahatsızlığa tercih edilmiştir zımnen. roma hukundan bu yana yaşanan yargısal gelişim de bunun pratik ispatı, yaşamdaki sağlamasıdır. aklın yolu da budur ve birdir.

    işte bu film o ender görülen hem bilimselliğin hem de geleneksel yöntemlerin suçla mücadelede etkisiz kaldığı ayrıksı bir örnek üzerinde dönüyor. kimi delillerin işaret ettiği kimilerinin de işaret etmediği bir şüphelinin gerçekten seri katil olup olmadığı sorusu ve bunun iki ana karakterde yarattığı etki irdeleniyor. final sahnesinde iki polis de katilden "%100" emin olamıyor. radyoya verilen istek şarkı, kasabaya gelmesine müteakip başlayan ölüm zinciri, yumuşak elleri, polisten kaçtığı gece gerçekleşen liseli kız cinayeti şüpheliyi göstermekte; ancak özürlü gencin fotosundan hatırlayamaması ve elbetteki kriminalden gelen şok edici sonuç kesin kanının oluşmasını engelliyor. öyle ki liseli kız cinayeti sahnesinde katilin yüzü seyirciye dahi gösterilmiyor. evet elleri şüphelinin ki gibi beyaz ve yumuşak. ama bu onun katil olduğunu kanıtlamaz ki. filmin sonunda kahramanların düştüğü ikileme seyirci de düşürülmek istenmiştir. acaba o genç gerçekten katil miydi?

    filmin en önemli yanı da burada saklı. katilin kim olduğunun tüm ayrıntılarıyla ortaya çıktığı her bi boktan anlayan dedektifleri ihtiva eden klişe polisiyelerin aksine; bir insanı cinayetle suçlamanın hem hukuken hem de vicdanen ne kadar büyük bir yük/sorumluluk barındırdığı ve ne çeşit zorluklarla dolu bir süreç olduğunu göstermektedir. masum birinin hapse atılması olasılığının, suçlu olduğu kuvvetle muhtemel olan ancak hukuken ispatlanamayan birinin hapse atılmasına neden tercih edildiğini gösteren enfes bir film.

    beğenenlere kaçırılmaması gereken tavsiye eser: (bkz: chugyeogja)

    --- spoiler ---
  • güney kore'nin zodiac'ı.
  • bittikten sonra mal gibi, ekrana bakmaya devam etmenizi sağlayan filmdir.

    --- spoiler ---

    yazılar bitene kadar kesin olayla ilgili bir bilgi verecekler diye bekledim ama yok efendim. en ufak bir bilgi vermediler. filmin sonunda katilin ortaya çıkmaması gerçekten, birçoğumuz gibi finali açık seçik ortada filmlere alışmış kişiler için rahatsız edici. bir türlü kabullenemedim o gencecik kızlara bu vahşeti yapan adamın yakalanamamasını ama gerçekte de böyle oluyor bu işler. onlarca katil elini kolunu sallayarak dolaşıyor ortalıkta.

    filmden sonra aklıma gelen en rahatsız edici düşünce ise bahsedilen katilin bu filmi izleyebileceği gerçeği oldu. kimbilir belki biletini aldı, gitti genç bir koreli kızın yanına oturdu ve filmi izledi. o zamanları hatırladı. belki yakalanmadığı için kendisiyle gurur duydu. belki de yaptıklarından dolayı pişman oldu. ancak şu açık ki; o dedektifler gibi biz de hiçbir zaman bilemeyeceğiz o sıradan adamın kim olduğunu.

    --- spoiler ---
  • klasik dedektif filmlerini sağlı sollu tokatlayan( daha doğrusu uçan tekme atan ) bir güney kore başyapıtı.

    film için hiçbir öneminin olmadığını düşünmeme rağmen yine de merak edenler için katilin kim olduğunu açıklıyorum. ( hayatın sırrını veriyorum gibi oldu ama neyse )

    --- spoiler ---

    film sırasında dikkatimi çeken ve anlam veremediğim bir sahne vardı.ancak filmin sonunda katilin kim olduğunun gösterilmemesi ve ''sıradan biri olarak'' nitelenmesi sonucunda bana göre anlam kazanan ve taşların yerine oturduğu yani katilin gösterildiği o sahne ;

    filmin 01:10:55 saniyesinde yani kırmızı donlu sapık aile babasının( ne tamlama oldu be! ) sorgulandığı sahnede odaya giren bir kişi vardır. merdivenlerden yavaş yavaş aşşağı inmektedir ve ellerinde beyaz eldiven olan bu kişinin yüzünü göstermeden kamera diğer plana geçer. sorgu devam etmektedir ve arka planda bu sefer kalorifer görevlisi olduğunu anladığımız bu kişi yan profilden yüzü tam gözükmeyecek şekilde 2 defa kafasını çevirip arkasındaki sorgulanan kişiye bakar(kırmızı donlu sapık aile babası) ve tekrar kaloriferle uğraşmaya geri döner. daha sonra kamera yine bu kişinin odadan çıkışını aynı girişinde olduğu gibi beyaz eldivenleri gözükücek şekilde gösterir ve diğer plana geçer.

    filmle hiçbir alakası olmayan bu kişinin bu kadar gözüme sokulması bile yeterliyken, hemen diğer planda sorgulamayı dışarıdaki pencereden izleyen dedektifin(seul'dan gelmiş olan,şehirli) yanından yine arkası dönük ve beyaz eldivenleri gözükücek şekilde kalorifer görevlisi olan katil merdivenleri çıkmaktadır ve en önemlisi bütün bu sahnelerde, ne uçan tekme atmayı seven dedektif, ne suçluyu gözünden tanıyan dedektif ne de şehirli dedektif kafasını çevirip bir kez bile kalorifer görevlisine bakmamıştır. çünkü o ''sıradan'' bir adamdır. algılarımızdaki korkunç katil profilinr sahip değildir ve hiç dikkat çekmeden filmin içinden geçip gitmiştir.

    --- spoiler ---
  • alışkınızdır, izlediğimiz polisiye ya da katil kim temalı suç unsuru taşıyan filmlerde, her şey çok düzenli olay mahali kusursuz bir şekilde karantinaya alınır, olay kurgusunu çözen dedektifin aniden gözleri parlar dahice teker teker tüm ipuçlarını orataya koyar, suçlu adayının süpermarkette rutin bir konuşmadan sonra gözlerine uzunca odaklanan kamera, hımm katil buymuş dedirtir ya da gereksiz bir karmaşa yaratmaktan öteye gitmeyen nafile bir hamle olarak akıllarda yer tutar.

    her şeyin bu kadar düzenli bu kadar beklenilen şekilde gitmesi belki izleyici dostu bir seyir yaratıyor lakin gerçek hayatta işlerin o şekilde işleyememe ihtimalinin yüksekliği de gözlerden kaçıyor sanırım.

    --- spoiler ---

    filmin 70. dakikasında geçen sorgulama sahnesinde odaya giren ve de sorgulamanın bir kısmına şahit olup sonra da öylece odadan çıkıveren kalorifer tamircisi nedir ne değildir diye düşünürken öylece bitiverdi film.

    --- spoiler ---

    film sona erdiğinde hafiften 12 angry men tarzı n'oluyoz lan durumuna düşülebilir ki senaryonun izleyeni götürmek istediği nokta da tam olarak bu gibi gözüküyor.
  • katharsis yaşatmayan, pek de iyi yapan film. eğer friedrich dürrenmatt ve georges simenon tek bir bedende buluşup kore'de doğmuş olsalardı ve yazdıkları kitap filme çekilseydi, işte bu film o olurdu. (eğer türk olarak doğmuş olsalardı da farklı bir sonuç çıkmayabilirdi. filmi izlerken, türkiye'de geçtiğini de hayal edebilirsiniz, o derece benziyor bize) simenon'un romantikçe işaret ettiği suç ve suçlunun "kimliği", dürrenmatt'ın eşsiz karamizahı ete kemiğe bürünmüş.

    çok fazla polisiye kitap okudum ve film izledim, ama bu filmin benzerine denk gelmedim. daha önce hiç bir film için söyleyemediğim şeyi bunun için rahatlıkla söyleyebilirim: hayallerimdeki senaryo bu. (dürrenmatt'ın yemin'i daha önce bu sıfata yaklaşan tek kitaptı) ne mahkeme klasikleri, ne gerilim başyapıtları bu filmin incelikli senaryosuyla boy ölçüşemez. best-seller senaryo matematiğiyle değil; sadelikle, doğallıkla, gerçekçilikle ve topluma bakışın en güzeliyle yani kara mizahla kutsanmış bir film bu.

    seyirciyi bildik koltuğunda hiç da rahat bırakmıyor, suçlu'yu yakaladık, artık herkes sistemin ona vaadettiği muhteşem hayatına geri dönebilir de demiyor, zaten muhteşem bir soruşturmaya da şahit olamıyoruz. hayat neyse, bu film de o. güzellik sadeliktedir; bu filmin hayran olunası bir gösterişsizliği var. bu gösterişsizlik içinde, ancak çok iyi romanların yapabileceği bir şey yapıyor: hiç boşluk bırakmadan, bir karakterin nasıl yaratılabileceğini ve ondaki dönüşümün nasıl mükemmel şekilde aktarılabileceğini ispatlıyor.