şükela:  tümü | bugün
  • çocukluğu anne ve babası doktor olmasından dolayı hastane köşelerinde geçmiş taylandlı yönetmen apichatpong weerasethakul'un otobiyografik özellikler taşıyan filmidir. hastane ortamında geçen hikâyeyi üç parçada ele alan yönetmen ilk parçada dişil özelliklere odaklanır, ikinci parçada eril ve son parçada yin yang misali bütünlüğü yakalar. tayland da hakim olan budist kültür üzerine kurulu olan film reenkarnasyon temalı ilginç diyaloglar barındırmaktadır. budist rahipler çok tavuk eti yedikleri için kötü karmaya sahip olduklarından ve rüyasında tavuklar tarafından kovalandığından şikâyet eder. ilk seyredişte kavraması dikkat isteyen bir film olduğunu da belirtmek gerekir.
  • weerasethakul'un izlediğim ilk film oldu ... filmi izledikten sonra ingilizce kritikleri okudum , kendi fikirlerimle örtüşmeyince bir an '' allah allah yanlış film mi izledim acaba'' diye düşünmedim değil. benim film hakkındaki düşüncelerim genelin biraz dışında çünkü ben bu filmi modernite sürecinde insanlığın değişimi olarak görüyorum biraz.

    - doktorların yaşlı budistin anlattığı hurafe niteliğindeki hikayelere , sanrılara karşı verdiği reaksiyonlar bana eski bir düşünce yapısının bulunduğunu ancak mantıksal çizgide artık toplumda bu tür düşüncelerin var olmadığını gösterdi.

    çünkü garipseyerek karşılıyorlardı , budist anlattıkça bilimsel bir açıklama getirmeye çalışıyorlardı. doktor bunu saçma görüyordu , gülümsüyordu. ancak budistin yanında bekleyenler gülümsemiyordu hikayeyi duydukça.

    demek ki neydi? bu düşünce yapısı eskiden genele hitap ediyordu. budistlerin anlattığı hikayelere insanlar koşulsuz inanıyorlardı. aksini iddaa edicek bir fikirleri yoktu. teslim oluyorlardı, fazla tavuk yediğin için kireçlenme oluyor bunlarda ürik asit var diyemiyorlardı mesela.

    o yüzden doktor - hasta ilişkisini iki farklı jenerasyonun çatışması olarak görüyorum filmde.

    gelelim doktor kadına...

    doktor kadın karakteri , bir erkekten hoşlanmaya başlıyordu ancak yaptıkları bir gezide erkek karakterin kendisine hoşlandığı kişiye açılma hususunda akıl danışması hislerinin karşılıksız olduğunu ortaya koyuyordu.

    doktor kadın kendisine hediyeler getiren ,fakat birşeyler hissetmediği kişiye karşı başlangıçta şans vermeyecek gibi duruyordu ancak daha önce yaşadığı bu olay neticesinde bu kişinin öğle yemeğine çıkma isteğini reddetmemişti. çünkü mantığı ağır basıyordu bu kararı verirken , kalbi değil.

    erkek doktor karakteri ise yukarıda bahsi geçen kadın doktordan hoşlanıyordu , bunu siz ikiniz nereye gideceksiniz sorusuna aldığı , öğle yemeğine cevabından sonra gösterdiği sessiz tepkiden anlayabiliyoruz.

    erkek doktorun kendisini bekleyen bir sevgilisi var , ancak o sevgiliyi gerçekten kalbi istemiyor. onu üremeye dair iç güdüleri ve mantığı istiyor ...başlangıçta alakasız gibi görünen ereksiyon sahnesi bununla ilgilidir.

    yani uzun lafın kısası ; kadın karakter de , erkek karakter de partner seçiminde mantığını kullanıyor , destansı aşk yok , göz yaşı yok, insanın içini kıpır kıpır eden sevgiye dair bir belirti yok alışık olduğumuz filmlerdeki gibi.

    bu yüzyılın insanını farkediyorsunuz. ardından protez sahneleri geliyor , ve yaşlı kadınlardan birisinin kameraya uzun uzun bakışıyla kamera geri çekiliyor. bu bakış filmin , film yapısını kırıp tamamını bir belgesel formatına itiyor. insanların ruhsal yapısını , davranışlarını bu yüzyıla ait heykellerle ilişkilendiren sahneler yerini alıyor.

    bu yavaş ağır çekimler modern süreci , modern yaşama geçiş sürecini heykellerle genel kitle üzerinden anlatıyor. film içerisinde sürekli olarak vurgulanan reenkarnasyon , önceki hayatta var olunan şekil -boyut - yapı gibi sorular ve karşılığında verilen önceki hayatta da insandım cevabı . bu tür düşüncelerin geride kaldığını ifade ediyor.

    önceki hayatında insan olmadığını düşünen tek karakter diş problemi olan budist keşiştir. o da yaşamını bu yüzyıl içerisinde hala ileriye değilde geçmişe dönük yaşadığı için bu düşünce yapısından kurtulamamaktadır. bu nedenle reenkarnasyona uğramadan önce farklı olduğunu düşünmektedir.

    doktora gidip sorununa çare bulamayınca içilebilecek mucizevi bitki tavsiye eden yaşlı budist , istediği hayatı yaşamayıp dj olmayan keşiş çağın gerisinden takip ediyorlar ve modern sürece uyum sağlamaya çalışıyorlar.

    şarkıcı olmak isteyip bunu hobi olarak yapan onun yerine dişçi olup insanların ağzıyla uğraşan karakter ne kadar saçma bir yaşam sürüyorsa. yönetmen bu karakterle insanların istemediği veya çokda sevmediği işlerde çalıştığını , insanların sisteme kendisini adapte etmek zorunda olduğu gerçeğini yansıtıyor.

    sesi çok güzel olabilir , ancak hayatta kalmak için getirisi yeterli olmayan bir mesleğe sahip diye düşünmenize sebep oluyor bu karakter. film bireyden yola çıkıp (kadın -erkek , erkek-kadın ilişkileri) , tayland toplumuna ardından final sahnesindeki toplu dans sahnesiyle tüm insanlığa değiniyor . kucaklıyor bir şekilde ...

    filmdeki modernizme dayalı anlatı dili bana antonioni filmlerini anımsattı ister istemez. yavaş ,ağır ağır süzülen kamera hareketleri ise tarkovsky'nin ayna filmindeki odada dolaşan kamerasını hatırlattı. yönetmen belliki bu isimlerden oldukça çok etkilenmiş...

    filmin son yarım saatindeki o yavaş kamera hareketleri oldukça hoşuma gitti. çok iyi bir görüntü yönetmenine sahip bu film.