şükela:  tümü | bugün
  • kabaca enstrümanın yapılan müziği ya da kalem türünün elyazısının tarzını belirlemesi gibi bir mantığı var, bana da çok doğru geliyor.
  • hipotezin özeti iki şekilde açıklanabilir:

    1. (bkz: dilsel belirlemecilik) dilin; düşünceyi, kişinin dünyayı kavrayış biçimini belirlemesidir.
    2. (bkz: dilsel görelilik) farklı diller, farklı düşünceleri kodlar.
  • dünyanın değişik yerlerindeki farklı kültür/dünya algılamalarının açıklaması olabilecek hipotez
  • adını söylerken nedense hep bir duraksadığım hipotezdir
  • yakın zamanda teo da bahsetmişti. aborjinlerin dilinde sol sağ ön arka diye yönler yok. kuzey güney doğu batı diye yönler var. yani "önündeki tuzluğu uzatır mısın?" demek yerine karşındaki doğuya doğru oturuyorsa "doğundaki tuızluğu uzatır mısın?" demen gerekiyor. bu ilginç bir probleme yol açıyor. aborjinlerin daimi olarak hangi yönün neresi olduğunu bilmesi gerekiyor. yapılan çalışmalarla adamların bir süre sonra içsel pusula geliştirdiklerini fark ediyorlar. adamlar "nerem hangi yöndü" diye düşünmüyorlar. bizim için ön arka kadar doğal. bu hipotezin en çarpıcı örneklerinden biri bence bu.
  • dil varlığın evidir diyen heidegger'in varlık ve zaman'ı da bir anlamda buna benzer şeyler söylemekte değil midir. bir şeyi isimlendirirken aynı zamanda zihnimiz de yaptığımız tanımla sınırlanmaktadır. bu şekilde yığılan ve içiçe geçen binlerce tanımın ördüğü zihinlerimizin ise özgün/primitif haline göre farklılaşması kaçınamayacağımız bir oluş hali gibi görünüyor. daha çok lacan okumak gerekli bence.
  • the twilight zone'un wordplay adlı bölümünde de ucundan kıyısından işlenmiştir. kelimeler birbiriyle değişir, ana karakterin çevresindeki insanlar "lunch" yerine "dinosaur", "dog" yerine "encyclopedia" falan demeye başlar.
  • bahsinin geçtiği keyifle okunası bir entari için: (bkz: #49386880)
  • sözcüklerin dünyayı nasıl algıladığımızı belirlediğini savunan tez. bu hipotezin temelini dilsel izafiyet kuramı oluşturur; yani dillerde sıklıkla oluşan yakın kavramlar arasındaki anlam farklılıkları, sadece o diller için geçerlidir.

    whorf, bu tezi bir adım daha güçlendirdi ve bir insanın dünya görüşünün, o insanın konuştuğu kelimeleri ve gramerini de etkilediğini söyledi ve bu görüşünü "dilsel izafiyet kuramı" olarak adlandırdı.

    dilin düşünceyi belirlemesi bağlamında öne sürülen ilk kanıtlar antropolojik kanıtlardır. whorf, amerikan yerli dillerini (hopi, nootka, apache ve aztec) inceler. örneğin hopi dilinde zamanı belirten bir kelime ya da bir gramatik yapı mevcut değildir. whorf, bundan destek alarak hopi dilini konuşan bir insanın zaman algısının, zamanı gramatik yapıda ifade eden bir dili konuşan insanın zaman algısından farklı olduğunu düşünür.

    whorf - sapir teorisini destekleyen bir diğer konu da dillerdeki kelime sayısı ve çeşitliliği/sizliği olmuştur. bazı kültürlerin bir kavramı ifadede kullandıkları tek bir kelime iken, bazı kültürlerde bu 8, 10 kelimeye kadar çıkabilmiştir. örneğin filipin dilinde 'pilav'a karşılık gelen 13 kelime vardır, eskimo dilinde 'kar'a karşılık gelen 4 kelime vardır. dothraki dilinde "teşekkür ederim" e karşılık bir kelime olmaması da buna örnek gösterilebilir*. ilk bakışta doğrulanabilir gibi görünse de sonraları bu gözlemlerin güvenilirliği sosyodilbilimciler tarafından çok tartışılmış, geçerliliği desteklenememiştir.
  • bilişsel dilbilim, bilişsel bilimler, psiko-linguistik alanlarında, bu konuyla alakalı diyebileceğimiz deneysel araştırmalar sonunda, dilin düşünce üzerinde etkisi olduğu ama "dil mi düşünceyi belirler, düşünce/zihin mi önce gelir" gibi bir sorunun çok da geçerli anlamlı bir soru olmadığı gibi bir noktadayız.

    bir kere zihnin, çocuğun henüz dil sahibi olmadığı dönemde de yapabildiği, bildiği şeyler var, yani dil öncesi/dilden bağımsız bir zihin diye bir şey var. "bütün dillere evrensel", gramatik, semantik yapıların, zihnin yapısının biyolojisinin evrimsel gelişiminin dile yansıyan bir sonucu olduğunu da düşünebiliriz. yani tüm dillerde birinci tekil zamiri varsa bu demektir ki insan beyni zihni bir şekilde bir dille çalışabilecek bir makina, dil de bir sonuç. bir de bu alandaki klasik çalışmalarda, farklı renk kategorileri/kelimeleri olan kültür ve dillerdeki insanlar da, kendi dillerinde adı var olmayan renkleri ayırd ediyorlar, onlarla ilgili deneysel görevleri başarıyorlar ama, deneyde herhangi bir tür ayırd etme, seçme vs görevi verilen renk, kendi dilinde adı konmuşsa katılımcılar daha yüksek performans gösteriyor.. yani senin dilinde lacivert kelimesi yoksa lacivert ve maviyi aynı görüyor değilsin.. ama lacivert kelimesi varsa o rengin farkını daha hızlı iyi görüyorsun falan..i

    bu arada eskimoların dilinde kar yağışı ile ilgili 40 kelime varmış örneği çok verilir, sözlükte makul şekilde 4 falan denmiş, gayet söylenceden ibaret haberiniz olsun.. http://press.uchicago.edu/…chicago/g/bo3684610.html
hesabın var mı? giriş yap