şükela:  tümü | bugün
  • sanatçı olmayan bir insanın egosunu basit bir gezegen temsil etsin, bunlarınki kuasardır. yeminle. nispeti o derece.
  • "sanatçının egosunun şişkin olması normaldir. anormal olan sırf egosu şişkin diye kendini sanatçı sananlardır."

    *

    .

    edit.
    bu naçizane aforizmayı gülben ergen ve hülya avşar'a ithaf ediyorum.
    onlar çıktı kuradan.
    aralarında paylaşsınlar.
  • şimdi size bir anımla beraber sanatçı egosundan biraz bahsetmek istiyorum.

    bir kaç sene evvel devlet senfoni orkestrasının konserine gitmiştim. mükemmeldi, kesinlikle gitmelisiniz. benim için gözlem yapabileceğim ve yanımdakiler sıkıcı olduğu için kendi kendime eğlenebileceğim şahane bir ortam tabii.

    hanımlar, beyler şıkır şıkır herkes sanat kompetanı adeta. aynı havalı hanımlar tuvalette ekmek kuyruğunda gibi sıra bekliyorlardı, neyse. biletler 10 lira gibi oldukça makul; vestiyer ise 5 lira gibi çöşş seviyesinde olduğu için montumu yanıma almayı tercih ettim.

    konser başladı, resmen müzik ziyafeti bol alkışlısından. bir yandan müzikleri özellikle açıp dinlemediklerimi bile bildiğime şaşırıyorum, bir yandan uyumak için özellikle açıp dinlediğim müziklerde uyanık kalmaya çalışıyorum.

    sonra farkettim ki bugs bunny ve looney tunes ekibi sağolsun çocukken bunlarla büyümüşüz. şimdikiler gibi "çişimiz tuvaleteeeğ" seviyesinde değil.

    bir süre sonra alkış işi iyice çığırından çıktı. 1,5 saat boyunca her şarkı bitiminde uzuun uzun alkışla, konuk sanatçı varsa o gelince alkışla, tekrar şarkı bitiminde orkestra şefi sanatçıyı biraz öne alıp alkış bekler; tekrar alkışla, o biter orkestrayı işaret eder alkışla... bitti mi? hayır. mağrur bir duruşla bir adım öne çıkar baş selamı verir alkışla, yetmez seyirciyi işaret eder bu kez herkes birbirini alkışlar.

    öehh.

    her alanda değil ama özellikle sahne sanatlarıyla uğraşan sanatçılarda böyle garip bir ego, alkışa karşı fetiş duygular var. bir resim, heykel, karikatür sergisine gittiğinizde sanatçı ya da katılan sanatçılar adına bir belki iki kişi açılış konuşması yapar, bitince alkışlanır, sonra hep beraber sergi salonu gezilir. kimse bir resmi görünce dur bir alkışlayım demez, sanatçı heykelini işaret ederek alkış beklemez.

    beğeni ve takdiri alkış üzerinden değerlendirirsen egon dağları aşar, ben saksı değilim seviyesine gelirsin, saygınlıkta kalmaz.

    bu kadar alkıştan bahsettim madem kendime bir "alkışlarla yaşıyorum" armağan edeyim. esen kalın.
  • hakkında aşağıdaki şekilde ayıklanmış filmler seyredilerek fikir sahibi olunabilecek insanlık hali.

    (bkz: ex drummer) (hakan günday sever)
    (bkz: de helaasheid der dingen) (kuzey kafası)
    (bkz: oslo 31. august) (kuzey kafası)
    (bkz: reprise) (kuzey kafası)
    (bkz: bright star) (cilvelenmeli)
    (bkz: la grande bellezza) (reyizin affı yok)
    (bkz: el ciudadano ilustre) (affı olmayan reyize af yok)
    (bkz: brad's status) (craig fisher karakterine dikkat)
    (bkz: the player) (eğlenceli 90'lar aroması)
    (bkz: los abrazos rotos) (aksiii, naleeettt)
    (bkz: pod mocnym aniolem) (celil abinizin sırlar sandığından)
    (bkz: swimming pool) (bu filmde attırmıştım diye hatırlıyorum, allah affetsin)
    (bkz: akiresu to kame) (şirin)
    (bkz: paterson) (şirin bir tersten deneme, ağlatmıştı beni karanacı)
    (bkz: searching for sugar man) (tersten göz doldurmalı)
    (bkz: fleuve noir) (alttakinden önce veya sonra seyredilebilir)
    (bkz: dans la maison) (üsttekinden önce veya sonra seyredilebilir)
    (bkz: un illustre inconnu) (con artistlisi, sanatçı dayının oğluna söylediklerine dikkat)
    (bkz: true crimes) (film kötü, şüpheli karakter incelenebilir)
    (bkz: hitchcock) (yoruma gerek yok)
    (bkz: velvet buzzsaw) (numunelik ekledim)
    (bkz: new york stories) (life lessons segment'inde nick nolte'nin tripler)
    (bkz: howl) (2010 olan tabi)
    (bkz: proof) (1991 olan, hugo reyizin tripleri)
    (bkz: anni felici) (celil'in mezarlığından)
    (bkz: a patch of fog) (kleptomanili)

    not : şöyle bir öğlen abanması yapayım dedim. bu filmleri seyreden insan genel olarak daha az gıcık bir insan olabilir kanısındayım. bazılarını captain obvious'luk olmasın, gereksiz yer işgal etmesin diye yazmadım. işte numune woody attım.
  • önce uruguaylı'ya bir not: güzel liste. coşkunuz hız kesmesin sevgili kardeşim, öforiniz eksik olmasın. böyle devam edin lütfen.

    hangi yönetmen söylemişti hatırlamıyorum. dijital çağda hâlâ koca koca hantal kameralar kullanarak tanrı rolü oynamak isteyenler var gibisinden bişilerdi.
    anlamlı bir alıntıyla katkı sunmak istediğim entry. durkheim'in adına anomik intihar dediği ortak değerler yitiminde, kubbesi çatırdayan dindi. büsbütün saydamlaşma yaşanan küresel modern çağla beraber ikinci bir gözden düşmeye maruz kalanın sanat ve sanatçı olduğunaysa kuşku yok. gözden düşme yerine başka tabirler de bulunabilir. neyse, erbabı varken ben aradan çekileyim. donald kuspit'in metis yayınları'ndan olma sanatın sonu kitabından ufak bir kuple işimizi görür:
    jacques barzun, "din olarak sanatın yükselişi" adlı o müthiş değerlendirmesinde on dokuzuncu yüzyılda sanatın "önceki dinlerin etkisinden kurtulanlar için manevi alana bir geçiş haline geldiğini" yazıyordu. bugün sorgulanması gereken şeyse, birçok sanatçı hala sanat yapmanın kendilerine "kahinlik ve peygamberlik özellikleri" verdiğini düşünmeye devam etse de, sanat dininin neden etkisini yitirdiği ya da sanatın neden artık manevi alana yönelik bir geçiş olmadığıdır. gerçekten de çağdaş sanat, sanki manevi alan diye bir şeyin olmadığını beyan etmek istermişçesine bu geçişi engellemiştir. sanatçı hala kahin ve peygamber olduğuna inanabilir -hiç kuşkusuz böyle düşünmek onu rahatlatan bir şeydir- ama toplumun genelinde bu inanç artık kabul görmemektedir. sanatçı artık bir zamanlar olduğu gibi "insani mükemmellik örneği" değildir, "insanın en yüksek ifade biçiminin sanat olduğu" da eskisi kadar açık bir gerçek değildir.
  • why do you send fools to judge my work?

    (bkz: michelangelo)