şükela:  tümü | bugün
  • "suçlu olarak yargılanan değil"; "hakkında suç isnadı olan kişi." daha ii tanımlar. bir insan yargılanmadan da sanık olabilir. yani her yargılanan sanıktır ama her sanık yargılanan değildir. yargılanması için hakkında dava açılması lazım. örneğin, polisçe gözaltına alınan çok hücreli ve düşünen can sanıktır. savcı bu zatın ifadesini alırken de bu sanıktır fakat ne polis ifadesi ne de savcılık ifadesi sırasında henüz yargılama aktivitesi gerçekleşmemektedir. hatta ve hatta savcı sorgu için bunu hakime gönderir ve hakim de bunu sorgular; bu aşamada bile yargılama sözkonusu diildir. yani demek ki neymiş: yargılama safhasına geçmeden de sanıklık sıfatına nail olunabiliyormuş.
  • (bkz: şüpheli)
  • (bkz: maznun)
  • jodie foster'ın başrolde oynadığı 1988 yapımı film. ingilizce adı the accused.
    http://www.sinemalar.com/film/3317/sanik
  • a (b'ye): "sen çok iddiacısın* oğlum!"
    b: "bunu her yerde tartışırım, ben iddiacı değilim."
    a (ortaya): "başka sorum yok, sanık sizindir*."

    (bkz: zanlı/@ibisile)
    (bkz: sanmak/@ibisile)
  • bir ceza işlediği düşünülen insanla ilgili soruşturma açılır. bu kişi soruşturma sırasında şüpheli sıfatını taşır. ardından, eğer bu kişinin suçlu olduğuna "inanılırsa" savcılık tarafından, o zaman soruşturma -> iddianameye dönüşür. savcılık bir iddianame yazar. iddianame, mahkeme tarafından kabul edilirse, şüpheli; sanık olur.

    yani, ceza almanız için size dava açıldıysa; siz sanık durumuna düşmüşsünüzdür.

    sanık demek suçlu demek değildir.