şükela:  tümü | bugün
  • samimiyete mugayir televizyon dunyasi noktalayamadığımdır;

    sunucu yaka mikrofonundan ülkemizi temsilen yurovizyona katılacak popüler dünyanın mühim bir isminin macerasının nasıl sonlanacağına dair sorular soruyor, koltuğa sırayla yerleşmiş, her biri kendi reklamı için başka bir abukluğa saplanmış, biri memelerini ta ki meme uçları görünene ve o kutsal olması gereken dünyasının belki de en hassas noktasını hiç edene kadar, öbürü sakalına, göbeğine ve sesine kurban olduğumuz luciano'nun yanında müzik eğitimi almış olmasıyla mutlu mesut yaşarken, bir gün kendisine altın tepsiyle sunulmuş olan popülerlik iksirinden içerek manasız projelere dahilinde o televizya senin bu televizya benim dolaşadurmuş, belki hangi ideallerini kibritle kül etmiş, sunucu yaka mikrofonundan, stüdyoya getirilmiş olan, eğitim amaçlı yapılmış iç organları gösteren insan vücudu modeline bakıp, "meğerse içimiz ne fenaymış" diye o organlara sanki pisliklermiş gibi bakarken, içinde bulunduğu stüdyonun spotları altında, birbirinden gerzekçe anneler günü mesajlarıyla, fakir ülkelerin fakir vatandaşlarının fakir hayallerine seslenen fakir eğlencesi yurovizyon'da kenan'ın yanında olduğumuza dair sloganlarıyla, aslında ne olup bittiğinden habersiz, hemen bir kaç adım ötelerindeki ünlüler gecenin bir yarısı, hatta sabaha karşı evlerine hususi dört tekerleklileriyle giderlerken, belki çekimlerin yapıldığı binanın hemen önünde kendilerini oluk oluk evlerine belki de evlerine bile değil, evlerine en yakın merkeslere bırakacak olan servislerin yine kendileri gibi fakir şöförleri canlı yayınlanmakta olan , birbiriyle konuşmayan, ancak ateş isteyeceği zaman diğerine yanaşan insanlardan oluşan bir toplumun sevgi ve diyalog açlığını giderme amaçlı, fakir beyinlerin ürünü tolk şovların bir an önce bitmesini beklerken, yaktıkları sigaraların dumanlarında, kendileri gibi fakir diğer şöförlerin, veya stüdyoyu pak eden temizlikçilerin, gecenin bir yarısı canlı yayınlanmış olan şovdan bilmemhangi eğlenceye doymuş olmanın gönül rahatlığıyla evine yönelmiş olan fakir bireylerin hepsinin sureti belirmiyor mu, elbette beliriyor, ısrarla nokta kullanmamaya çalışıyorum farkındaysanız, çünkü böylesi çalaklavye bir entiride nokta olmamalı, çünkü biliyorum ki; ben yazayım, öbürü yazsın, hiç farketmeyecek, tıpkı bu entirimde olduğu gibi bu anlattıklarımın merkez noktası olan 'samimiyete mugayir televizyon dunyasi' hiçbir zaman bir noktanın samimiyetini kaldıramayacak, bataklığa saplanmış olmanın kendisi bir kere noktalanamayacak, çok gariptir, yedikçe acıkırcasına bu dünyada izleyenler, izlenenler bir adımda yer değiştirebilirler aslında, bir adımda hepiniz meşhur olabilirsiniz, hepiniz sunucunun yaka mikrofonundan takdim edilebilir, hepiniz bir buçuk dakikalığına meşhur olabilirsiniz; alkışlar, gözyaşları, kahkahalar, kalkık hale getirilmiş iri memeler, tülün altından görünen geniş bacaklar, liseli gerizekalı çocuk için tam ışıklar sönmüş odasında, fakir anne babası yatmış, fakir hülyaları eşliğinde bu samimiyetsiz ortamda görmüş olduğu koca memeliyi tatlı tatlı değil, acı acı, kendi odasında, yatağında, bağırta bağırta becerebilmenin düşüncesiyle bile zevk suyunu akıtabilmenin fakirliğinde, odasında ışıklar yanar, zira hülyalarında işini bitirmiştir;

    sunucu yaka mikrofunundan seslenir; "anneler gününüz kutlu olsun", sunucu belki bilir belki bilmez, biz yığınlar halinde fakiriz, biz yüzyıllardır bu topraklarda fakiriz, biz ankara savaşı'nda timur'un fillerinin darmaduman ettiği bitki örtüsünden hala muzdaribiz, biz fakiriz, düşüncede fakiriz, kendimizi yetiştirmede fakiriz, kendimizi ifade etmede, kendimizi zincirler içinde hayallerini bile kurmamıza izin verilmemiş humanitas 'tan uzakta, yaşıyor olmanın değerinde, okulumuzda, kantinimizde, amfilerimizde, dersliklerimizde, akademinin koridorlarında fakiriz, kafamızın içindeki koridorlarda fakiriz, en kötüsü ne biliyor musun sözlük, biz çağlayanlar gibi akan bu saplanışlarımızın farkında bile değiliz, sunucunun yaka mikrofonunun elektrik parasını bile, hemen binanın dışındaki, onlar gibi fakir, bizler gibi fakir, hepimiz gibi fakir, 'program bitsin de, bir an önce eve gideyim' diye düşünen servis şöförleriyle paylaşacak kadar fakir, işte böylesi fakiriz koridorlarımızda, yaka mikrofonundan "haftaya görüşmek üzere" diyen adamın el sallarken, kanırttığı gibi; yine devam, yine devam, yine devam, samimiyete mugayir televizyon dunyasi, noktasını koyamadığım sefil şovlarım, işsiz güçsüz, mücadelesiz, sarpa sarmış fakirlerimle yeniden "haftaya görüşmek üzere", noktasını koyamadığım sefil entirim