şükela:  tümü | bugün
  • 8 sene önce bir gün sandal kiraladığımız aklıma geldi. nehrin durgun akan yüzünü kürek dalıp çıktıkça kırıştırıyorduk, sonra geri düzeliyordu. güneşli hava, hafif esen rüzgar, üstümde siyah-beyaz desenli bir elbise (acaba ne oldu o elbiseye?), üşüdüğüm için de leylak rengi ince bir hırka. salıncakta da sallanmıştım o gün, doğru bak...

    insan zihni işte, bir kelimelik başlığı sol frame'de görüp nereden nereye uçuyor...
  • girisiyle mustafa sandal'a (90lardaki hali tabii) selam cakmis yuzyuzeyken konusuruz sarkisi. ben de diyorum sarkinin adi neden sandal.
  • yoldan çıktım geldim
    kuyuya düştüm kendim
    tırmandım parmaklarımla
    kirlensin tırknaklarım da

    nakaratıyla henüz çıkmış yüzyüzeyken konuşuruz şarkısı. bu aralar türk gruplarımızın synth'i keşfetmesiyle hafif tame impala rüzgarları esmeye başladı. bu güzel bir şey ama hala enstrümental olarak bir doluluk vermiyorlar bize. bu şarkı da bunun bir örneği.
  • bozcaada'da bir restoran.

    4 kişi için gelen mezelerin fiyatlarının 4, porsiyonlarının neredeyse 1 kişilik oluşu (öyle anlatıldığı gibi çok da iyi değillerdi ayrıca), ana yemeğin bir kaç defa hatırlatılmasına rağmen getirilmemesi ve son olarak hesabın kontrol edilmesiyle birlikte 100 küsür liralık bir fazlalık tespit edilmesi ile keyif kaçıran mekan.
  • yeni nesil indie grupların synth'i keşfettiği anın resmidir.

    şarkı efsane.
  • bilmiyorum ben mi çok abarttım ama çıktığından beri günde en az 20 kere dinliyorum. içinde yaşamak istiyorum. şarkıya ikametgah aldırmak için napmam lazım acaba.
  • sandallı bir film izledim, adını hatırlamıyorum.

    adamın biri denizin ortasında sandalda tanımadığı bir adamla baş başa kalmış, aralarındaki git gelli ilişkiyi anlatıyor film. mevzu tam o değil, filmi izlerken öğle vakti bir telefon geldi. bir yandan gözlerim ekranda filmi izliyor, diğer yandan telefonda konuşuyorum. haliyle ekranın sesini kıstım telefondaki zatı duyabilmek için. telefonda ciddi bir şey konuşulmasına rağmen bir ara dinleme konsantrasyonumu kaybettim, sesi kısık filmdeki sandal sahnelerine daldım, beri yandan "he he... evet. hı hı... aynen" gibi dinlemediğimi apaçık bir şekilde gösteren ama karşı tarafın anlayamadığı kelimeler çıktı ağzımdan. sonra, ne oldu bilmem, "ben seni arayacağım canım birazdan" dedim, telefonu kapattım.

    geçmiş zaman yalan olmasın, helipkopter mi ne geldi, kurtardılar ikiliyi sandaldan, film bitti. sonra muhatabımı arayayım dedim, aradım da, "en son ne konuşuyorduk, kusura bakma telefon geldi de, ona bakmak zorunda kaldım" dedim, bildiğin yalan. muhatabım anlatmaya devam etti kaldığı yerden, ben "he he... evet hı hı... aynen" demeye devam ettim. meğer filme takıldığımdan değilmiş, muhatabın anlattığı konu ya da kendisi sıkıcıymış.

    evet, serin hikaye biliyorum, bazen böyle şeyler yaşıyoruz sevgili sözlükçüler.
  • hem hüzünlü hem değil şarkısı. hem neşeli hem değil şarkısı da.

    tam güneye giderken gece vakti arabada dinlenecek şarkı. varacağın yere az kaldığını anlatır belki. belki de anlatmaz.
  • 90'lar havası barındıran şarkı. sanki mustafa sandal'ın bir şarkısının giriş melodisi gibi, belki de gerçekten melodiyi alıp temposunu değiştirdiler. bu yüzden de çok güzel bir şarkı olmuş.
  • yaz biterken loop'a alinip icinde kaybolunasi sarki. kendileri hakkinda soyle buyurmus; "tüm dijital platformlarda ve terk edilmiş yazlık diskolarda.”