şükela:  tümü | bugün
  • islami kaynaklara göre hz. musa sina dağına çıktığı sırada, kavmini* saptırıp, altından bir buzağıya tapmalarını sağlayan adam. nitekim sina dönüşü durumu gören sinirli bir musa ile karşılaşınca, akıbeti pek iyi olmamıştır.
  • (bkz: samaritan)
  • ibranice "s-m-r" fiil kökünden türemiş "görüp gözeten,bir şeyi dikkatle izleyen" anlamına gelmektedir. samirîler yahudiliğe benzer bir dine inanmakla birlikte yahudiler tarafından yahudi kabul edilmeyen bir topluluktur.
  • [defineye, altına aşık olmak, kafirliktir. altından put yapan kişi samiri sayılır!] feridüddin attar - mantıku't-tayr

    (bkz: altın buzağı)
  • m.ö. 722 senesinde kuzeyde yer alan israil krallığının asurlular tarafından son verilmesiyle ortaya çıkmışlardır. kıbleleri kudüs değil nablus'ta yer alan gerizim dağıdır. ibadet biçimleri ise yahudilere kıyasla müslümanlarınkine daha çok benzer.

    kutsal kitap olarak kabul ettikleri tevrat nüshası yahudilik nüshasından çok farklıdır. hatta arada 6.000 kadar fark mevcuttur. ibadet öncesi abdest alırlar. ibadet yerlerine halı ve kilim sererler. ibadet ederken rükû ve secdede bulunurlar.
  • "sâmirî, insanları yeniden buzağıya tapar hale getirmek için, musa’nın, (a.s) kavminden uzakta kısa bir süre geçirmesini fırsat bilerek bir buzağı heykeli yaptı. hâlbuki insanların tapınmaları için buzağı heykeli yapan bu kişi, tanrıtanımaz ve dinsiz değildi; bilakis, dine inanan hatta insanları dine davet eden biriydi." ali şeriati - dine karşı din
  • “oryantalistler ve günümüzde birtakım batılı akademisyenler sâmirî kelimesini, yahudi topluluğu olan “sâmirîlere mensup” olarak anlamaktadırlar. yahudi kaynaklarına göre, sâmirîlerin kökeni mö.722 yılındaki asur sürgünü'ne dayanmaktadır. hz. süleyman'ın vefatı sonrasında israiloğulları, kuzeyde israil, güneyde ise yehuda adıyla iki farklı devlete bölünmüştür. yehuda devleti'nde benyamin ve yehuda kabileleri, israil devleti'nde ise diğer on kabile yaşamıştır. kuzeydeki israil devleti, mö.722 yılında asurlular tarafından, güneydeki yehuda devleti ise mö. 586 yılında babil kralı bühtünnasr (buhtunnasır) (nebukadnetsar) tarafından yıkılmıştır. asurlular, israil devleti'ni işgal ettiklerinde buradaki on israil kabilesini mezopotamya'dan getirdikleri farklı milletlerle karıştırmış ve yeni bir etnik yapı oluşturmuşlardır. araştırmacılar bu yeni kimliği sâmirîler olarak adlandırmışlardır.”
    yasin meral - sâmirî'nin buzağısı, önsöz.

    “sâmirî kelimesinin etimolojisine yönelik rivayetler:
    1. sâmirî, yahudi mezhebi olan sâmirîlerdendir. bu çerçevede kelime, “sâmirîlere mensup” anlamındadır. bu iddia aynı zamanda “samaryalı”, “samireli” ya da “şomronlu” gibi anlamları da içermektedir.
    2. sâmirî, “sümerli” anlamına gelmektedir.

    sâmirî'nin adı ve özelliklerine dair rivayetler:
    1. israiloğullarının ileri gelenlerindendir.
    2. kirman beldesindendir.
    3. bacerma beldesindendir.
    4. adı, munca'dır. (bu ismin, mısır'da israiloğullarının çocuklarına yapılan işkenceler sırasında hz. musa tarafından kurtarılan miha'nın isminin yanlış noktalanmış hâli olduğu açıktır.)
    5. adı, musa b. zafer'dir.
    6. hz. musa'nın kıbti bir komşusu olup israiloğullarından değildir.
    7. münafık bir sihirbazdır.
    8. sâmirî'nin gerçek adı harun'dur.
    9. hz. musa'nın halasının ogludur.
    10. hz. musa'nın amcasının ogludur.
    11. ineğe tapan bir kavimdendir, sonra da israiloğullarına katılmıştır.
    12. sâmirî, hint asıllıdır.”
    — a.g.e, s. 106-107.

    “oryantalistler tarafından sâmirî'nin kimliğine dair farklı iddialar ortaya atılmıştır. heinrich speyer de sâmirî kelimesinin tanah'taki karakterlerden zimri ile olan ses benzerliğine dikkat çekmektedir. zimri'nin peor putuna tapmaları yönünde israiloğullarına öncülük edişiyle sâmirî'nin buna benzer rolü, bu tür bir ilişkilendirmede temel rol oynamaktadır.”
    — a.g.e, s. 111.

    “israiloğullarının mısır'dan çıkışlarının üzerinden çok fazla zaman geçmeden gerçekleşen buzağı hadisesinde mısır kültürünün etkili olduğu aşikardır. bu sebeple de sâmirî kelimesinin arapça ya da ibranice değil antik mısır dilinde olması kuvvetle muhtemeldir. kanaatimizce sâmirî kelimesi, mısır dilinde oğul anlamına gelen sa kelimesi ile sevgili anlamına gelen meri kelimesinin birleşiminden oluşmakta olup “sevgili oğul” anlamına gelmektedir. kelime, ingilizce eserlerde sa-meri, sa-mery, sa-mer şeklinde farklı formlarda yazılmaktadır. bu isimlendirime bazen sa-mery huthor yani “hathor'un sevgili oğlu” şeklinde devlet yöneticileri için de kullanılmaktadır. ayrıca mısır kaynaklannda sa-mer şeklinde anılan bir rahip sınıfı bulunmaktadır.

    mısır ve israiloğulları bağlamında “sevgili oğul” ifadesiyle akla gelen ilk kişi hz. yusuf'tur. nitekim hem tevrat hem de kur'an hz. yusuf'un bu sıfatından bahsetmektedir. ayrıca tanah'ta hz. yusuf'un oğlu efrayim için de “sevgili oğul” ifadesinin kullanıldığı görülmektedir. hz. yusuf, israiloğulları arasında mısır'da uzun süreli olarak ikamet etmesi ve karışık evlilik yaparak mısır bürokrasisinde önemli bir makamda görev yapması itibariyle hz. yakup'un diğer çocuklarından ayrılmaktadır. bu anlamda yakup'un oğulları arasında en fazla mısırlı olanlar yusufoğullarıdır. bu bilgiler ışığında sâmirî isimlendirmesinin, “sevgili oğlun kabilesinden” yani yusufî anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür.”
    — a.g.e, s. 113-114.

    ilginç bağlantılar:
    (bkz: yusufiye)
    (bkz: medrese-i yusufiye)
  • kur'an'da 4 surede adı geçen fakat hakkında ayet bulunmayan şahıs.
  • (taha - 85) dedi ki: "biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, samiri* onları şaşırtıp-saptırdı."

    ( taha-86) bunun üzerine musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. dedi ki: "ey kavmim, rabbiniz size güzel bir vaadte bulunmadı mı?size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? yoksa rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

    (taha-87) dediler ki: "biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, biz onları (ateşe) attık, böylece samiri de attı."

    mevdudi tefsirinde samiri meselesini şöyle yorumlar;

    * kelimenin sonundaki (ye) harfinden sâmirî'nin (o kimsenin) asıl ismi olmadığı anlaşılmaktadır. çünkü arapça'da bu harf kişinin memleketi, kavmi ve akrabalarıyla olan ilgisini göstermek için kelimenin sonuna eklenir. bundan başka baştaki (el) belirlilik takısı da sâmirî'nin aynı kabile veya memlekete mensup birçok kişiden sadece biri ve altın buzağıya tapmayı icad eden kimse olduğu anlaşılmaktadır. aslında bu konuda daha fazla açıklama yapmaya gerek yoktur, fakat bazı hıristiyan misyonerler ve batılı oryantalistler, kur'an'ı ve peygamber'i (s.a) bu konuda çok eleştirmişlerdir. onlar şöyle diyorlar (allah korusun): "bu, kur'an'ın yazarı olan muhammed'in cehaletini gösteren delillerden ve kur'an'da yer alan tarih hatalarından biridir." onlar bu saçma eleştiriyi, sâmirî'nin, israil krallığının başkenti olan ve bu olaydan çok sonra m.ö. 925'de kurulan sâmirîyeli bir adam olduğu fikrine dayandırmaktadırlar. bundan yüzlerce yıl sonra israiloğullarıyla yabancıların karşılıklı evlenmeleri sonucu sâmirîyeliler diye bir nesil türemiştir. sâmirîler altın buzağıya taptıkları için, bu eleştiriler peygamber'i (s.a) sadece kulaktan dolma duyduğu şeylerden yararlanarak bu hikayeyi uydurmakla suçlamaktadır. bu eleştiriciler, hz. peygamber'in (s.a) bu konuda komşu kabilelerden bir şeyler duyduğunu ve daha sonra kur'an'ın içine soktuğunu söylemektedirler. sadece bu değil, onlar kisra'nın adamlarından biri olan haman'ın kur'an'da firavun'un veziri olarak geçtiğini de söylerler.

    ne yazık ki bu sözde bilginler, eski zamanlarda bir kabile veya bir yerde aynı isimle anılan sadece bir kimse olduğunu ve aynı isme sahip başkası veya başkaları olabileceği ihtimalinin yok olduğunu düşünüyorlar. bunlar, hz. ibrahim zamanında ırak ve çevresine sümerliler diye bir grup insanın yerleştiğini bilmiyorlar veya bilmek istemiyorlar. hz. musa zamanında ırak'dan mısır'a göç etmiş, sâmirîler diye bir topluluk yaşamış olabilir. bunun yanısıra, kitab-ı mukaddes'e göre (ı krallar, 16: 24) sâmirîye şehri semer'den alınan bir tepe üzerine kurulmuş ve ondan sonra sâmirîye adını almıştır. bu da, sâmirîyeliler ortaya çıkmadan semer (veya sümer) adında bir topluluğun yaşadığını ve bunlardan bazı kabilelerin "sâmirî" adını almasının mümkün olduğunu göstermektedir.