şükela:  tümü | bugün
  • 1984 kis olimpiyatlarinin yapildigi kent.
  • sarajevo'nun turkce adi.
    bosna hersek'in baskenti.
  • su anda binalari henüz yeniden insa edilmemis, nerdeyse hepsinin uzerinde mermi izleri olan, üzerini duman isi bürümüs osmanlı ve sovyet mimarisiyle dokunmus güzel sehir. içimi kolay, alkol orani oldukca yuksek bir bira olan sarajevsko'nun imal edildigi yer. halkinin buyuk bir bolümünün kendisini sanata ve satranca verdigi, parklarinin parkelerini tahta olarak kullanip dev satranc piyonlari ile halkin kahvede tavla oynar gibi parkta satranc oynadigi sehir. inegol'de yapilandan daha has inegol koftesini burda "cevab" yani kebap adi altinda bulabilirsiniz.
  • (bkz: bascarsija)
  • eski adı vrhbosna olan şehir. osmanlı'da bosna-saray denmesinin yanı sıra "saray ovası" olarak da adlandırılan bu yüzden günümüzde bile pek çok dilde bu ifadenin kısa hali olarak sarajevo'nun kullandığı şehir.
  • dünyanin en guzel sehirlerinden biri. kelime olarak saray ovasi'nin kisalmis ve donusmus hali.
  • daglarin ortasinda kalan, pilotlari inerken en cok zorlayan sehirlerden biridir. agustosta bile ucaklarin inemeyip zagreb'e dogru yonlendirildigi tarafimdan gorulmustur. kisin buz gibidir, yazin sicak ustunuze ustunuze coker. varolan her yesil alan bir anlamda mezarlik olarak kullanilmistir. cocuk parkinin yanindaki mezar taslari sizi aglatir, sok eder! bosnaklarin, sirplarin ve hirvatlarin mahalleleri ayridir. aktif olarak sirplar ve bosnaklar savasmis olmasina ragmen en guzel yerlerde hirvatlar oturup, sehrin ust tabakasini olustururlar. insanlarin yemek yiyecek parasi olmamasina ragmen inanilmaz bakimli ve eglenceye duskun olmalari dogaldir! 4 yil boyunca evlerinden cikamamisligin acisini fellik fellik gezerek cikarmaktadirlar. delik desik binalara gozunuz alissa bile mermilerden yamulmus kaldirimlarda yururken insan denilen yaratigin neler yapabildigini akliniz hayaliniz almaz...su an sehri -sozde- baris icinde tutan unsur nato birlikleridir, nato sehri terkettigi an -ki hic olasi degil- yine savas baslar, yine kan dokulur, yine kaldirimlar yamulur.
  • saraybosna sevgilim....ne hasretmişim meğer sana...ne hasretmişim esen rüzgarına miljackanda akan suyuna...başçarşındaki kuşlarına, ferhadijadaki koşuşturmalara, sanki sende benden birşeyler olan sokaklarına....
    ilerliyorum sokaklarında...başçarşıdayım kuşlarla, onlar için yem satan yüzlerinde yılların izi olan insanlarınla...kah yaşlı teyzeyim kuşlara yem veren...kah kuşların hareketlerini izleyen dünyayı yeni keşfeden bir çocuğum...biliyorum yaşanılan acıları, çektiğin sancıları ya da bilmiyorum tüm bunları... ya babam ya annem yitti gitti o acılarda...
    uçuyorum bir kuşum şimdi...rahat uçuyorum bir süredir...kuştum ama özgür değildim bir zamanlar...çok arkadaşlar yitirdim insanları hedef alan sniperların atışlarında..solumda gazi hüsrev bey camii, o kudretli yapı ...bahçesinde su içiyorum kana kana...
    genç bir delikanlıyım ferhadijada.sevgilimle buluşacağım kilisenin önüne gidiyorum bir çiçek alarak....orada...yüreğim pır pır ediyor bir serçe gibi...konuyorum parkta satranç oynayan yaşlı adamın başına...usulca alıyor beni ellerinin arasına hoş bir buse kondurarak...
    şah mat demeye az kaldı sevinçle hamlemi yapıyorum, biraz da alaylı bakışlarımla 60 yıllık dostuma...az şeyler geçirmedi bu dostlar beraber... acılar sevinçler..
    tramvaya biniyorum yorgun bir gezgin olarak...etrafımda bana sımsıcak gülümsemelerini dağıtan insanlar...kadın erkek çoluk çocuk ...sımsıcacık... kalpten ...içim ısınıyor...biraz yaşlılarda bu gülüşün altında bir şey var bir sızı sanki...çözemiyorum...tebessümlerin sıcaklığıyla penceremden yola dalıp gidiyorum... kulağımda bir müzik çoook derinden...mis gibi havası çarpıyor saraybosna dağlarının yüzüme pencereden... dağlara bakıyorum...8 yaşında bir kız çoçuğuyum...el sallıyorum dağlarda mevziilenmiş askerlere...sonra neden ateş açılıyor o dağlardan bana...oysa ben el sallıyordum askerlerimize.. dedemin bir hamlesiyle kurtuluyorum sniperatışından...oysa ki asker sanmıştım onları ben...anlamıyorum...
    sesler geliyor pencereden koşuşturmalar...bir telaş..bir kadın oluyorum pazarda...yemeklik üç beş sebze arayan...zor bulmak ama almalı üç beş sebze..çocuklar aç diyorum...sonra birden ortalık sessizleşiyor bir sızı var bacağımda ama etrafta hiç ses yok...gözlerimi açıyorum her yer kan gölü insanlar telaşlı ama tek ses yok...evde çocuklar aç...
    belki birşeyler bulurum umuduyla yol aldığım pazara giremeden insanların feryatlarını duyuyorum...ama nafile...herşey yerle bir...eskiden hiç olmazsa çocuklar ilgilenirdi bizle..artık onlar da unuttu bizi...ne oluyor bu insanlara ne yapıyorlar diyorum korkudan miyavlayarak...anlamıyorum...
    derken küçük bir kız çoçuğu kucaklıyor beni kaçıyor korkuyla...anlıyorum...
    annem burdaydı nerede annem hıçkırıklarımı duymuyor mu kimse, bu kedicik de nerden çıktı o da benim ki korkmuş...alıyorum kediciği kollarıma sımsıkı sıkıyorum...koşuyorum koşuyorum...koşuyorum...
    rüzgarında savrulup konuyorum yaşlı bir kadının kollarına...ağlıyor...hastaymış kocası ama yokmuş ilaç...neden yok anlamıyorum...içini döküyor bana...gözyaşı düşüyor kanadıma anlıyorum...
    islanıyorum...rüzgarla savrulup düşüyorum miljackanın sularına...dün gece yanmıştı diğer yapraklarım oysa...yıllarca durduğum o muhteşem binadan niye çıktığımı anlayamıyorum...neden ateşler içinde kaldığımı...iyice içime işliyor su..bakıyorum bir parçam simsiyah eriyip bitiyor suda...başımı kaldırıyorum...bana yıllardır ev olan yer alevler içinde...su buz gibi...ama alevler içinde yitip giden geçmişim beni eritiyor...anlıyorum...

    suyun aksinde kendini gören bir askerim...buz gibiyim ama ateş gibi kor...az önce vuruldu çocukluk arkadaşım...

    tramway penceresinden bakıyorum...bir yanımda miljacka...bir yanımda...kurşun giriyor yüreğime...ince bir sızı hiç acı yok..bir sıcaklık...uykuya dalıyorum...derin bir uyku...sonra neden uyanıyorum... her zaman çocukluk arkadaşımla oynadığımız parktayım...kimi tahta kimi mermer bir sürü işaret var...anlamıyorum...mis kokulu yarim geliyor...elleri yumuşacık...karanfil bırakıyor yüreğime bir de iki damla gözyaşı...anlıyorum...
    yarine ağlayan sevgili oluyorum mezarı başında...içimde birşeyler kopuyor...karanfilleri bırakırken yüreğine...ellerime bir kelebek konuyor...
    pencereden bakıyorum miljacka birşeyler söylüyor...çook derinden bir ezgi geliyor kulağıma... iniyorum tramwaydan yürüyorum sokaklarında saraybosna sevgilim...kokusu vuruyor burnuma...bir kelebek uçuyor derken... ferhadija da iki sevgilinin çiçeklerine konuyor...
    çook derinlerden bir ezgi duyuyorum...saraybosna sevgilim...ne olur bir daha ağlama.....

    not:(15.07.2006 11:32 tarihli) yıllardır sorulan sorular neticesinde bu açıklama eklenme gereği duyulmuştur. yukarıdaki satırlar, o topraklarla hiçbir kan bağı olmadığı halde gençlik yıllarında oralarda yaşanan katliamdan etkilenen genç bir yüreğin o topraklara gitmeye and içmesi ve savaştan yıllar sonra ayak bastığı topraklarda gördükleriyle yüreğinden süzülen cümlelerdir. kesinlikle tamamen bu yürekle yazılmıştır. giden gören zaten anlar, kelimelere gerek yok.
    not 2: yukarıdaki satırlar internette maalesef her yerde görülen intihale konu olmakta, alıntısız dolaşmaktadır. saraybosna dramını gençken gören, savaştan yıllar sonra yerinde o acıya şahit olan yürekten(wenge kişisinin kendi ruhundan süzülen cümlelerdir), bosna ile hiçbir kan bağı olmayan(boşnak değildir wenge-internette boşnak bir gencin satırları deniliyor, o acıyı ruhunuzda hissetmek için boşnak olmanız şart değil) ama oraya gönül bağı ile bağlı olan kişinin kaleminden çıkmış cümlelerdir.
    dünyanın hiçbir yeri bir daha ağlamasın dileğiyle...