şükela:  tümü | bugün
  • lan ben bu adadaki tum yerlesimi o meshur yamaclarin uzerindeki koyden ibaret saniyordum. oradakilerin yasam sartlarinin ne kadar zor olabilecegini dusunuyor ve hafiften uzuluyordum.

    lan megerse adanin diger tarafinda plajlar, denizle ayni rakimda koyler de varmis. yani benim gibi hafiften uzulenler varsa uzulmesin bu ibnelere, secenekleri var yani.
  • bu adaya gitmeniz için binlerce lira harcamanıza da gerek yok.

    bodrum'dan kos'a gidiş dönüş 17 euro, kos'tan da santorini'ye gidiş dönüş 50-60 €'ya ulaşmanız mümkün. (gidiş dönüş 160 lira civarı)

    adada yüksek sezonda bile bizim parayla kişibaşı 60 - 70 tl'ye konaklayabilirsiniz.
  • güneşli bir öğlen üzeri geminizin güvertesine kurulur denizi, deniz tuzunu, lirik yunan şarkılarını, aşkları, umutları, yitik hayatları, batık kıtaları, gemi enkazlarını, yüzünüzü yaz güneşinde hafifçe okşayan egenin meltemini, mavi pencereli yüksek tavanlı bembeyaz evleri, yunan tanrılarını, tanrıçalarını, yalnızlığı ve sonsuzluğu hatırlatan doğanın yarattığı harikayı en sonunda görebilmek için giritten yola koyulursunuz. 4-5 saat sonra kayıp kıta atlantise ulasacaksınızdır. ortalık kararmaya başlamıştır bile, deniz ve gökyüzünü ayıran belirgin maviler ilk önce laciverte sonra da gecenin karanlığına bırakır kendini. birden santoriniye yaklaştığınıza dair anonsu duyarsınız. kalderaya girmişsinizdir artık ama santorini belli etmez kendini, atlantis gibi kayıptır. her yer zifiri karanlık. biraz sonra uzaklarda 300 metre yukarıda uçurumların kenarında bir kasabanın ışıkları belirir. karaya çıkarsınız. binlerce turist tüccarı karşılar sizi, türksünüzdür bu tür durumlara alışkınsınızdır, size kene gibi yapışır bu turizm tüccarları, peşinizden yüzlerce metre dil döker yüz vermezseniz küfür ederler. her ne kadar beklediğiniz romantik başlangıç olmasa da neysedir. bu adada daha 2 hafta kalacaksınızdır zaten. sizi thyra kasabasına götürecek otobüse biner ve bir sarmaşık ağacı gibi uçurumun kenarında kıvrıla kıvrıla yükselen yolda ilerlemeye başlarsınız. gece olmasına rağmen deniz seviyesinden yukarılara tırmandıkça, kaldera ve adanın ışıkları gözlerinizin önüne serilmeye başlar. radyoda haris alexiou çalmaktadır, ena limani i angalia mou. derin bir nefes alırsınız ve nefesiniz kesilir. gecenin karanlığında pek ilgi çekici olmayan yollardan thyra'ya ulaşır, ana caddesinden geçerek youth hostel'a ulaşırsınız. derme çatma yapılmış resepsiyonda buranın sahibi 60lı yaşlarında bir yunanlı amca vardır. yorgo. sizi sanki çocukluğunuzdan beri tanıyormuş gibi sıcak davranır. pasaportunuzu, içindeki bilgileri kayıt defterine girmek üzere eline aldığında birden 'ah türk müsün?' diye sorar türkçe, sonra hayat hikayesini anlatmaya başlar, gözleri dolmuştur... annesi ve babası istanbullu rumdur, hani rum olup da rüyalarını türkçe görenlerden, onlardan öğrenmiştir türkçeyi daha sonra da almanya'da yaşarken türk arkadaşlarıyla hep konuşmuştur, ama kim bilir belki 10 yıllar olmuştur şimdi bir tek kelime türkçe etmeyeli. ouzolar acılır, mezeler masaya kurulur.

    ertesi gün olmuştur. duvarları maviye boyanmış yüksek mü yüksek tavanlı havadar odanıza güneş ışınları sızmaya başlamıştır. kaldığınız yer adanın kalderaya bakmayan yüzünde oldugu halde, akşamki mehtap size çok çarpıcı gelmiştir. dışarı çıkarsınız santorini sizi esinlendirmeye başlamıştır bile. sizden sadece 100-200 metre uzaklıkta olan kalderayı görebileceğiniz tepeye heyecanlı ve ağır adımlarla yürürsünüz. birden hep resimlerde gördüğünüz mavi kubbeli kiliselerden biri belirir, biraz daha yaklaşırsınız ve işte karşınızdadır tüm santorini. yarım saat dinginlik, ne hayaller kurarsınız.

    günler geçmiş beklediğiniz kişi hala gelmemiştir, sonsuz umut artık yalnızlığa ve umutsuzluğa dönüşmektedir. neden sonra bir gün kapınız çalınır, o karşınızdadır. sarılırsınız. santorini yeniden anlamlanır. ah neler neler yaparsınız. hayal gerçek, gerçek hayal olur. yeryüzünün, yeraltının, sualtının, suyüzünün tüm güzellikleri daha güzeldir.

    santorini'de günbatımı çok güzeldir derler, bir başka olurmuş güneşin batışı burada, özellikle oiada. onunla beraber gidersiniz. hiç söz etmeden güneşin batımı yerine birbirinizi seyreylersiniz oia'da. gün batar onun kokusuyla, ve daha önce görmediğiniz bir gece başlar onun kokusuyla. her gece farklı ama bu daha farklıdir.

    santorini'de güneşin batışı başkadır derler, santorini'de aşık olmak başkadır.

    artık ayrılma vaktiniz gelmiştir. yine bir öğle üzeri geminizin güvertesine kurulursunuz yeni maceralara atılmak üzere ama kendinizden birşeyler bırakırsınız bu diyarlarda, aşkınızı bırakırsınız, onun kokusunu bırakırsınız.

    santorini'de aşık olmak başkadır.

    bir saat olmuştur artık demir alalı, arkanıza bakarsınız. santorini artık gözden kaybolmuştur, onun gibi kokusu hala burnunuzda, denizin kokusuna karışmış bir şekilde . kim bilir bir daha ne zaman döneceksinizdir
  • ege'nin ortasında insanalar uyanıkken de rüya görebilsinler diye varolduğuna inandığım yunan adası.

    aslında her şey bu yaz tatili için kalkan'a gitmeyi planlarken oradan oraya şuradan buraya geçelim diye zıvanadan çıkmamızla başladı. bir baktım ki bizim mütevazı kalkan planı iptal olmuş, elimde borajet'ten alınmış bir istanbul-mykonos uçuşu bileti var.

    tabi mykonos'a kadar gelmişken illa santorini'ye de gidilmeliydi ama feribot saatleri uçuş saatlerine denk düşmediğinden mykonos tatilini ortadan ikiye bölmek gerekiyordu ki feribota atlayıp santorini'ye ulaşmak mümkün olsun. dört saatlik bir yolculuğun maliyeti adam başı gidiş dönüş 100 euro idi üstelik. tabi ben ne yaptım? hemen iki ada arasında uçak var mıdır diye baktım ve sky express diye bir havayolu şirketinin varlığını keşfettim. üstelik borajet ile mykonos'a indiğimiz saatten üç saat sonrasına da uçuş vardı; adam başı gidiş dönüş 140 euro idi; elbette ki daha mantıklıydı. hem tatil bölünmemiş oldu, hem de ulaşım kolaylığı tadından yenmezdi.

    tabi sağolsun borajet tatile çıkmadan iki gün önce arayıp uçuş saatini değiştirdi, iki saat öteledi, o da bizde epey bir stres yarattı ama "derdimiz bu olsun" diyerekten tatil gününü bekledik haliyle. neyse ki istanbul'dan mykonos'a zamanında vardık ve mykonos havaalanı çok küçük bir yer olduğu için de santorini için kolaylıkla check in yaptırabildik. o kadar ki o minnacık dükkanda vakit geçirmeye çalışırken uçuş saatine yarım saat kala adımızı anons ettiler, koştur koştur uçağa bindik; uçağımız miniminnacık pervaneli bir pırpırdı ve çok keyifliydi ve uçak tarifeli saatinden on beş dakika önce kalktı?

    uçuş süresi de yarım saat değil on beş dakika sürdü ve bir anda kendimizi santorini havaalanı'nda bulduk. zaten bavulunuz da neredeyse siz terminal binasına ayak basmadan geliveriyor, hayat o kadar kolay. çıkışta da taksiler bir nevi dolmuş gibi çalışıyor, tabi biz buna alışkınız da bizimle aynı taksiye binen koreli çift yol boyunca bu duruma gülüp durdu.

    havaalanından adanın bizim bildiğimiz anlamında merkezi olan fira'ya gidiş, gemi ile gelenlerinki kadar romantik olmuyor tabi. çorak ve sıcak bir ada, sıcaktan yavaşlamış tozlu bir hayat ama fira'ya vardığınızda o yardan aşağı manzarayı ilk gördüğünüz an nasıl bir rüyaya adım attığınızı anlayıveriyorsunuz.

    bizim şansımıza kaldığımız otel o yamacın ortasında en alt kısımda kalan bir konumdaydı. hatta bizim odamız havuzun da altında, tüm havuz boyunca uzanan genişçe bir odaydı. altımız komple uçurum, uçurumun karşısında sıra sıra dev yolcu gemileri birer sandal gibi nazlı nazlı duruyordu o muhteşem mavilikte.

    adanın bir limanı yok, evet bu çok ilginç, çünkü liman yapılabilecek bir düzlük yok, gerek de yok fira tarafında. insanlar hayallerini kurduğu yunan adaları tatillerine gemilerle geliyor, gemiler açıkta demirliyor ve sonra teknelere doluşup minik limana giriş yapıyorlar; limandan da ama yürüyerek ama teleferikle ama eşek tepesinde o dik yamacı çıkıveriyorlar. dört beş saat sonra da toplaşıp gemilerine doluşuyorlar ve adanın tadı damaklarında uzaklaşıp gidiyorlar. o üç gün boyunca kaç gemiye el salladım, kaç yolcuya bu güzelliği doya doya yaşayamadıkları için acıdım, anlatamam.

    yamaç boyunca altalta üstüste bir sürü yapı, beyazlı pembeli mavili boyanmış rüya adası santorini. hele bir gün batımı var ki, kaş'ta ahmet abi'nin gün batımı töreni geleneğini yaşatmak için sarfettiği gayreti burada daha bir iyi anladım. öyle ki, güneş tam batmak üzereyken tüm yamaçta genel bir sessizlik, sadece bir restorandan yükselen klasik müzik sesi ve o ses güneş kaybolurken zirve yapıyor... güneş batıyor ve sessizliği tüm yamaç boyunca yükselen alkış sesi takip ediyor, tüyleriniz diken diken oluyor.

    benim gibi düz yer seven adamı bile gık derdirtmeden gezdirmiş, sokak sokak, aralık aralık kaybolmuş olmaktan zevk duymamı sağlamış bir adadır burası. aslına bakarsan görüp edecek çok fazla bir şey yoktur, sana sunduğu o büyüleyici manzara ve mimari dışında. o yüzden üç dört saatliğine gemi turuyla uğramak ehveni şer, bir gece konaklamak güzel, iki gece konaklamak da kafidir. sonuçta soluklanmak için bir yerde oturup biranızı yudumlarken manzaraya dalıp gitmek ömrünüze ömür katmaktadır her daim.

    edit: kostasdiyor ki, aşağıda liman varmış, doğrudur, ben yukarıdan göremedim. öyle dik ve yüksek bir yamaç üzerine kuruludur santorini.

    konaklama önerisi olarak gelen sorular üzerine edit2: biz panorama studios & suites'te kalmıştık, şahane bir oteldi, gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
  • thira da denilen tuhaflıklar adası. nam-ı diğer şeytan adası. yunan kiklad adaları'ndan ruhu ve canı alınmış, en güneyde olanı.

    adada yerli halka rastlamak pek mümkün değil. adada ruh olmadığı gibi, damla doğal su da yok. yerine habire tüm bedeninizi yalayan sersemletici rüzgarlar ve uçuşan turist etekleri var. yerlilerin çoğu çekip gitmiş veya satıp kaçmış; yerlerine de atinalı, hollandalı, alman işbilirler gelmiş. adada kalan nispet miktardaki yerlilerin oturduğu mahallelerse, oteller ve turistik işletmeler arasına sıkışıp kalmış adeta. adanın en güzel evlere sahip mahallesi olan megalochori ise başka bir yalnızlar mahallesi... turistik tesislerden ve turist kalabalığından azade bir sokak bulduğunuza sevinmekle birlikte, ara sokakların bu kadar sessiz ve terkedilmiş görüntüsüne çok da sevinemiyor insan. yer yarılmış, ada sakinleri de bu çukurun içine düşmüş sanki.

    korkunç bir japon turist akını var adaya. nedeni ise, manzaraya karşı romantik ada nikahı kıymak. nispeten akıllı adlettiğimiz bu insanlar, önce kendi ülkelerinde evleniyor, sonra burada bir kez daha evlenebilmek için iki yıl öncesinden gün alıyorlar. 10 dakikalık törenin masrafı ise iki bin avrupa parası! senin dünyaca meşhur kyoto bahçelerin dururken, ne işin var burada?!

    adanın tek anlaşabildiğim yanı kedileri oldu. gerçekten muhteşem yaratıklar. adanın bakımlı köpekleri ise nedense insanlarla göz teması kurmuyor. merhaba demeye çalıştığım beş altı köpek, benzer bir içe-dönüklükle derhal kafalarını çevirip popolarını yalamaya başlıyor... tuhaf!

    eğer güzel ve keyifli bir yunan adası tatili istiyorsanız, bu ada kesinlikle o ada değil... hemen yandaki adada hala tütmekte olan kraterden havaya sinsice sızan kükürte direnerek mutlu ve huzurlu bir uyku çekebileceğinizi düşünüyorsanız, pek fazla şansınız yok.

    tevekkeli santorini'ye boşuna şeytan adası dememişler!
  • "bu masalı yaşamadan ölmemeliyim" dediğim muhteşem ada.
  • orta boy bir volkanik yunan adasıdır. 2 ana merkezden oluşur, fira ve oia. genelde yeni evlilerin balayı için tercih ettikleri romantik bir adadır. tipik yunan mimarisinin her santiminde görüldüğü, her yerde 3 çanlı şirin kiliseleri olan sevimli biyerdir.
    yapılabilecekler;
    - öyle çok şahane plajı olmadığı için hem adayı gezmek tanımak hemde denize girmek için yapılacak en iyi şey tekne ile volkanik ada turuna çıkmaktır. bu tekne turunda hala tüten volkanı gezersiniz (orası için ayağınıza çöpe atabileceğiniz bişey giyin çünkü heryer kül olduğu için ayaklarınız ve ayağınıza giydiğiniz şeyler kapkara ve birdaha kullanılmaz hale geliyo), (buarada bu volkanla ilgili en ilginç şey en son 1953 yılında patladığında sesi taa ispanya dan duyulmuş olmasıydı) çamur banyosu yaparsınız, doyasıya denizde yüzersiniz, harika bir kıyı restuarantında nefis balık yersiniz, ve gezinin sonunda eğer isterseniz adanın diğer tarafında bulunan oia da inersiniz.

    oia, fira ya kıyasla çok daha şirin, çok daha sakin ve çok daha şık mekanlar barındıran bir yer. en önemli özelliği bir ayin şeklinde güneşin batışını izlemek. yüzlerce kişi oia nın batışın en iyi izlenir yerine toplanıp sessizce (evet burası önemli çünkü konuştuğunuz anda yanınızdakiler şiii die susturuyo) güneşi uğurlarlar. güneşin ufuk çizgisinde tam kaybolduğu anda ise bi alkış kopar. ayin biter.

    - scuba diving yapabilirsiniz. red beach in olduğu yerden hareket eder ve çok eğlencelidir. dalışı daha da eğlenceli hale getirmek için 2 dalgıç denizin altında türlü şaklabanlıklar yapar.

    - fira da sadece demir ve camdan muhteşem böcekler, balıklar ve balık kılçıkları heykelleri sergileyen ve yapan dükkanı gezebilirsiniz.

    - yine fira da teleskopla etrafı seyredebilirsiniz.

    - çatlayana kadar balık, deniz ürünü ve italyan yemeği yiyip (adada bi sürü italyan restuarantı var) deli gibi smirnoff ice içebilirsiniz.

    - minicik dar sokakları ve mutlaka bi işleme bi hoşlukla daha da güzelleştirdikleri mimarisinin binlerce fotoğrafını çekebilirsiniz.

    - motorsiklet kiralayıp gezebilirsiniz.

    - hediyelik eşya için fira daki çarşıyı tavsiye ederim, hem binlerce alternatif var hemde ucuz

    şimdi gelelim en önemli konuya, atina ile ada arasındaki uçuşu yerel bir havayolu olan olimpic hava yollarıyla yapıyorsunuz... tam bir felaket.. öleceğimize emindim.. 3 saatlik gecikmeden sonra gele gele uçakları nuhnebiden kalma çift motorlu pır pır bi uçak geldi, pilot desen allahlık, bırakın servisi ölmeden önce son suyumu içeyim dediğinizde su bile vermiyolar... 2 sene önce tek alternatif olimpicti eğer artık başka bi seçenek varsa aman diyim onu seçin, olimpic le uçmayın, uçacaksanız da en kötü deneyime hazır olun.
  • yunanistan'ın en güzel adalarından biri olup yurtdışı seyahati olarak gitmek istediğim yerlerin başında geliyor,beyaz evleriyle bana bodrumu anımsatıyor.....duyduğuma göre dünyanın en güzel güneş batışı santorini sahilinden izleniyormuş.
  • hayatımda ilk ve muhtemelen son kez yediğim el yapımı çilekli milka lila pause dondurmasına ev sahipliği yapan yunan adası.

    (bkz: orgazmik yiyecekler)
  • ege denizi'nde, yunanistan'ın güneydoğusunda bulunmaktadır. beyaz ve mavi' nin en çok yakıştığı yerlerden biri.