şükela:  tümü | bugün
  • güzel bir yüzyüzeyken konuşuruz şarkısı.

    http://youtu.be/ckn-_8cdf0w

    edit:link yenileme.
  • enfes ötesi bir yüzyüzeyken konuşuruz şarkısı

    sözleri:

    yanlış cevaplarla gitti doğrular
    merhaba; benim adım boş bırakılan sorular
    üstümden geçen bulutlara inanmam
    onlar her zaman biraz hüzün taşırlar
    sen benim, sensizliğimin başlangıcı oldun,
    boş sayfalara doldun

    bu akşam ayrı bir hoşsun, sanırım sarhoşsun

    evi terketmen iyi oldu bir bakıma
    ben zaten uyuyamam ışıkta
    önsözlerini atlayarak geçtiğin
    o çok ünlü olmayan kitaplarındaki gibi
    sen benim, sensizliğimin başlangıcı oldun,
    boş sayfalara doldun

    o akşam ayrı bir hoştun, sanırım sarhoştun

    bu akşam ayrı bir hoşsun, sanırım sarhoşsun

    http://vimeo.com/24126466
  • çaylakken başlığını açtığım, o zamanlar deli gibi dinlediğim şarkı.

    bu şarkıyı güzelleştiren şeylerden biri de, video'da şarkının sonuna doğru arkadan geçen otobüsün şarkıyla uyumlu bi şekilde çaldığı kornadır.
  • derin bir "offf bee" çektiren şarkı..
    bazı akşamlar vardır ki bazıları çok hoş olurlar.. ve sanırım sarhoşdurlar. yalnız işte uzaktan bakmakla yetinirsiniz.
  • bir yüzyüzeyken konuşuruz şarkısı, sözler süper e müzik zaten çok samimi <3
  • - abi bu kız kim? ne kadar tatlı lan.

    + o kızdan uzak dur.

    onu ilk gördüğümde içimde oluşan kıpırtının çıkardığı ses, kulakları oldukça hassas birisi tarafından duyulabilirdi. ancak ondan uzak durmalıydım çünkü öyle tavsiye edilmişti. ama ben hayatımın hiçbir döneminde tavsiyelere uymamışımdır.

    fiziksel açıdan memnun edici ancak ruhsal açıdan yıpratıcı bir dönemden geçiyordum; elimi tutmaya çalışan her kadından elimi geri çekip, başka uzuvlarımı tutmalarını söylediğim bir dönemdi. rezil bir hayatın pençesinde eriyip giderken tek isteğim mutlu olmaktı. sonra onu gördüm. sadece görmekle kalmamıştım, aynı zamanda aşık da olmuştum.

    ankara sokaklarının yağmurla yıkandığı bir akşamda, esat'ın yağmurun bile temizleyemediği sokaklarında yürürken farkettim ona aşık olduğumu. bir şeylerin farkına varmak benim için her zaman güzel bir duygudur. ancak bu sefer farklıydı. sadece güzel değildi, heyecanlıydı da... oysa ona aşık olmam çok saçmaydı, zira bana tavsiye edilmemişti. tamam tavsiyelere uymam dedim, ama konuşmanın aslında biraz da tehdit vardı. tehditleri dikkate almak gerektiğini öğreneli çok olmuştu. ama gönül tehditlere boyun eğmiyordu. nasıl eğsindi? onun gözlerindeki gülümseme binlerce yılda dövülmüş bir çeliği bile eritebilirdi. gönül haklıydı, çünkü çelikten yapılma değil, birkaç hücrenin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir organdı.

    aşıktım. bunu ona söyleyemezdim. bazı şeylerin zamanı vardır derler. aslında sevmenin zamanı yoktur ama ona bunu söylemek için zamana ihtiyaç vardı. bu sürenin ne kadar olacağını kestiremiyordum. beklemeyi bilen ama seven birisi değildim. korkuyordum. çünkü beklemek sadece beklemekti. hiçbir şeyin gerçekleşmediği, aynı zamanda da birçok şeyin akıp gittiği bir zaman aralığıydı beklemek. bekledim.

    bekliyordum. sonra bir akşam "sinemaya gelsene sende" dedi. geldim. filme girmeden önce hızlıca biralarımızı yudumlamaya çalıştığımız an, henüz bardağın dibindeki bira sonlanmadan hayatımdaki en değerli anılardan birisi haline gelmişti bile. film çıkışını iple çekiyordum. çünkü bir kez daha bira içecektik. içtik. çakmakla şişe çevirmece oynamaya başladık. bana sorduğu "aşık olduğun biri var mı?" sorusuna cevap vermeyi o kadar çok istedim ki sadece böbrek üstü bezlerim değil, bütün salgı bezlerim -imkansız olmasına rağmen- adrenalin salgılamaya başlamıştı. söyleyemedim.

    söyleyemedim. sonra kafamız güzel oldu. söylemeyi planladım, ancak daha önce de bahsettiğim gibi; zamanlama en önemli şeydi. oturduğumuz bardan kalkıp son otobüse yetiştiğimizde gülüyorduk. zaten bütün gece gülmüştük. eğer bir kadın gülüyorsa bu iyi bir şeydir. evet, gülüyordu, bu iyi bir şeydi ve bana şu soruyu sordu: "aşık olduğun kadın kim?". "neyi duymak istiyorsun?" diye cevap verdim. anlamıştı.

    anlamıştı. sonra "sen bir şey demeden ben sana neden aşık olduğumu açıklamak istiyorum" dedim ve 20 dakika boyunca ona neden aşık olduğumu anlattım. şaşkındı. çünkü beklemiyordu. ama gülüyordu. daha önce de dediğim gibi; bir kadın gülüyorsa bu iyi bir şeydir.

    iyi bir şeydi. o düşüncelerini söyleyemeden benim ineceğim durağa gelmişti otobüs. oysa otobüsler duraklara hiç bu kadar erken gelmezlerdi. olsundu. önümüzde bu konunun konuşulmaya devam edeceği aylar vardı. gerçi o zaman bunu bilmiyordum.

    bilmiyordum. onun düşüncelerini tahmin ediyordum ancak bunu nasıl ifade edeceğini bilmiyordum. ertesi sabah pek konuşamadık. akşamında ise bir konser çıkışı ankara'nın en soğuk tepelerinden birisine gittik. takvim yaprağının 9 ocak'ı işaret ettiği o muazzam soğukluktaki günde, aklını kaybetmiş iki avare misali yürüyorduk. soğuktan ellerimin kanadığını hissediyordum ama önemli değildi. çünkü o yanımdaydı ve onun yanında sıcacıktım. "düşüncelerimi merak ediyorsun değil mi?" dedi. merak ediyordum.

    merak ediyordum. acaba nasıl dile getirecekti bunu. kelimeler tane tane döküldü ağzından. söyleyeceği her şeyi biliyordum. ama bana düşüncelerini söylediğinde aklıma gelen ilk değerlendirme "olumsuz görünümlü, olumlu bir konuşma" olmuştu. her şey güzel olacaktı. emindim.

    emindim. ona aşık olduğumdan, onu sevdiğimden, onunla çok güzel günler yaşayacağımdan... sonra ocak ayının yağmurlu bir gününde, telefonda sesini duydum. "akşam istersen ben arkadaşlarla buluşmadan önce seninle bir şeyler içebilirim"... o an kalbim, heyecandan titreyen göz bebeklerimin ritmine eşlik etmeye çalışıyordu. çünkü onunla bir şeyler içecektik.

    bir şeyler içecektik. yağmurun dindiği ama ardında kokusunu bıraktığı o günde, teraslı bir kafenin terasında, başka kimsenin oturmaya cesaret edemediği o soğuk terasında gözlerine bakıyordum. "sanırım seni öpeceğim" dedi. ama romantik bir şeyler gerekiyordu.

    romantik bir şeyler gerekiyordu. içeriye gidip garson arkadaşa "la vie en rose çalabilir misiniz?" dedim. şarkı çalmaya başladığı sırada "dans edelim mi?" diye teklifte bulundum. birini dansa kaldırmak her zaman komik gelmiştir bana ancak ilk kez komik gelmiyordu. aksine o an bunu yapmazsam 50 yıl boyunca kendimden nefret ederdim gibi geliyordu. ankara çok soğuktu.

    ankara çok soğuktu. ama dudakları, dudaklarıma değdiği anda bütün zaman-mekan sürekliliği anlamını yitirmiş, tüm mevsimler kaybolmuş, sıcağın ve soğuğun olmadığı bir yer haline dönüşmüştüm. o an sorsalar dünyanın en güzel yeriydim. gözlerimin içi gülüyordu. gözlerinin içi gülüyordu. sanırım sarhoştu.

    sanırım sarhoştu. ben de sarhoştum. sanırım mutluydu. ben de mutluydum. mutluyduk.
  • sevdiğim ama çok uzun zamandır dinlemediğim şarkı, şimdi hatırlayınca ne güzel oldu. (keşke daha güzel bir kaydı olsa)

    "sen benim sensizliğimin başlangıcı oldun" çok güzel, ince, şairane
  • insanı aşık olmadan hayali birine aşık eden şarkı. ayrıca günün birinde bi' adama aşık olursam eğer, deli gibi söyleyeceğimdir kulağına.
    içmeden sarhoşum şu şarkıyla. yemin ediyorum.
  • icip icip ayrildigi sevgilisini arayan er/hatun kisinin telefonda alacagi cevap:

    -chok osssledim yhaaaa

    - sanirim sarhossun.

    yazardan okura bir tavsiye: kafan guzelken arama, normalken ara. birlikte guzellesin.
  • inanılmaz bir şekilde kesmeşeker grubunu hatırlatan bir yüzyüzeyken konuşuruz şarkısı