şükela:  tümü | bugün
  • yasujiro ozu'nun son filmi olmasının yanı sıra onun iyice saflaştırdığı sinemasının, geçmişle hesaplaşmasının, uzlaşmasının ve şimdisini kabullenmesinin en olgun ürünlerindendir.
    filmi ozu sabiti chishu ryu sürükler. kızının evlenmesinden korkmakta olan bu işadamı, çevresinden örneklerle beraber durumunun farkına varacak ve kızının iyiliğini düşünmeye başlayacaktır. film, japonya'nın savaş sonrası kendiyle ve modernle hesaplaşmasıyla da desteklenerek kurulacak ve çözülecektir. işıl ışıl setsuko hara'nın yerini daha basit bir oyunculuk sergileyen ve ne yazık ki daha taze* diye nitelendirmek zorunda olduğumuz shima iwashita almıştır ryu'nun kızı olarak. o da aslında masahiro shinoda'nın gediklisi bir oyuncudur.
    filmin en muhteşem yanlarından biri de ozu'nun renkli sinemayı nasıl kendi tarzının yararına kullanabildiğinin göstergesi olmasıdır. her ne kadar equinox flower'dan beridir renkli filmler çakiyor olsa da, bu filmdeki renkli donukluğun tadı başkadır.
    yine dönüp dolaşıp yaş, evlilik, diğerlerini düşünmek gibi temalar etrafında dönen bir film yapmasına rağmen/yapması sayesinde yarattığı etki inanılmazdır.
    ingilizce adı "an autum afternoon" diye geçer genelde. her ne kadar imdb'de ozu'ya başlamak için iyi bir film olduğunu yazsalar da, "yok canım daha neler"dir. bu filmi anlamak ve sindirmek için önce bir fırın ozu izlemek gerekir. öyle de bir yeri vardır. öte yandan ilk kez izliyorsanız da izleyin dert değil, sonra tekrar izlersiniz!
  • filmin ismini ilk duyduğumda, drama olduğunu da bildiğimden; i said saçlar no dedim kabilinden bir çeviriyle 'sanma no aji' olarak kabullendim. 'sanma ki acı yok', oysa bu filmin içeriğine de uyuyordu. ancak ayşe arman'la-yosujiro ozu'yu aynı entride yazmanın dayanılmaz hafifliği üzerine mevzudan hızla uzaklaşıyorum.

    demem o ki, filmin ana malzemeleri;
    nefis müzik, hulusi kentmen havasındaki babacan adam*, ama arkadaşlar iyidir, en az üç çocuk doğurun, japonlar ikinci dünya savaşı'nda kaybetmeselerdi nolurdu alt metni/paralelinde filme dair politik okumalar, upuzun diyaloglar, konusunu kısa bir text/plotta okuyan insanın 'aa ensest mi var yoksa?' sorusunun aksine saf bir içerik/sinema ve bolca da naiflik.
  • renkli ozu çetrefilli bir şey.. nasıl üstesinden gelmiş derseniz, kübist çekmiş filmi.. akıl almaz.. almaz..
  • 60 yaşında vefat eden yasujiro ozu'nun son filmi. bu filmi tamamladıktan bir yıl sonra vefat etmiş -işin ilginci doğduğu gün ölmüş, tesadüfe bak. 12 aralık 1903'te doğmuş, 12 aralık 1963'te ölmüş-. filme dönersem... ozu'nun favori aktörü chishu ryu bu filmin de başrolünü üstlenmiş. yönetmenin favori aktrisi setsuko hara'ysa bu filmde yok. yerini onun kadar parlamayan, onun boşluğunu dolduramayan shima iwashita almış. birkaç ozu filmi izledikten sonra gözler ryu dışında hara'yı da aramaya başlıyor. hakikaten bambaşka bir aurası vardı aktrisin. neyse. film aslında 1949 tarihli banshun filminin neredeyse aynısı. banshun'da ryu'yla hara baba-kızı oynarlar. film, babanın kızını evliliğe ikna etmeye çalışmasını, kızın ise babasından ayrılmak istemeyişini konu alıyor. e bu film de bunu anlatıyor. gene baba "kızının evlilik zamanı geldi de geçiyor," cümlesini duyunca ve talip de çıkınca kızını evlendirmeye yelteniyor, kız gene "evliliğin meraklısı değilim, babamla yaşamaktan mutluyum," diyor. iki filmdeki ortak cümlelerin sayısı hiç de az değil. neredeyse remake diyeceğim ama farklar da yok değil.

    banshun'da babanın işine pek odaklanılmazdı. burada babanın iş yeri sıkça gösteriliyor, arkadaşlarıyla ilişkisine daha fazla değiniliyor, üstelik bu kez tek değil, üç evlat sahibi ama gene dul. sıradan adamın sıradan yaşamı iyi işleniyor ama nedense banshun kadar başarılı bulmadım. gene de keyifle izleniyor, babanın iş arkadaşlarıyla muhabbetleri neşelendiriyor, finalde üzüyor. ozu diz/yer hizasındaki kamera kullanımından son filminde de vazgeçmiş. her zaman yaptığı gibi kamerayı yere sabitleyip evdeki sahneleri öyle çekmiş. renk kullanımıysa başarılı. banshun'da olduğu gibi burada da amerika'nın japonya'daki etkilerine değinmiş. banshun'da japonlar beyzbol maçını izlerlerdi. buradaysa golf sporu önplanda. babanın asker arkadaşı üzerinden ozu amerikan kültürünün japonya'da yayılmasına dair üzüntüsünü de ifade eder. öte yandan savaşın üstünden yıllar geçmiş olsa da ozu savaşın etkilerini de son filminde dahi işlemekten vazgeçmemiş, eski asker üzerinden "savaşın niye kazanılmadığını, kazansalardı neler olacağını" sorgulamış. galiba bu mevzuların hepsi pek çok filminde mevcut. henüz fazla filmini izlemedim ama izlediğim filmlerin ortak tarafları epey fazla. bir dede gibi durmadan aynı öyküleri anlatsa da ozu'nun filmlerini izlemek keyifli.