şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı'nın birinci sanayi devrimini neden gerçekleştiremediğine dair tarihçi olan bir arkadaşım şöyle bir yorum getirdi;

    sanayi devrimi öncesinde avrupa'da feodal yapı bozulmuş olsa da birçok zengin aile vardı, osmanlı'da ise devlet geleneği olarak türk ailelerinin zenginleşmesinin hep önüne geçilmişti sebebi ise zengin bir türk aile demek iktidara tehdit demekti (çandarlı örneğinde olduğu gibi) paşalara, şehzadelere, cariyelere bile altından çok arazi ev gibi daha çok taşınmaz mülkler verilirdi ve bilindiği üzere bunların paraya çevrilmesi söz konusu değildi çünkü bütün mülkün sahibi neticede padişahtı dolayısı ile osmanlı'nın en çok kazanan aileleri hep gayrimüslim ailelerdi onlarda genel olarak kuyumculuk ve bankerlik gibi işler yapardı dolayısı ile sanayi devrimi gerçekleşince bu yeni teknolojiye yatırım yapacak zengin bir aile bulmak neredeyse imkansızdı tabi ki bu ve buna benzer birçok neden var ama bu yorum bana oldukça garip geldi konuyla alakalı bilgisi olan arkadaşların yorumlarını da merak ediyorum açıkçası.
  • sanayi devrimi, makinenin devrimi de diyebiliriz.

    sanayi devrimi, dönemin filozoflarını insanlık adına umutlandırmıştı. filozoflar düşünüyorlardı ki, tüm bu makineler insanların yaptığı işi devralınca, insanlar rahat bir nefes alacak. böylece sanata bilime felsefeye vakitleri kalacak. oysaki hiçbir şey sandıkları gibi olmadı. insanlar fabrikalara sıkışıp kaldı. ve aynı filozoflar bu sebepten sanayi devrimine, “aklın çöküşü” dediler.

    üniversitede öğrendiğim ilginç şeylerden biriydi bu bilgi benim için.
  • sanayi devriminin avrupa’da başlamasının bir çok nedeni vardır, aydınlanma çağından beri gelen teknik birikim bu konuda yardım etmiştir ve bir çok bilim adamı ve mucit yetişmesinin önünü açmıştır. ancak temel motivasyonlardan birisi ise merkantilizm ile desteklenen üretim ve ihracat yapma kaygısıdır. sürekli daha fazla üretme ve satma kaygısının yanında artan üretim talebi ile üretim maliyetlerinin artmasını isteyemeyen kapital sınıf insan etkisini azaltma yoluna gitmiş ve makineleşme desteklenmiştir.
  • özellikle dönemin ingiltere'sinde sosyal yaşam, aile hayatı ve insan psikolojisi üzerinde korkunç etkileri ve izleri olan süreç. devrim ve onun ardı sıra ivmelenerek devam eden sanayileşmede, çocuk işçiliğinin bir realite olarak ortaya çıkması ve çocukların ağır iş koşulları altında çoğunlukla hayatlarını kaybetmeleri önemli bir vakadır. yeni çocuk sahibi olan aileler de bu durum karşısında kendi aralarında bebeklerini takas etme yöntemini geliştirmişlerdir. böylelikle aileler kendi çocukları öldüklerinde bunu asla öğrenemeyecek ve haliyle acı yaşamayacaklar; kendi yanlarına aldıkları çocuk öldüğündeyse bu nasıl olsa benim öz çocuğum değil diyerek içlerini soğutacaklardır.
  • aslında yanlış isimlendirilen (kasten böyle yapılmış) devrimdir. devrim olan şey sanayi değil "üretim teknikleridir". üretim üzerine konuşulup düşünülmeden, üzerine aforizmalar üretmek sadece laf kalabalığı olur.

    bir yandan da felsefî konuşmalar yapmak isteyenlerin, ağızlarını doldurarak belirttikleri dönemin adıdır ama gerisi pek gelmez. genellikle atıftan ibaret kalır.

    yukarıdaki entaride, suser kardeşin belirttiği şekillere benzeyen bir çok "sosyolojik" ve "sosyo-ekonomik" etkilerinin etraflıca irdelenmesi de elzemdir. sadece kapitalizm vs komünizim - sosyalizm perspektifinde irdelemek, bohem toplantıların içi boş muhabbetlerinden öte geçmez...

    üretim teknikleri...bak, dikkat et kardeşim: "üretim" diyorum; insan dahil...

    vaktim olduğunda ve unutmazsam üzerine yine karalarım bir şeyler...ayrıca konu hakkında "gerçekten" düşünceleri olan suser kardeşlerin entarilerini okumaktan da büyük keyif alıyorum...
  • 18. yüzyılda (bkz: ingiltere)’de insan ve hayvan gücüne dayalı üretimden makineleşmeye geçilmesi ile başlamıştır. bu konuda ilk alan dokuma olmuştur ki kol gücüne dayalı üretim yerine makineler ile üretim başlamıştır.
  • sanayi devrimin özü "enerjı"dir.
    bu yüzden günümüzde de devam etmektedir.bir baska deyisle: enerjiyi nereden aldigimiz ve nasil kullandigimizin hikayesidir.

    enerjiyi fosil yakitlardan alinmaktadir ve bunun kökeni fotosenteze dayanir.
    bu durumda ilk sanayi devrimini, canliligin ilk basladigi zamana dahi götürebiliriz. (fosil yakitlar- hepsinin kaynagi bitkiler veya oksijen acigacikaran canlilardir / yani fotosentez)
    18. yy da ıngiltere'de artan nüfus ile beraber kömüre olan ihtiyac artmisti ve britanya adasi bu konuda son derece zengindi. kömürü cikarmadaki en büyük problem; madenlerdeki kömür yer, alti sulari ile cevrelenmisiti.
    bu sirada:
    thomas newcomen adinda bir mucit, mutfagindaki cayin kaynamasini izlerken, caydanligin hareketlerini izlemeye baslar ve buharin kati objeleri hareketlendirdigini görür. eger buhari bir mekanizmaya hapsedebilirse, suyu disariya aticak pompalari hareketlendirebiliriz diye dusunur. bunu basardi (1705).

    bu teknoloji 18 yy ortalarinda (james watt), bu buhar pompasini pek cok farkli konumda kullanabilecegini dusunmeye basladi ve bunu bir motora donusturdu.

    18 sonu 19. yy baslarinda ilk donusumler tekstilde gorulmeye baslandi. el tezgahlari yerlerini buhar makinelerine birakti. üretim artti ve calisma kosullari zorlasti...
    bir baska donusum ulasim ve silah sanayinde yasandi. rayli sistemler olusup gelisirken, gemilerde de zirhli sistemler uygulanmaya basladi ve artik kömür yeterli enerjiyi saglayamiyordu . bu yuzen alternatif enerji olarak petrol kullanilmaya baslandi ve basarili olundu (kisa kesiyorum)

    anlatmak istedigim sey: sanayi devrimi dedigimiz seyin, aslinda enerjiyi dogru kullanma ve dönüstürme oldugudur.
    ınsanlik ve canlilik var olmak icin enerjiye muhtac oldugunu dusunursek, sanayi devrimi var olusumuzdan beri bizi yönlendirmeye, dönüstürmeye ve yasamimizin bir parcasi olmaya devem ediyor
  • en büyük etkenlerinden birisinin sermaye birikimini salayan coğrafi keşifler olduğu söylenir. zira coğrafi keşifler sayesinde amerika'dan gelen altınlar avrupa'da sermaye birikimini arttırdı.ancak neden sanayi devrimi avrupa'da başladı? tartışılmaz üstünlüklere sahip olan çin, o gün ki avrupa'dan çok daha gelişmişti. çinlilerin de avrupalılar gibi devlet kurabilecek kadar yiyecekleri vardı, dökme demiri ilk onlar kullandı, kağıt, barut, matbaa, siyasal güç, denizcilik vs. hepsi çin'de mevcut idi. kolomb'un çaputtan 3 gemisi atlas okyanusundan amerika'ya ulaşmadan yıllar önce allah'ın çinlisi hint okyanusunun bir ucundan öteki ucundaki afrika'nın doğu kıyılarına 120 metre uzunluğundaki yüzlerce gemiyle yaklaşık 28.000 tayfa gönderdiği söylenir. bunlara rağmen sanayi devriminin çin'de değil de avrupa'da ortaya çıkmasını açıklayan şahsımca en sağlam görüş "siyasi parcalanmışlık"dır. çünkü adamlar çin'de m.ö. 221 yılında siyasal birlik kurmuşlar. tek bir egemen dil, tek bir yazı sistemi mevcut. oysa avrupa'da siyasal birlik kurmak o dönemlerde söz konusu değildi. 14. yy'da hala 1.000 kadar bağımsız küçüklü büyüklü devletten söz edilir. 15. yy'da 500, 20. yy'da ise 25'e kadar inmiş bu devletler. bu bölgede günümüzde yaklaşık olarak 40-45 farklı dil konuşuluyor, her birinin kendine has alfabesi var, kültürel farklılıklar ise çin'e göre çok daha fazla. günümüzde bile avrupa birliğindeki uyuşmazlıklar bu kültür farklılığından ve bölünmüşlükten kaynaklanmaktadır.

    çin'de 15. yy başlarında az önce bahsettiğim gemilerin yurt dışına gönderilmesine çin sarayındaki bir kavga sonucu son verimiş. sonunda tersaneler kapatılmış, okyanus aşırı gemicilik yasaklanmış. aynı dönemlerde siyasi karar sonucunda suyla işleyen iplik eğirme makinelerini geliştirmeyi bırakmışlar. kısacası o dönemde tek bir siyasi otoritenin vermiş olduğu karara bağlı olarak -ki bu çin hükümdarıdır- sanayi devriminin eşiğinden dönülmüş. bu ve benzeri olayların örnekleri avrupa'da da mevcut. mesela 19. yy sonunda londra sokaklarının elektrikle aydınlatılmasını engelleyen yasanın çıkması. ama çin'in farklı bir yanı var. çünkü bütün o bölgede siyasal birliğini kurmuş bir ülke. dolayısıyla tek bir geçici karar, geriye dönüşü olmayan sonuçlar doğuruyor. çünkü o geçici kararın saçmalığını kanıtlayacak, yeniden başka tersanelerin kurulmasına odaklık edecek hiçbir tersane kalmadı.

    siyasi olarak parçalanmış bir avrupa'yı çin ile karşılaştırmak için en iyi örnek kristof kolomb örneğidir. kendisi batıya gitmek için önce fransa'dan gemi ister. olumsuz yanıt alınca bu defa portekiz kralından bu istekte bulunur. o da olmayınca medina-sedonia düküne başvurur. oradan da olumsuz yanıt alınca bu defa medina celi kontuna gider ve yine red yanıtı alınca ispanya kralına bu isteğin iletir. ilk başvurusu reddedilir ancak ikinci başvurusu kabul edilir ve kolomb yelken açar. eğer avrupa bu hükümdarlardan birinin buyruğu altında birleşmiş olsaydı, amerika kıtalarını sömürgeleştirememiş olabilirdi. ancak avrupa bölünmüş olduğu için yüzsüz kolomb beşinci denemesinde bir kralı razı etmeyi başardı. sonrasında ise klasik hikaye, avrupa'ya altın akmaya başladı. diğer avrupa ülkeleri de ispanyanın bu durumunu görerek oralara gemiler yollamaya başladılar. avrupa'da elektrikle aydınlanma, top, matbaa vs. yenilik konusu da hep böyle. her biri önce ilgisizlikle karşılandı fakat sonrasında bir yerde benimsendikten sonra avrupa'nın geri kalanına da yayıldı. bu nedenle çin'in siyasal ve teknolojik liderliğini avrupa'ya kaptırarak sanayi devrimine öncülük edememesinin altında yatan asıl sorun, çin'deki müzmin birlik ile avrupa'daki müzmin bölünmüşlüktür. bu sayede tek bir diktatörün veya hükümdarın aldığı karar çin'deki yenilikleri engelledi. devletlerden birisi bir yeniliğe yüz vermiyorsa öteki veriyordu ve böylece komşu devletleri de aynı şeyi yapmaya zorluyordu. çin'deki gibi avrupa'da bütün yeniliklerin musluğunu kapatacak tek bir despot olmadı. hitler, napolyon gibi olmaya çalışanlar olduysa da başarılı olamadılar.
  • avrupada , daha doğrusu ingiltere’de başlayarak tüm dünyaya yayılan sanayi devrimi bir yandan içinde yaşadığımız ‘modern’ çağın yaratılması noktasında ilk adımları atarken diğer taraftan da dünya çapında etkileri bugün bile gözlemlenebilen bir takım olaylara ön ayak oldu.

    en basit anlatımı ile, üretim tekniğinde meydana gelen değişim ve gelişim ile kendisini gösteren devrim, beraberinde büyük boyutlu verimlilik artışlarını getirdi.

    1770-1780’ lerden bailayıp 1914’e kadar uzanan dönemi kapsayan uzun 19. yüzyıl avrupa’daki ekonomik değişimin en göz alıcı olduğu dönemdir. sanayi devrimi yepyeni bir sayfa açmıştır. devasa su yolları, lokomotifler, tarımda kullanılan ve verimliliği çok büyük oranda arttıran makineleşme ile britanyadünya ticaretinin merkezi konumuna geliyordu. devrim ile birlikte gelen üretim artışı kendine yeni pazarlar arar hale geldi ve ihracatın ülke ekonomisindeki payı giderek artmaya başladı. britanya ihraç ürünlerinin değeri 1700-1750 yılları arasında ikiye katlanarak 1800 yılına gelindiğinde üç katın aştı. böyle bir durumda yeni pazarlar, yeni alıcılar çok daha önemli hale geliyordu. aranan yeni pazarlar, ekonomik askeri ve siyasal alanlarda britanya’ya rakip kıta avrupasıülkeleri olamazdı. en azından o dönemki siyasal karışıklık açısından pek mümkün görünmüyordu. bu ülkeler kendi iç pazarlarını, çıkarları olmadan - daha doğrusu rasyonel çıkarları olmadan- britanya ekonomisine açmazlardı. bu durumun farkında olan britanya için hedef görece daha az gelişmiş ülkelerdi. eric hobsbawm, britanya’nın sanayileşmesinin bilhassa hindistan ve diğer sömürgeler gibi görece az gelişmiş bölgelerle yapılan dış ticaret yoluyla beslendiği kanısındadır.

    sanayileşmesini dış ticaret ile besleyen britanya, kendi iç pazarını ise son derece sıkı önlemlerle korumaktaydı. (bkz: merkantalizm) kendi sanayileşmesini hindistan pazarı ile besleyen britanya, calcio kanunu ile pamuklu hint mallarının ithalatını yasaklamıştı. britanya ve hindistan ekonomik ilişki, taraflardan birisinin, diğerinden orantısız şekilde yararlandığı acımasız bir sömürgecilik ilişkisi olarak uzun yıllar boyunca devam etti. tarih boyunca sahip olduğu zenginliklerle gerek insanlık tarhinin eski uygarlıklarının, gerekse de modern batılı sömürge imparatorluklarının dikkatini çeken hindistan’ın, günümüzde içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal problemlerin temelinde de britanya başta olmak üzere diğer batılı ülkeler tarafından maruz bırakıldığı sömürgecilik faaliyetlerinin izlerini görmek mümkündür.

    hindisat üzerindeki ingiliz sömürgecilik faaliyetlerinin geçmişi 17. yüz yıl başlarına kadar uzanır. 1600 yılında, queen elizabeth dönemimin sonlarında kurulmuş olan ingiliz doğu hindistan şirketi, sadece dış ticarette faaliyet gösteren anonim şirketlerin an büyüğü olması açısından değil aynı zamanda ingiliz sömürge ve imparatorluk sisteminin kurulması noktasında etkili olması açısından da büyük önem taşımıştır. ingiliz doğu hindistan şirketi, ingiliz sömürgeciliğinim ciddi anlamda ilk adımı olmuştur. şirket yalnızca bir kaç yıl içerisinde ticari bir güçten politik bir güce dönüştü ve bu yolla ingiltere kıtanın büyük kısmında hakim politik ve ekonomik güç haline geldi. britanya ve hindistan arasındaki bu ilişki britanya açısından özellikle ekonomik alanda son derece kazançlı bir ilişkiydi. özellikle sanayi devrimini izleyen yıllarda bu kazanç ciddi boyutlara ulaşmıştır. yukarıda da belirttiğim gibi britanya’nım hindistan üzerinde yürüttüğü sömürgecilik faaliyetleri olmasaydı, üretimdeki artışın kazanç halime gelmesi çok da kolay olmayacak ve kim bilir devrimin etkileri bu derece gözlemlenemeyecekti. bu bir tahmin olmakşa birlikte şüphe götürmeyecek bir durum var ki o da; sömürgecilik faaliyetleri olmasaydı britanya dünya siyaseti üzerindeki hakim pozisyonunu kuvvetlendiremez ve sürdüremezdi. 19. yüz yıl boyunca britanya ihraç ürünlerinin değeri tam otuz kat artarak ulusal gelirin %40 ını teşkil edecek duruma ulaşmıştı. yeni ve kolay pazarların mevcudiyeti sayesinde ihracattaki bütüme oranı giderek yükseldi. 1820’lere gelindiğinde britanya’nın ihraç malları değeri fransa, avusturya, isviçre, benelüks ülkeleri ve italya’nın ihraç malları değerinin toplamını çoktan aşmıştı. ekonomik alandaki bu başarının ardında hindistan başta olmak üzere görece daha güçsüz olan ülkelerde yürütülen sömürgecilik faaliyetlerinin etkisi azımsanamayacak kadae fazladır.

    sömüren ve sömürülen arasındaki ilişkinin etkileri sömürü faaliyeti son bulsa dahi devamlılık arz eder. her iki taraf içinde etkiler, asırlar sonrasında dahi gözlemlenebilir. çünkü sömürü, bir coğrafyanın bir milletin o an dahip olduğu kaynakların ele geçirilmesi ve kullanılmasından öte, sömürülen halkların geleceklerinin ve hayallerinin de çalınmasıdır. bu noktada ingiltere ve hindistan’ın 2018 yılı için ekonomik performanslarını karşılaştırmak yerinde olacaktır. dünya bankası verilerine göre 2018 yılı için ingilter’nin gayri safi yurt içi hasılası 2.8 trilyon amerikan dolarıdır. aynı değer hindistan ekonomisi için söz konusu dönemde 2.7 trilyon amerikan doları olarak gerçekleşmiştir. 2018 yılı verilerine göre 66 milyon nüfusa sahip olan ingiltere’de kişi başına düşen milli gelir yaklaşık olarak 41 bin amerikan doları iken aynı değer hindistan için yaklaşık olarak 2 bin amerikan dolarıdır. her iki ülke içinde gelirin tam olarak adaletli dağıtıldığını varsayacak olursak, bir ingiliz vatandaşının geliri hindistan vatandaşına göre 20 kat daha fazladır. kişi başına düşen milli gelir rakamlarındaki devasa farkın yaşam kalitesi ve refah düzeyi üzerine etkilerinin son derece derin ve keskin olacağı açıktır. tabi ekonomik gelişmişlik ve beraberinde gelen refah düzeyindeki bu farkın tek nedenini, uzun yıllar süren sömürü ilişkisi olarak ortaya koymak son derece yanlış olur. demek istediğin sanayi devrimi ve beraberinde gelişen kaçınılmaz süreçler bazı coğrafyalar için olumlu sonuçlar doğrumuşken bambaşka coğrafyaların kaderlerini de belki de hiçbir zaman değiştirilemeyecek şekilde etkilemiş olabilir.

    kaynak isteyen olursa yeşillendirebilir.
  • su gücüyle çalışan atölyelerin olması sanayi devriminin buhar enerjisi ile başladığı gerçeğini değiştirmez. yeldeğirmenleri de buharlı makinelerden önce vardı. akarsuların kinetik enerjisiyle çalışan değirmenler osmanlı imparatorluğu'nda da vardı. önemli olan makineleşmenin getirdiği çıktı miktarıdır. buhar enerjisinin kontrol edilebilmesi sayesinde alınan çıktı, devrimsel nitelik taşıdığı için adı sanayi devrimidir.

    iki aşamada gerçekleşmiştir.

    ilk aşaması buhar enerjisine dayanır. buharı elde etmek için kömüre ve demire ihtiyaç duyulur. kömür, buhar ve demirin birleşimi sanayi devriminin ilk döneminde kullanılan buharlı gemiler, buharlı lokomotifler, buhar enerjisi ile çalışan makineleri ortaya çıkardı.

    makineleşmenin sayesinde üretim devrimi yaşandı. eskiden iptidai atölyelerde el becerisi ile yapılan işler, makineleşmenin getirdiği avantajla daha hızlı ve daha çok miktarda üretime imkan verdi.

    sanayi devriminin ikinci aşamasını içten yanmalı motor ve petrol temsil eder. içten yanmalı motor sayesinde buhar enerjisi ile çalışan makinelere göre daha verimli ve daha ufak boyutlarda makineler üretilmeye başlandı. bu dönemde demirin yerini çelik aldı. içten yanmalı motor, petrol ve çeliğin birleşimi ortaya otomobilden, zırhlı savaş gemilerine, uçaktan, tanka kadar makineleri çıkardı. bu makineler hem ekonomik hem de askeri alanda insanlığın yeni bir aşamaya geçmesine imkan verdi.

    ve tabii ki elektrik.

    hakkında sayfalarca yazılabilecek yukarıdaki hususları joel mokyr'ın şu makalesi gayet derli toplu bir şekilde açıklamış.

    edit: rahmi m. koç müzesi'nin paylaşımındaki buharlı traktör sanayi devrimi görseli gibi.
hesabın var mı? giriş yap