şükela:  tümü | bugün
  • sanat filmlerinde plan ve sahneler neden uzun oluyor şeklinde ifade edilmesi gereken sorun.(genel olarak sanat filmi diye anılan filmler normal sürededir veya daha kısadır.)
    butona basıp cevap veriyorum:
    hayatın dinginliğini, sıradanlığını, sıkıcılığını, geçmek bilmeyen zamanı vb.seyirciye de hissettirebilmek için plan veya sahneler uzun tutulur.
    seyircinin karakterle özdeşleşmesi istenir.bu aynı zamanda seyircinin kendisiyle de yüzleşmesi anlamına gelmektedir.
  • aslında kısa olan sanat filmleri, uzun ve sıkıcı olansa her gün sömürüldüğümüz bu düzendir diye karşı önerme sunduğum sorunsaldır.

    edit: imla.
  • yönetmen, anlatmak istediğini yedirerek, rahatça ve oldukça realist anlattığındandır. bir de ''sanat filmi'' dediğiniz filmler genelde bağımsız yapımlar olur. bu durum da filmi yapanların belirli çizgiler içinde değil de daha rahat, daha kendi istedikleri şekilde, daha sınırsız yapmalarını sağlar. yüksek bütçeli yapımlarda genelde yapım şirketinin çizdiği şablon ve çerçeveler dahilinde çekilir filmler çünkü yapım şirketi o kadar para akıttığı filmin herhangi bir yerden patlamasını istemez. bağımsız yapımlarda koy göte istediğimizi yaparız rahatlığıyla filmin süresi de uzar, işeme planı da uzar, elma da düşer kısacası istenilen çoğu şey yapılır ve bu da gerçek sinemayı ortaya çıkarır.
  • ben hep 45 dakika izlediğim için sorun olmayan sorunsal.

    (bkz: 45 dk. uzaklara bakmalı gıcık sanat filmi)
  • arkadaşın biri şöyle demiş ki genelde sanat filmlerinin sıkıcılığı konusundaki eleştirilere hep aynı cevap gelir:
    "hayatın dinginliğini, sıradanlığını, sıkıcılığını, geçmek bilmeyen zamanı vb.seyirciye de hissettirebilmek için plan veya sahneler uzun tutulur.
    seyircinin karakterle özdeşleşmesi istenir.bu aynı zamanda seyircinin kendisiyle de yüzleşmesi anlamına gelmektedir."

    sanki bunu seyreden seyirciler paralel evrenden, çok harala gürele bir patırtıdan, marstan geliyor da dünyada insanların hayatının sıradanlığı, sıkıcılığı, geçmek bilmeyen zamanı hiç yaşamamış bu konularda dünyadan bîhaberler! sinema dahisi(!) yönetmenlerimiz de bunu beyaz perdede insanların yüzüne vurarak bir farkındalık neyim oluşturdukları sanısıyla sanatçı havalarına giriyorlar, elleşmeyin lan adamlara.
    sanatçı onlar, dahi! -de,-da anlamında değil :) bildiğin dahi!
  • esas itibariyle ana fikri; insanın özüne ulaşmaktır.

    onun günlük hayatındaki rutinine, sıradanlığına, çevre-merkez (burada siyasi kavramlar da ele alınabilir) etkisi altında yaşadıklarına ve biyolojik varlığı/doğası/içgüdüleri ile toplumsal rolü/mecburiyetleri arasındaki çatışmayı anlatmak, yani bir nevi, "ona ait olmayanları göstererek, onun gerçeğini kavramak" amacıyla uygulanan bir yöntemdir.

    bir insanın uzun uzun sigara içmesi, farz-ı misal, onun hayat akışından kaçışını ifade etmesinden tut, kapitalist sistemle arasındaki bağa kadar, birçok farklı düzleme çekilebilir. zaten sanat filmi diye ayırmamız (genelde böyle bir tanım yoktur) bundan kaynaklıdır.

    mesela resim sanatını ele alalım. oradaki öznellik hat safhada olmakla beraber, ressam kadar, ona anlam yükleyen kişinin de öznelliği devrededir, haliyle ne anladığın, ne ifade ettiği doğrudan iki kişi arasındadır. bu bağ, diğer sanat alanlarında da geçerli olan, onları pahalı eserlere çeviren temel olgudur.

    çıkışı ise gayet basit bir mantığa dayanıyor; hollywood'a tepki. post modernizmin, modernizme eleştirileri gibi düşünebilirsiniz. modernizmi yerden yere vurur, fakat tanımını dahi onu ele alarak yapar, kendi başına bir tanım/tasvir ortaya koymaz. post modernizm, modern olmayandır ama modern olanın tanımı daha ayan beyandır.

    bu uzun uzun bakışmanın nihai hedefi, patlamalı, çatlamalı filmler ile insanları okşayan yapımlara bir meydan okumadır. sinemanın daha büyük bir şeye -hayat amacını aramak gibi- hizmet etmesi gerektiğine inananlar, onun tıpkı resim, heykel gibi bir seviyeye çekilmesini arzu ettiler. büyük bütçeli filmlerin bunu atladığına, klasik formüller kullandığına (meşhur, story kitabı bunu anlatır) haliyle de "formülüze" edildiğini savunarak, sadece para kazanma aracı olduğuna dikkat çekerler.

    hakeza, günümüzde sinemanın ucuzlaması, onların yaşam ve etki alanını büyüttü. eskiden para kazanmadan sinema yapmak daha imkansız bir mevzuydu ve tarkovsky ya da ünlü fransız yönetmen godard gibi klişe kırıcı, arkasında devlet ya da sanat çevresi desteği olmayan insanlara daha uzaktı. yani bunları bulunca, gerçek bir picasso etkisi oluşuyordu.

    fakat artık şartlar değişti, sonuçta insanların sık ulaşabildiği, çok sayıda çekilen filmlere maruz kalmaya başladık. sanat filmleri, tepki olarak doğdukları hollywood sinemasına benzedi. garip bir döngüye girildi, kendi kuralları oluştu;

    1- uzun sekans/planlar,
    2- sıradan/kaybeden insan odaklı senaryo.

    bunlara da alışabilirdik fakat her şeyde olduğu gibi, türkiye'ye yansıması daha acınası oldu.

    türkiye'de sanat filmi çekmek, karlı bir iş alanına dönüştü. başta devletten olmak üzere, euroimages gibi kurumlardan alınan paralar sayesinde herkes buraya üşüştü. "madem türk sineması ekolü yok, biz buradan yürüyelim, hem ucuz, hem paralı" anlayışı sayesinde ortalık (güya) sanat filmleriyle doldu taştı.

    sigara içen adamın aslında bir anlamı yok, sadece zamanı dolduruyor, ee seyirci de salak değil, bunu anlıyor. o yüzden yerden yere vuruyor.

    hollywood'un üç perdeli yapısını eleştirsen amenna, ama tek yaptığın uzun film çekip parayı cukkalamak olunca seyirci isyan ediyor. sonra savunma anında geliyor; "halk anlamıyor" halk aslında sizin kurduğunuz tezgahı anlıyor da ses çıkarmıyor.

    her yıl onlarcası çekiliyor, daha yüz bin barajını geçen tek kişi nuri bilge ceylan. geri kalanı para kazanmadan, hayrına mı yapıyor sanıyorsunuz?

    türk sineması buna mahkum kaldı, o ayrı bir şey.

    ama eskiden yapılma nedenine saygı duyulur, günümüzdeki haline şüpheyle bakılır, türkiye'deki durumuna ise anca küfür edilir.
  • hayatında bir yere bakıp dakikalarca, saatlerce düşünmemiş kişilerin sorunu. ne kadar acele edersen et kardeşim, dünyaya yetişemeyeceksin. ayrıca, sanat filmleriyle ilgili tek sorunun süreyse eğer sen de kış uykusu'nu, fanny och alexander'ı falan izleme. şunları izle bak:

    (bkz: üç maymun) - 109 dakika
    (bkz: ta'm e guilass) - 95 dakika
    (bkz: såsom i en spegel) - 89 dakika
    (bkz: jungfrukällan) - 89 dakika
    (bkz: vivre sa vie: film en douze tableaux) - 80 dakika
    (bkz: rashômon) - 88 dakika
    (bkz: walkabout) - 100 dakika
    (bkz: zerkalo) - 108 dakika
    (bkz: ida) - 82 dakika
    (bkz: days of heaven) - 94 dakika
    (bkz: iklimler) - 101 dakika
    (bkz: yeraltı) - 107 dakika
    (bkz: mommo) - 94 dakika
    (bkz: skammen) - 103 dakika
    (bkz: la double vie de véronique) - 98 dakika
    (bkz: la haine) - 98 dakika
    (bkz: krótki film o milosci) - 86 dakika
    (bkz: un chien andalou) - 16 dakika
    (bkz: vengo) - 90 dakika
    (bkz: la jetée) - 28 dakika
    (bkz: waking life) - 99 dakika
    (bkz: noviembre) - 104 dakika
    (bkz: rosetta) - 95 dakika
    (bkz: sonbahar) - 99 dakika
    (bkz: à bout de souffle) - 95 dakika
    (bkz: yumurta) - 97 dakika
    (bkz: süt) - 102 dakika
    (bkz: bal) - 103 dakika
    (bkz: gölgesizler) - 94 dakika
    (bkz: c blok) - 92 dakika
    (bkz: deux jours, une nuit) - 95 dakika
    (bkz: eraserhead) - 89 dakika
    (bkz: pi) - 84 dakika
    (bkz: en passion) - 101 dakika
    (bkz: ıvanovo detstvo) - 95 dakika
    (bkz: stranger than paradise) - 89 dakika
    (bkz: gabbeh) - 75 dakika
    (bkz: persona) - 85 dakika
    (bkz: trois couleurs: bleu) - 98 dakika
    (bkz: trois couleurs: blanc) - 91 dakika
    (bkz: trois couleurs: rouge) - 99 dakika
    (bkz: smultronstället) - 91 dakika
    (bkz: annie hall) - 93 dakika
    (bkz: det sjunde inseglet) - 96 dakika
    (bkz: a ay) - 100 dakika
    (bkz: nun va goldoon) - 78 dakika
    (bkz: un condamné à mort s'est échappé ou le vent souffle où il veut) - 99 dakika
    (bkz: au hasard balthazar) - 95 dakika
    (bkz: mouchette) - 78 dakika
    (bkz: pickpocket) - 75 dakika
    (bkz: quatre nuits d'un rêveur) - 87 dakika
    (bkz: tabutta rövaşata) - 75 dakika
    (bkz: kasaba) - 85 dakika
  • öncelikle bu bir sorunsal değildir. sanat filmleri uzundur diye bir şey de yok. sıkıcı sanat filmleri takipçisi biri olarak bu gerçeklikten keyif alırım. fakat bunu sevmeyen arkadaşları çok iyi anlıyorum. uzun bir süre ben de sevmedim.

    şöyle bir örnekle bunu neden sevdiğimi açıklamaya çalışayım;

    sanat kaygısı olmadan üretilmiş bir filmde, 500 metre ileriden gelen bir kadını izlersin.

    sanat kaygısı olan ya da sanat filmi olarak üretilmiş bir filmde, 500 metre ileriden gelen bir kadını beklersin.