şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: degüstasyon)
  • illa ki west sertifikali sarap erbablarinin degil, siradan ancak sarabini seven insanlarin da sevdikleri restoran ya da mueseselerde ictikleri ya da satin aldiklari saraplari daha yakinen tanimalari icin organize edilen kimi zaman parali kimi zaman parasiz olarak ve mutlaka bir bilenin her tadilan sarabin oykusunu anlattigi gayet keyifli olabilen organizasyonlardir. profesyonel olarak bu isi yapiyorsaniz, algilarinizin sizi yaniltmamasi ve 7 para edecek bir saraba 8 para bicmek, aslinda falanca sekilde gideri olacagi halde bunun cok ustunde degerler bicmek gibi abuk sabuk hatalara dusmemek ve en onemlisi boyle bir organizasyonun sonucunda telefon kaybetmek, binecegin otobusu bulamamak, yanlis trene binmek gibi sacmaliklarla ugrasmak istemiyosa kisi, kendisine ikram edilmis olmasi gereken o buyuk kayip gibi gorunen tukuruk kovasini kullanmali, acgozluluk edip galonlarca her denediginden 3 yudum almamali. bunu tamamen cok buyuk bir wine tasting'e denk gelebilecek insanlara soyluyorum, standlar boyu bitmek tukenmek bilmeyen uluslarasi sarap fuarlari gibi organizasyonlardaki wine tasting olayi, sarap dunyasinin woodstock'u olabiliyor.
  • tatlar birbirine karismasin ve de bes alti denemeden sonra cakirkeyf olmasin insanlar diye adapli bir sekilde tukurmenin de ayiplanmadigi organizasyonlar. bunun icin belirli masalarda tukuruk kovalari bulunur. tukurmenin de cok ozel bir stili var ayrica. sokaga tukuren yurdum dayilari gibi once agizda hafiften yuvarlayip tek atimda kovanin icine salliyoruz. boylece agzimizdan salyalar akmamis, gayet elit olan ortamimizin icine zicmamis oluyoruz. tabi daha da elit olucam, herkesin tukurdugu kovaya tukurmem ben diyorsaniz da gorevlilerden icini gostermeyen bir kagit bardak rica edip tukure tukure dolanabilirsiniz.
  • öncelikle bir öğrenci evinde veya yurtta değilseniz, o şarap sizin önümüze kadehte gelecektir. kadeh ince kısımdan tutulmalıdır. zira kadehi üst kısmından tutmak, şarabın daha çabuk ısınmasına yol açarak, tadını fena hâlde bozabilir.

    dokunun ardından koku gelir. bakımsız evlerin havasız köşelerinden gelen kokuları, şarap şişesinin içinde istemeyiz. rutubet ve küf kokularını andıran bir koku, şarabın yanlış şişelendiği ve geri dönülmez bir yolda olduğunu gösterir.*kokusu sirke kokusuna, veya uzaktan yakından oje kokusuna çalan şarabın özelliği, asidik olmasıdır; şarabın ihtiva ettiği tanen ve diğer asitlerin birbirine oranı önem kazanır. yanmış kibrit kokusu şişelemeden ileri gelir, ama şişe açıldıktan kısa bir süre sonra ortamı terk etmesi gerekir.

    bir sanat olarak şarap izlemek olunca mesele, hâliyle göz ön plandadır. içinde şarap bulunan kadehi 20° kadar eğerek, şarabın dairesel yüzeyini ve derinliklerini izlemek gerekir. bir kere şarap bulanık olmamalı, bu sabit. beyaz şarap yaş aldıkça doğal olarak koyulaşır; ancak en azından tüketim sırasında kahverengi olmamalıdır. kırmızı şarap da rengini zamanla kaybeder ve kahverengine döner (bu süreçte şişenin dibinde, koyu kırmızı, zararsız bir tortu birikir). bu birikinti doğaldır ve olması gerekir; saçma sapan rivayetler bu tortuyu dışlasa da böyledir bu. gurme değilsek sonradan gurme de olmamalıyız: kadehi hafifçe sarsarak veya ince sapına biraz moment vererek küçük bir girdap yaratabilir, böylece şaraba biraz oksijen dahil edebilirsiniz. bu, şaraba aroma veren utangaç kimyasalları açacaktır. gözle görülebilir başka ne kaldı? akışkanlık? belki kıvam? daha akışkan şarabın "bacakları" olduğu söylenir (büyük gurme, curnonsky*, anılarında bu deyimi kullanır ve o günden bugüne gelir bu kullanım). daha akışkan şarap, bir ihtimal daha alkollü ya da hiç değilse gliserol oranı daha yüksek, tatlı şaraptır; fazlası ya da eksiği değil.

    artık tatmaya hazır gibiyiz. doku, koku, görü ve tat. yalnız, bir şarabı denemek ya da tatmakla o şarabı içmek arasındaki gayet insanca fark, şarabın geri çıkarılmasıdır. şaraplı bağbozumlarında ve şarap tadım günlerinde, şarabı tattıktan sonra geri çıkarmanız için bir hokka vereceklerdir. daha çok şarap tatmak isteyen, bu hokkayı kullanmak zorunda, çünkü alkol, etkisini göstermeye başladığında öncelikle tat, koku ve doku geçitlerini tutar (böylece sonraki tadımlarda tat almak giderek zorlaşır). kadehi alt dudak üzerinde fazla bekletmeden bir yudum aldıktan sonra, o yudumu dilimizin alabildiğine çok kısmıyla buluşturmalıyız (tat reseptörleri, lise biyoloji kitaplarındaki dil figüründe gösterildiği gibi, dilin farklı bölgelerinde farklı tatları almak üzere özelleşmişlerdir; dolayısıyla kompozit bir tat için bu dağıtım gerekli). ilk yudumda aromayı tam anlamıyla hissetmek isteyenler, ilk yudumu dışarıdan alacakları bir miktar havayla havalandırıp, ortaya çıkan aromayı genizlerine yollayarak bunu başarabilirler (aroma burna hitap eder, tıpkı güzel birkaç sözün genç kadının tinine hitap ettiği gibi). kırmızı şarap için önemli bir detay: ikinci yudumu alırken gürültüsüz bir şekilde "höpürdeterek" almak, yine bir miktar havayı devreye sokacağından, dalgalar hâlinde, gradient bir tat almayı mümkün kılar. bu arada birden fazla şarap tadarken bir şarabın tadının diğerlerini bastırdığını hissederseniz, bu, baskın olan şarabın, bir ortamda çevresine hâkimiyet kurma derdinde olan erkekle özdeşleştiğini gösterir. kısaca, baskın olan olgunlaşmamıştır.*gerdanını bir ilkbahar açık gönüllülüğüyle sergileyen genç kız tadına sahip, güzel bir şarap, tadını 1 dakika kadar dilde sürdürür. bu sırada kademeli olarak çekilmesi doğaldır elbette.

    postremo, latince öğrenin. latince konuşan bir dil, şarapta o güne kadar gizli kalmış bir thesaurum keşfeder.
  • arjantin, italya, fransa, amerika da turizmi bile yapılan, türkiye de ise denk gelmediğim bir aktivitedir aslında. ama bizde üzüm sadece yemek için ve sirke için. pek iyi yerli şarap yok. ankara da bunu hakkı ile yapan yer varsa söyleyin keşfedelim. hadi o olmadı başarılı yerli şarap önerilerinize de açık bir şarapsever.