şükela:  tümü | bugün
  • "the end of faith" kitabiyla farkli dinler arasindaki iliskileri sorgulayan, stanford mezunu yazar. (www.samharris.org)
  • "intellectual honesty will be more easily spread then atheism."
    sam harris

    http://www.youtube.com/watch?v=ok2ojgsgr6c
  • "dunya hakkinda insanlik olarak sahip oldugumuz her bilgi bir gecede yokolsa ne olurdu? 6 milyarlik nufusun hepsinin bir sabah devasa bir bilgisizlik ve kafa karisikligi icinde uyandigini hayal edin. kitaplarimizin ve bilgisayarlarimizin hemen yanibasimizda oldugunu ama onlari nasil kullanacagimiz konusunda en ufak fikrimiz olmadigini dusunun. dis fircalamayi ya da araba surmeyi hepimiz unutmus olsak... ilk olarak hangi bilgiye ulasmak isterdik? oncelikle, yiyecek ve barinak meselesini cozmek gerekecekti. bunun icin makinalari calistirmayi ve tamirlerini ogrenmeyi isteyecektik. ama bunlarin hepsinden once diger tum bilgileri edinmek icin bir yazi dili kurmamiz gerekecekti. bu insanligi yeniden kurmak icin gerekecek hayali caba esnasinda hangi noktada, isa diye birinin yasadigini ve bir bakireden dogdugunu, ve sonra olup tekrar dirildigini bilmek gundemimize girecekti? peki bu onermelerin dogrulugunu nerden bilecektik? elimizde mutlaka incil kopyalari olacakti, ancak kutuphanelerde yapilacak ufak bir gezinti bize eski zamanlardan bircok benzer onerme sunacakti: bereket tanricasi isis'in iki boga boynuzuna sahip olmasi, thor'un bir cekic tasimasi, marduk'un kutsal hayvanlarinin atlar, kopekler ve catalli dile sahip bir ejderha olmasi gibi. bu karisiklik icinde kimi sececektik? yehovayi mi shivayi mi? peki ardindan evlilik oncesi iliskinin gunah oldugunu nereden ogrenecektik? ya da zinakarlarin taslanmasi gerektigini?.....
    boyle bir durumda (kutuphane isini devralanlar) muhtemelen incil ve kuran'i antik edebiyat rafindaki eski misirlilarin oluler kitabi'nin yanina kaldiracaklardi...."

    sam harris
    "inanc'in sonu" sayfa 23-24
  • hemingway çanlar kimin çalıyor alooo da "milletlerin kendi kendilerini idare etmek haklarıdır, buna inanıyorum. fakat insan öldürmenin doğru olduğuna inanmamalısın. zorda kalırsan öldürmelisin ama bunun doğru olduğuna inanmamalısın. inanırsan her şey mahvolur." diyor. aynen bu şekilde işkenceye de uyarlanabilecek basit bir etik anlayış. hemingway in yazım tarzına da uygun, ekonomik bir argüman.

    soru basit bir soru: 1 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olacak bir bombanın sorumlusu elinde. elinde olan yalnızca o değil. bombacının o olduğuna dair kesin kanıtların da var. ama elinde olması gereken asıl şey, yani bombanın kendisi yok. bu durumda sayın bombacına işkence eder misin? benim için sorunun cevabı basit: tabii ki ederim. ederim ama bunun doğru bir şey olduğuna inanmam. o sırada kafamın içinden geçen şey büyük ihtimal "şu anda yapmakta olduğum şey kötü, ama birinin bu sorumluluğu üzerine alması gerekir olurdu."

    sam harris bu durumda sen haksızsın ibne'deki ibnenin ta kendisi oluyor. yaptığı şey işkence gibi, insanın evrene belki de en kötü armağanlarından olan bir korkunçluğu yumuşatmak. işkenceden bahsederken söze "ama" diye başlarsanız her şeyi mahvetmiş olursunuz. çünkü zaten asıl sorun 1 milyon kişiyi yok edecek bombayı imha etmek değil, 1 milyon kişiyi öldürmenin gerekli ve haklı olduğunu düşünen insanların gerekçelerini yok etmek. bu dinler yok olsun diyerek zamanda yolculuk yapıp muhammed'i ya da isa'yı öldürmeye benziyor. muhammed'i yaratan geçmişi, dönemin sosyal ve politik durumunu, gündelik yaşantıyı ve tüm diğer şartları yok etmeden ya da değişikliğe uğratmadan yapabileceğiniz şey dini yok etmek değil, ertelemek ya da birtakım değişikliklere uğratmak olur çünkü.

    diyelim ki bunların hepsini bir kenara koydunuz ve diyorsunuz ki dünyada zaten kötülük var. işkence de insanın bir gerçeği. e o zaman da bırakın o 1 milyon kişi ölsün. son tahlilde bombacı da, bombası da, sam harris de bu dünyanın gerçeği.
  • harris'in kendi pozisyonunu nasil gerekcelendirdigini bilmesem de iskencenin "acikliginin" söyle makul bir savunmasini düsünebiliyorum: bir dügmeye basarak binlerce kisinin hayatina kiyan insan ahlaki bir kaygi yasamamaktadir. fakat bu insanin esas gercegi, tüm cekincelerden siyrilmis hoyrat bir siddet eylemini gerceklestirmesi degil, gerceklestirdigi eylemin, görece olarak seffaf bir prosedür icerisinde düzenlenmis olmasidir. aynisi iskence icin gecerli degildir. iskence, gerekliligi ölcüsünde yapilir, kinandigi ölcüde kapali kapilar arkasinda ve sinirlari hic belirlenmeksizin yapilir. bu "kapali kapilar" gercekligi, iskenceyi "dügmeye basip adam öldürme"deki gibi belli prosedürler icerisinde ve sinirlar cizerek yapma imkanini elden alir. hukuksuz alanlar yaratilip her türlü prosedüral seffafliktan uzak isler cevrilir. dahasi iskenceyi yapanlar yetkilerini asma konusunda hesap sorulamaz hale gelirler veya ölcüsüz bir hesap sormanin rastgele objesi haline gelirler. iskenceyi "acik acik", "egri dogru" tartismaya acmak kanunsuz ve kapali kapilar ardinda bir alt dünya kurmak yerine iskenceyi de "bürokratiklestirme" cabasi gibi görünüyor bana. bürokratiklestirmenin getirileri de bellidir: hesap sorulabilirlik, sürecin belli basli alt süreclere bölünmesi, vs.vs.

    kisaca: "gelin itiraf edelim" pespayeliginden cok, hukukun ulasmadigi, devletin karanlik isler cevirdigi bir alani beklenmedik bir acidan "seffaflastirma" denemesine benziyor harris'in yaptigi. yani: mesrulastirmak, normallestirmekten ziyade "ehlilestirmek", belki. gibi gözüktü bana. öte yandan cok soyut bir muhabbet oldugu ve iskencenin sadece "hayat kurtaracak bilgi almak" adina kullanilan birsey olmadigi da göz önünde bulundurulursa, bu tarz konulari böyle reel siyasetten uzak konusmanin mide bulandiriciligini da göz ardi edemeyiz elbet.
  • "mantıksal gerekçelere dayanmayan birçok inanç barındıran insanlara isimler yakıştırırız. inançları oldukça yaygın olduğundaysa bunlara 'dinsel' deriz. eğer bunun aksi olsaydı bunlara 'çılgınlık', 'psikoz' ya da 'yanılgısal' dememiz daha olası olurdu... hiç şüphesiz ki aklıselimler sayıca fazladır ve yaratıcının yatak odası pencerenize yağmur damlalarını mors alfabesiyle çarptırarak sizinle iletişim kurduğuna inanmak zihinsel bir hastalığın kesin ıspatı olurken, bu yaratıcının düşüncelerinizi duyabildiğine inanmanın toplumumuzda normal olduğunun düşünülmesi aslında basit bir tarihsel kazadır. böylelikle dindarlar genelde çılgın olmazken, öz inançları tamemen öyledir."

    the end of faith adlı kitabından.
  • din ve nörobilim üzerine kitaplar yazmış,1967 doğumlu amerikalı yazar.
  • ted'de "bilim ahlaki soruları yanıtlayabilir" isimli konuşmasında, iyilik-kötülük, doğru-yanlış ile ilgili soruların bilim yardımı ile cevaplanabileceğini gösteriyor, insani değerleri şekillendiren ve yaşamın iyi olduğunu belirleyen ahlaki konularda bilimin bir otorite olabileceğini hatta olması gerektiğini öne sürüyor.
    http://www.ted.com/…ence_can_show_what_s_right.html
  • the end of faith isimli kitabı ile ilgili new york ethichal centre'da geçekleştirilen konferansın türkçe çevirisi'
    the moral landscape isimli kitabı ile ilgili bir konferansının türkçe çevirisi .
    ve
    science must destroy religion isimli bir yazısının çevirisi .

    edit: killer queen'in uyarısıyla linkleri güncelledim, çok da güzel oldu.
  • twitter'da söylediğine göre, bugün kendisine twitter'dan #asksamanything hashtag'iyle istediğiniz soruları sorabilirsiniz.