şükela:  tümü | bugün
3472 entry daha
  • az önce dikenli bir kaktüsün yerini değiştirmeye calışırken tam bir salak gibi kaktüsten tutup değiştirmeye çalıştım. nasıl dikenli bir şey lan o öyle, üç parmağımda minik minik sıyrıklar oldu. hala acıyor.
  • geçenlerde istanbul üniversitesi, edebiyat fakültesi'nde sınavım vardı zaten dört senemi hunharca ziyan ettiğim yerdi ve bir ay önce de vizelere girdiğim yer ve sınıftı ulan zaten demedim, girişte yardımcı olan abilere yine sordum sınıfımı ve katımı, tarife göre başladım merdivenleri çıkmaya. orası olabileceğini düşündüğüm koridora gittim, iki sınıf vardı, ikisi de değildi. bir kat yukarı çıktım, bir yandan ulan geçen geldiğimde bu kadar çıkmamıştım sanki,diyerek. korku filmi seti gibi karanlık koridora geldiğimdeyse nefes nefese, dank etti kafama, yok burası değil, diye önünden geçtiğim sınıftı canına yandığım ve ben dört sene artı bir önceki sınavı hiçe sayarak görmezden gelmiştim kendisini ama aynı zamanda uzun zamandır yapmadığım kadar da sağlam bir salaklık yapmıştım işte, saygılar!
    edit; şöyle bir düşündüm de yanlışlıkşa bir kat çık, geri in filan derken rahat bir dakika harcamışımdır ama dakikalık salaklıklar, diye başlık var mı ki?
  • kafamdaki gözlüğü 20-30 dakika boyunca aramak.
    koltuğun altına, tuvalete, mutfağa defalarca baktım, bulamadım.
    sonra elimle koymuş gibi buldum
  • vakti zamanında beni peşinden baya koşturan, hep "aha oluyor" dediğim anda da "yok ya olmuyor" diyen bir kız vardı. kafası biraz karışıktı, gerçi benim de karışıktı ya, orası uzun bir hikaye.

    bu zamanların en iyi zamanlarına denk gelen bir gece geç saatlere kadar beraber takıldık. saatlerce içtik. her şey güzel gidiyordu. sonra nevizade'de bir balkonda karşılıklı sigaralarımızı tüttürürken yanağımdan öptü ve gözlerimin içine bakıp "sana gidelim mi" diye sordu. işte o anlarda, gözlerimin içine bakıp bunu dediği anlarda, bir yandan da kocaman bir ehmeh bıçağıyla karnımı deşse sanırım fark edemeyebilirdim. bir kadından böylesi bir teklifi ilk defa almıştım ve sevincimden ne diyeceğimi bilemedim. bilemedim! utanmasam hüngür hüngür ağlayacak, balkondan tüm beyoğlu'na "oley be oley" diye bağıracaktım. n'olur beni yadırgamayın. ruhum ele geçirilmişti ve ben bundan ölesiye mutluydum. hayvan gibi sevinçli olduğum anlaşılmasın, salak gibi görünmeyeyim diye hemen cevap vermedim. sigaramdan bir fırt daha çekip "bilmem, olabilir sanki" diye karşılık verdim. içimden de "mınaaa koduğumunun artisti, aha gelmeyecek şimdi aha gelmeyecek" diye söylenip durdum. neyse ki korktuğum gibi olmadı. "e hadi o zaman kalkalım" dedi. gözüme perde ve perdeler indiğinden koşarak gidip, hayvan gibi kabarık tüm hesabı tek seferde karttan zart diye çektirdim. "son bi tuvalete gidelim mi" dedi. "gidelim, kadınlar tuvaletinin kapısında beklerim seni" dedim.

    lavaboda yüzümü yıkarken içimde hem sevinç hem de endişe vardı. durduk yere aynaya bakıp "lan???" deyip duruyordum. sonra hışımla tuvaletten çıktım ve o'nu beklemeye başladım. beş dakika geçti, on dakika geçti, halen tuvaletten çıkmamıştı. lan yoksa sıçıyor muydu? "inşallah sıçıyordur" diye temennide bulundum. bir beş dakika daha geçtiği anlarda ne yapacağımı bilemedim. telefonunu aradım ama açmadı. sonra mekanın elemanlarına kızı tarif ederek "tuvaletteydi çıktığını gördünüz mü" diye ağlar şekilde sorular sordum. kimisi "sktir git aq ya" der gibi baktı, kimisi de "çıktı sanırım" dedi. hışımla ahşap merdivenleri 4'er 5'er atlayıp aşağı indim. kalabalık nevizade sokaklarına ağlar gözlerle baktım. o'nu aradım ama yoktu. çaresizlik içinde bir sigara yaktım ve son bir ümitle merdivenlere doğru döndüm. süzüle süzüle merdivenlerden iniyordu. makyajını tazelemişti. çok güzel bir ruj sürmüş ve çok güzel gülüyordu. yanıma geldi. "hani tuvaletin kapısında bekleyecektin" dedi. ne diyeceğimi bilemedim. "ehe" diyebildim sadece. evet ehe!
293 entry daha