şükela:  tümü | bugün
  • bagdat caddesi üzerinde, ne zaman önünden geçsem içi bos olan cafe. korkarim cok dayanamayacak. (bkz: yandaki dukkanin laneti)
  • güneşli bir öğlen üzeri geminizin güvertesine kurulur denizi, deniz tuzunu, lirik yunan şarkılarını, aşkları, umutları, yitik hayatları, batık kıtaları, gemi enkazlarını, yüzünüzü yaz güneşinde hafifçe okşayan egenin meltemini, mavi pencereli yüksek tavanlı bembeyaz evleri, yunan tanrılarını, tanrıçalarını, yalnızlığı ve sonsuzluğu hatırlatan doğanın yarattığı harikayı en sonunda görebilmek için giritten yola koyulursunuz. 4-5 saat sonra kayıp kıta atlantise ulasacaksınızdır. ortalık kararmaya başlamıştır bile, deniz ve gökyüzünü ayıran belirgin maviler ilk önce laciverte sonra da gecenin karanlığına bırakır kendini. birden santoriniye yaklaştığınıza dair anonsu duyarsınız. kalderaya girmişsinizdir artık ama santorini belli etmez kendini, atlantis gibi kayıptır. her yer zifiri karanlık. biraz sonra uzaklarda 300 metre yukarıda uçurumların kenarında bir kasabanın ışıkları belirir. karaya çıkarsınız. binlerce turist tüccarı karşılar sizi, türksünüzdür bu tür durumlara alışkınsınızdır, size kene gibi yapışır bu turizm tüccarları, peşinizden yüzlerce metre dil döker yüz vermezseniz küfür ederler. her ne kadar beklediğiniz romantik başlangıç olmasa da neysedir. bu adada daha 2 hafta kalacaksınızdır zaten. sizi thyra kasabasına götürecek otobüse biner ve bir sarmaşık ağacı gibi uçurumun kenarında kıvrıla kıvrıla yükselen yolda ilerlemeye başlarsınız. gece olmasına rağmen deniz seviyesinden yukarılara tırmandıkça, kaldera ve adanın ışıkları gözlerinizin önüne serilmeye başlar. radyoda haris alexiou çalmaktadır, ena limani i angalia mou. derin bir nefes alırsınız ve nefesiniz kesilir. gecenin karanlığında pek ilgi çekici olmayan yollardan thyra'ya ulaşır, ana caddesinden geçerek youth hostel'a ulaşırsınız. derme çatma yapılmış resepsiyonda buranın sahibi 60lı yaşlarında bir yunanlı amca vardır. yorgo. sizi sanki çocukluğunuzdan beri tanıyormuş gibi sıcak davranır. pasaportunuzu, içindeki bilgileri kayıt defterine girmek üzere eline aldığında birden 'ah türk müsün?' diye sorar türkçe, sonra hayat hikayesini anlatmaya başlar, gözleri dolmuştur... annesi ve babası istanbullu rumdur, hani rum olup da rüyalarını türkçe görenlerden, onlardan öğrenmiştir türkçeyi daha sonra da almanya'da yaşarken türk arkadaşlarıyla hep konuşmuştur, ama kim bilir belki 10 yıllar olmuştur şimdi bir tek kelime türkçe etmeyeli. ouzolar acılır, mezeler masaya kurulur.

    ertesi gün olmuştur. duvarları maviye boyanmış yüksek mü yüksek tavanlı havadar odanıza güneş ışınları sızmaya başlamıştır. kaldığınız yer adanın kalderaya bakmayan yüzünde oldugu halde, akşamki mehtap size çok çarpıcı gelmiştir. dışarı çıkarsınız santorini sizi esinlendirmeye başlamıştır bile. sizden sadece 100-200 metre uzaklıkta olan kalderayı görebileceğiniz tepeye heyecanlı ve ağır adımlarla yürürsünüz. birden hep resimlerde gördüğünüz mavi kubbeli kiliselerden biri belirir, biraz daha yaklaşırsınız ve işte karşınızdadır tüm santorini. yarım saat dinginlik, ne hayaller kurarsınız.

    günler geçmiş beklediğiniz kişi hala gelmemiştir, sonsuz umut artık yalnızlığa ve umutsuzluğa dönüşmektedir. neden sonra bir gün kapınız çalınır, o karşınızdadır. sarılırsınız. santorini yeniden anlamlanır. ah neler neler yaparsınız. hayal gerçek, gerçek hayal olur. yeryüzünün, yeraltının, sualtının, suyüzünün tüm güzellikleri daha güzeldir.

    santorini'de günbatımı çok güzeldir derler, bir başka olurmuş güneşin batışı burada, özellikle oiada. onunla beraber gidersiniz. hiç söz etmeden güneşin batımı yerine birbirinizi seyreylersiniz oia'da. gün batar onun kokusuyla, ve daha önce görmediğiniz bir gece başlar onun kokusuyla. her gece farklı ama bu daha farklıdir.

    santorini'de güneşin batışı başkadır derler, santorini'de aşık olmak başkadır.

    artık ayrılma vaktiniz gelmiştir. yine bir öğle üzeri geminizin güvertesine kurulursunuz yeni maceralara atılmak üzere ama kendinizden birşeyler bırakırsınız bu diyarlarda, aşkınızı bırakırsınız, onun kokusunu bırakırsınız.

    santorini'de aşık olmak başkadır.

    bir saat olmuştur artık demir alalı, arkanıza bakarsınız. santorini artık gözden kaybolmuştur, onun gibi kokusu hala burnunuzda, denizin kokusuna karışmış bir şekilde . kim bilir bir daha ne zaman döneceksinizdir
  • siyah kum sahillerinin yukarisinda volkanik kayalara tutunan beyaz köyleriyle ünlü santorini adasi, ismini 13. yüzyilda azize irene'ye atfen almis. ada'daki en önemli yerler akrotiri, antik thira, fira ve oia bölgeleri. adanin merkezi olan fira, 1956 depreminden sonra yeniden kuruldu. harika bir manzaraya sahip olan bu merkez, küçük liman skala fira'ya 580 basamak uzaklikta.
  • kirkland downtown'da bir yunan restorani. doneri*, yaprak sarmasi* guzel. sahibi babaannesi izmirli olan bir yunanli. turkce biliyor.
  • gece mavisinin anlamini degistiren muhtesem ada... gün batiminda mora dönen rum mavileri serpilmistir üzerine.
  • "bu masalı yaşamadan ölmemeliyim" dediğim muhteşem ada.
  • essekleriyle meshur yunan adasidir...

    2004 eylulunde toplanan 'dunya tarihinde essegin yeri ve onemi' konulu bir arkeoloji konferansinin da bu adada gerceklestirilmis olmasi sans eseri degildir...
  • mikanosun sevimliligi olmayan, ama manzara bakimindan daha ustun olan, kucuk, dik, sevimli ada...
    turistleri kaziklama mantiginin sadece bizde olmadigini da birkez daha ogretir insana...
  • orta boy bir volkanik yunan adasıdır. 2 ana merkezden oluşur, fira ve oia. genelde yeni evlilerin balayı için tercih ettikleri romantik bir adadır. tipik yunan mimarisinin her santiminde görüldüğü, her yerde 3 çanlı şirin kiliseleri olan sevimli biyerdir.
    yapılabilecekler;
    - öyle çok şahane plajı olmadığı için hem adayı gezmek tanımak hemde denize girmek için yapılacak en iyi şey tekne ile volkanik ada turuna çıkmaktır. bu tekne turunda hala tüten volkanı gezersiniz (orası için ayağınıza çöpe atabileceğiniz bişey giyin çünkü heryer kül olduğu için ayaklarınız ve ayağınıza giydiğiniz şeyler kapkara ve birdaha kullanılmaz hale geliyo), (buarada bu volkanla ilgili en ilginç şey en son 1953 yılında patladığında sesi taa ispanya dan duyulmuş olmasıydı) çamur banyosu yaparsınız, doyasıya denizde yüzersiniz, harika bir kıyı restuarantında nefis balık yersiniz, ve gezinin sonunda eğer isterseniz adanın diğer tarafında bulunan oia da inersiniz.

    oia, fira ya kıyasla çok daha şirin, çok daha sakin ve çok daha şık mekanlar barındıran bir yer. en önemli özelliği bir ayin şeklinde güneşin batışını izlemek. yüzlerce kişi oia nın batışın en iyi izlenir yerine toplanıp sessizce (evet burası önemli çünkü konuştuğunuz anda yanınızdakiler şiii die susturuyo) güneşi uğurlarlar. güneşin ufuk çizgisinde tam kaybolduğu anda ise bi alkış kopar. ayin biter.

    - scuba diving yapabilirsiniz. red beach in olduğu yerden hareket eder ve çok eğlencelidir. dalışı daha da eğlenceli hale getirmek için 2 dalgıç denizin altında türlü şaklabanlıklar yapar.

    - fira da sadece demir ve camdan muhteşem böcekler, balıklar ve balık kılçıkları heykelleri sergileyen ve yapan dükkanı gezebilirsiniz.

    - yine fira da teleskopla etrafı seyredebilirsiniz.

    - çatlayana kadar balık, deniz ürünü ve italyan yemeği yiyip (adada bi sürü italyan restuarantı var) deli gibi smirnoff ice içebilirsiniz.

    - minicik dar sokakları ve mutlaka bi işleme bi hoşlukla daha da güzelleştirdikleri mimarisinin binlerce fotoğrafını çekebilirsiniz.

    - motorsiklet kiralayıp gezebilirsiniz.

    - hediyelik eşya için fira daki çarşıyı tavsiye ederim, hem binlerce alternatif var hemde ucuz

    şimdi gelelim en önemli konuya, atina ile ada arasındaki uçuşu yerel bir havayolu olan olimpic hava yollarıyla yapıyorsunuz... tam bir felaket.. öleceğimize emindim.. 3 saatlik gecikmeden sonra gele gele uçakları nuhnebiden kalma çift motorlu pır pır bi uçak geldi, pilot desen allahlık, bırakın servisi ölmeden önce son suyumu içeyim dediğinizde su bile vermiyolar... 2 sene önce tek alternatif olimpicti eğer artık başka bi seçenek varsa aman diyim onu seçin, olimpic le uçmayın, uçacaksanız da en kötü deneyime hazır olun.
  • güneş gözlüklerim çıkartmak için elimi yüzüme doğru hareketlendirdim. zor bir eylemdi ve gözlükler yoktu. nerede unutmuş olabilirdim? pizza fırınının çekim gücünü hisseden sol kolumu, bel hizasından kırıp, yağmur için dua etmeye başladım. yağsın veya yağmasın ama içinde yağmur geçen bir şey gerçekleşsin. ikinci gündü yürümek için çok erken-yüksek bir yere çıktığında sanki kamari gözüküyor. yürümek demek: asılmış bir oyuncak ayı görmek, büyük karıncaları takip etmek, hissiz bacaklar, tuhaf kulübeler, sudan uzak, ayçiçekleri, çakıl taşı, terk edilimiş moteller, uçmayan kuşlar...yürümek bir fikir yani, çok fazla fikirle birlikte gelişen. yürümek bitince parlaklık içerden gelişiyordu. ters yüz olması gibiydi jean michel jarre'nin. knightsbridge'in birinci sınıf fahişeleri bir japon fotografcısının tek ümidiyse. thira'da güneş batımı burada ki teklerin tek ümididir. bingöl-karlıova ve santorini. aslında bingöl'ün gökyüzü bulmacaları bu dünya'da eşsizdir sanki. ama santorini'de olanlar bir katılımın işareti sanki, şöle ve ölüm; ölümün ihtiyacı olan şölen-çinli bir müzisyen güneşe baktı, baktı, baktı ve gitti. katılmıştı, birleşmişler, iki el tavla oynayıp ayrılmışlardı. meksika'da ki las ventanas al parasio'da intihar etmek gibiydi sessizlik. temizlikçi kadın cesedini bulduğunda, yüzünde bir gülümseme de bulacaktı...pizzacıdan çıkıp manava doğru gittim. bir elma, bir şarap belki sonra bir elma daha-kaş'ta kaybolmak için kafanı betona vurmak gibi. bodrum gerçeği değil bu...uyudum, uyandım-deniz suyundan başım ağrıyor. burada denize girmek finikia'da 100 metre koşmak anlamına geliyor. koşu bandı 23 filan iken. belki? niko bana türk'lerin..."bak niko dedim, alkol problemim var, bu saçmalılarla match'leşi-cek kafa yok bende" son derece uzun ve yalpalayarak "whattt s thhhhisss, there isss nooo alcoohol prob...in the wor..." "alkol alacak para kalmazsa bu problemdir nico" dedim. gülmeye başladı fakat bir terslik vardı, duramıyordu-sonra yerlere yuvarlandı-ambulans geldiğinde ben gitmiştim. dünya'yı düşündüm. anlayış yoksa düşünce vardır. kimse anladığı, kabul ettiği olgular üzerine düşünmez. salağın tekiydim kuşkusuz. evimin kanepesine uzanırken pantolonumun cebinden kum sızıyordu salona. niko'yu hayal ettim-cennet'te tüm şarabın muslukta aktığı. insanların viskiyle yıkandığı bir yerde, türk'lere verip, veriştiriyordu.
hesabın var mı? giriş yap